Hatırlıyorum gazeteler çocukluğumdan beri onu allayıp pullamaktaydı.

Fakat bu çok süslü, çok renkli, bol mücevherli Kraliçe’yi bu denli övmek, bizim basının neden bu kadar sevdiği bir konuydu.

İlk çocukluğumda annemler ve onun kuşağı, Kraliçe’nin çocuklarının renkli fotoğraflarını seyreder onunla ilgili haberleri merakla okurlardı.

Bu bizim kuşak için de öyle oldu.

Gelini, skandalları Türkiye ahalisini hep meşgul etti.

Şimdi torunlarının eşlerinin hikâyelerini fonlanmış gazeteciler kalemlerine dolayıp bir sirk gösterisi ile milleti meşgul etmeye devam etmekteler.

Kimse sömürüden, gaddarlıktan, çalınan emekten gasbedilen haklardan, insan haklarına vurulan darbelerden, mazlumların rızkını çalarak yapılan hırsızlıktan, dökülen kandan bahsetmemekte.

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin 1600’lü yıllardan itibaren yaptığı mezalim, o vakit Hindistan’da bulunan Müslüman devletlerin karşı çıkması ve çok kanlı bastırılan isyanlar, elmas ve pırlantaların saraya kan ve ceset fışkıran topraklardan getirildiği konuşulmamakta.

Batılı adamın doğunun zengin baharat, ipekli ve pamuklu kumaş ticaretinin gözlerini kamaştırdığı zengin topraklar.

İngiliz sömürgeciliğinin kanla yazılmış tarihi.

Hindistan’ı asırlardır İslam devletlerinin yönettiği dönemlerde Müslümanlar Hindulara göre daha üst derece kültür seviyesine sahipti. Bu yüzden Müslümanlar daha fazla baskılara uğramış, ekonomileri bozulmuş, siyasi güçleri zayıflamış, kültürel kökenleri kesintiye uğramıştır.

Paranın ağaları, tarıma dayalı el sanatları ile uğraşan halkın zarara uğramasına yol açmış. Batılı karşısında özgüvenini yitiren halk, eğitim dilinin İngilizce yapılması ile travmalar yaşamış, Urduca ve Farsça ilim sahibi Müslüman kesimin işlerini yitirmelerine sebep olmuş, ruhsal bir bunalıma girmelerine yol açmışlardır.

İngilizlere ödenen ağır vergiler, yerli halkın beyazlar tarafından aşağı görülmesi, Batılının onları fakirleştirmesi, artan misyonerlik faaliyetleri, Müslümanların isyanıyla neticelenmiş, ancak çok kanlı bastırılmıştı bu isyan.

İngilizleri topraklarından atmak isteyen Hindistan halkı, çok can vermiş yüklü bedel ödemiştir.

Bütün bu bedellere karşın Hindistan kolonileşmişti (1858).

İngiltere Hindistan’da öylesine kanlı bir tarih yazdı ki, kendi mallarına rakip olmaması için Hint ipekli kumaş ustalarının eserlerini yok etmek için parmaklarını kestiği iddiası ortaya atıldı.

W. Bolt’un 1772 tarihli eserinde, ipek sarıcıların, fabrikalarda çalışmaya zorlanmamak için, kendi başparmaklarını kestiği belirtiliyor.

İngiltere Doğu Hindistan Şirketi, Hindistan’da dokunan tekstil ürünlerinin Britanya’ya ihracatından kâr elde ediyordu.

R. Dutt’ın 1902 tarihli eserinde de, şirket tarafından ipek sarıcıların, Britanyalılar için çalışmaya zorlanmamaları için başparmaklarını kestikleri örneklerden bahsediliyor.

Vergiyi ödeyemeyen yerel dokumacıların şirketin fabrikalarında çalışma cezasından kurtulmak için bazı ustaların kendi parmaklarını kestiği öne sürülmüştür.

Bu iki kaynak, İngilizlerin, tekel olmak için Hintli dokumacıları kendileri için çalışmaya zorladıklarını belgelemekte.

Makineler ile el tezgâhında dokunan kumaşların mücadelesiydi.

Oysa makinelerde dokunan kumaşlar ile el tezgâhlarında üretilen dünya güzeli ipek kumaşlar bir olabilir miydi?

Onca akan kana, kesilen ele karşın kazanan makine oldu.

Kraliçe kumaşın önemini bilen eski

kuşaktı.

Türkiye’ye gelir gelmez Bursa’da sadece Koza Han’da kalakalmış ipek kumaşların ayağına gitti.

Biz mi?

Parmakların kesilmesine gerek kalmadan ipek kumaşları hunharca yok ettik.