Yıllar sonra köyümü görmek beni ziyadesi ile duygulandırdı.

Bir o kadar da düşündürdü.

Dahası acılara saldı.

Şehre sadece on kilometre olan bir köy bile hızla terkediliyorsa, acilen tedbir alınmazsa yakın geleceğimiz için çanlar çalmaya çoktan başlamış. En temiz topraklar bile böyle hoyratça bırakılıyorsa, gelecek kuşaklar için vahim sonlar hazırlanmakta. O büyük tehlike,

köylerin burnunun dibine kadar sokulmuş çirkin hayaletler, apartmanlar; acımızı derinleştirdi. Nazlı dağların göğsünde, uğultu tepelerde, tertemiz topraklarda ne işi vardı, bu sevimsiz sitelerin. Yüksek yapılar o nadide doğanın iklimini de değiştirmekte; rüzgârın

güneşin, yağmurların, havanın doğasını bozmakta, etrafı kirletmekte. Hem bacasız hazine olan tertemiz tarım arazisinin, müteahhitlerin ticari hırsları, çok çabuk zengin olma yöntemleri, mantar gibi biten seviyesiz inşeatları ile hunharca katledilmesi çok acı. O hazinelerden değerli altın topraklarda yapacaksanız, iki katlı müstakil evlerinizi tarlanızın bir kenarına kurun; ağaçlara, hububata zarar vermeyen bir yapılaşma ile toprağın kökünü kurutmayın.

Şehrin içinde de yer kalmamış, heybetli dağlar apartmanlarca talan edilmiş, bir zamanlar başı dumanlı dağları seyre doyamazken şimdi, sineleri oyulup marketler, spor salonları, AVMler ile olanca tahribat yapılmış. Aynı kıyımı köylerin burnunun dibinde de görmek insanı sarsmakta. Oysa geçmişte bütün köyler gibi benim köyüm de bir cazibe merkezi idi. Kendi çocukluğumda; elma, armut, kayısı, kiraz, badem, ceviz ağaçları ile geniş ailelerin çoluk çocuk yaşadığı bir mutluluk tablosu idi. Önceki nesillerde daha büyük bir cazibe merkezi olmuştu. Babam sık sık anlatmakta, babaannesinden duymuştur. Büyük amcası çalışmak için Amerika’ya gider, bir arkadaşı memleketini ziyaret için dönmektedir, amcası da,  “git benim köyümü de, annemi, kardeşlerimi de gör, iyi olduğumu, selamımı söyle” der. Arkadaşı ziyareti yapar döndüğünde Osman Amcaya der ki; “yahu sen burada ne diye duruyorsun, ailen köşkte oturmakta, kameriyede rengârenk güller, sular raks etmekte, aşağıda nazlı nazlı akan çay, muhteşem bir manzara, izzet ikram çok güzel, senin buralarda ne işin var” diye, Osman Amcaya sitem eder.

O ihtişamlı günlerden sonra, ninelerimizin yaşadığı bülbüllü bahçelerden, annelerimizin soluduğu enfes geleneklerden, bizlerin tanık olduğu haymeli bostan tarlalarından oluşan o nefis köy manzaralarının; modernizmin aksak ritmine yenik düşmesi büyük haksızlık.

Devlet artık hızla eriyen, biten, kaybolan değerlerimize, topraklarımıza el atmalı, tarım sektöründe üvey evlat muamelesi yaptığı vatandaşlarına sahip çıkmalı, onları sosyal güvenceye kavuşturmalı, çiftçimizin onca emeğine karşılık para etmeyen ürünlerini değerlendirmeli, iğne ile kuyu kazan göznuru ile toprağı nakışlayan bu saygın emekçileri mutlaka maaşa bağlamalı, emeklilik hakkı tanımalı.

Yoksa Geyve’de de rastladığım gibi bir zamanlar Osmanlı’nın manavları olan üretken insanların topraklarını terk edip fabrika da işçi olmaya ya da masa başı göreve gidip de arazilerini yetim bıraktıkları gibi memleketimizin her yanı, aynı sorunla dertli. Benim şahit olduğum Elazığ’ın köyü Çorçuk/Harmantepe’de bu değişim, hızlı terk yaşanırken diğer köyler de pek farklı değillerdir muhtemelen. Tek dişi kalmış canavar olan teknoloji, nelerimizi öğütüp tüketmedi ki. Köyüm gibi şehrimiz Elazığ’da da şahit olduğum, hızla kaybolan el sanatları da ayrı bir yaramız. Bir zamanlar her evin önünde dut ağaçları vardı zira evlerde ipek böcekleri yetiştirilirdi, ipek kumaşlar dokunurdu, naylon bilinmezdi, iğne oyalarımız da ipekten yapılırdı. Şimdi derde derman bile olsa yok ipek üreticiliği ve ipek atölyeleri. Bütün değerli yanlarımızı kaybedip naylona ve sahteye boyun eğdik. İngiltere kraliçesi ülkemize geldiğinde, kadın bir yerlerde duramadı o yaşında Bursa’ya gitti zira ipeğin son küçük kırıntıları orada kalmıştı, onları almak için gitti. Bir zamanlar çamaşırların, elbiselerin, ferace ve çarşafların, başörtülerin ipekten yapıldığı dönemler de şimdiki gibi kötü hastalıklar, Alzeimerlar, kanserler yoktu; yediğimiz, giydiğimiz hep doğaldı. Sağlık, mutluluk, huzur elden giderken bunun müsebbibi ne yazık ki yine insanoğlu.