Türkiye’ye geldikten dört yıl sonra Müslüman olan Amerikalıya sordum, “Fakülteyi birincilikle bitirdin. İslam sanatları üzerine araştırma yaptın. Bu kadar zeki ve kabiliyetli bir insan olarak sen Amerika’da iken nasıl oldu da uyuşturucu müptelası oldun?” dedim.
Cevap çok kısa oldu, “Çok zeki olduğum için” dedi ve açıkladı, “Ben aklı başında adamım. Uyuşturucu bana zarar vermeye başladığı anda bırakırım. Kontrol bende” dedim ve başladım ama o beni kontrol etti ve istediği yere sürükledi.
“Allah’ın takdiri bu. Annem beni Amerika’nın imkânlarıyla uyuşturucudan kurtaramayınca en az uyuşturucu kullanan ülkeler arasında gördüğü Türkiye’ye beni getirdi ve ben burada ondan kurtuldum ama en sevindirici olanı ise uyuşturucudan kurtulmak değil ben bütün kötülüklerin başı olan dinimden kurtularak Müslüman oldum. Uyuşturucu müptelası olmam benim İslam’a yol bulmama sebep oluverdi” demişti.
Her saniye değil her salisemizde bizim tepeden tırnağa kendimizin bilmediği hücrelere kadar havayı, suyu ve gıdayı sunan Rabbimiz, dünya genelinde insanlığın bu dünyasını kan, gözyaşı, barut kokusu, ağıt gürültüsü ile cehenneme çeviren Hıristiyan, Yahudi ve diğer müşriklerin sözlerine güvenilmeyeceğini haber verdiği halde dünya genelindeki Müslümanların yöneticileri, “Ben aklı başında bir insanım. Bunlar bana zarar vermeye başladığı anda müttefikliği bozarım” der ama o müttefiklik zehri kişiyi öylesine etkiler ki kontrol karşı tarafın eline geçer.
Rabbimiz, kâfirler için: “Şüphesiz Allah katında hayvanların en şerlisi kâfirlerdir. Onlar iman etmezler.
Onlarla antlaşma yaptıktan sonra antlaşmaları her defasında onlar bozarlar. Onlar sakınmazlar” (Enfal süresi ayet 8/56) diyerek bizi uyardığı halde, “Bana bir şey olmaz” mantığıyla kaybediyoruz.
Adamların sözleşmelere uymamaları dinlerinin emridir. Karşısındakini kendisine hizmet için yaratılmış biri olarak görenin ona verdiği söze uymaması ibadet gibi kabul edildiğinden, sözünde duruşla dinine zarar vereceği korkusundan hep sözleşmelerinin hiç birine uymamışlar
“Olmaz canım bu kadar da söylenmez” diyenlere, buyurun şu kitabı okuyunuz. Bu kitabın önsözünü de Sayın Bülent Ecevit başbakanken yazmış: 1979 yılından itibaren Filistin Kurtuluş Ordusu’nun Ankara temsilcisi olan, kod adı Ebu Firas, asıl adı RibhiHalloum’un yazdığı kitabın adı: Belgelerle Filistin.
Yayın tarihi: 1988, Yayınevi: Alan Yayınevi.
Bu kitap, 1917 yılından 1988 yılına kadar Yahudi işgalcileriyle yapılan uluslararası sözleşmelerin belgelerini, metinlerini ve tarihlerini verir.
Ebu Firas’ın ifadesiyle İsrail, hiç birine uymamış. Her sözleşmede kendilerine çıkar sağlayan maddeleri işletmişler, çıkarları olmayan ve çıkarlarını engelleyen maddeleri yok saymışlar.
Yalnız biz Müslümanlara karşı yapmıyorlar bu ihanetlerini.
Her dönemde içinde yaşadıkları devletlere verdikleri zarar nedeniyle hep sürgün veya toplu katliama uğramışlar.
Hazreti Musa aleyhisselam bunları Firavun’ un zulmünden kurtarmasına ve özgürlük sağlamasına rağmen bunlar, Allah’ı bırakıp Samiri’nin altından yaptığı putu görünce ona tapınmaya başlarlar.
Milattan önce 721 tarihinde Asurîler zamanında tamamı yok edilmesi için öldürülmüşler.
Milattan önce 586 yılında Buhtunnasır, “Yeryüzünde Yahudi bırakmayın” emrini verir. Gizlenmeyi başaranlarla yeniden ürerler.
Milattan önce 203’te Suriye’de yeniden kılıçtan geçirilirler.
Milattan sonra 70 yılında Romalılar tarafından Kudüs istila edilir. Romalı komutan Titus tarafında Kudüs’ün yakılıp Yahudilerin kılıçtan geçirilmesini emreder.
Yeniden derlenip toplanırlar ve yeniden isyana kalkınca 135 yılında Romalılar tarafından beş yüz bin Yahudi öldürülür.
Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilere güvenlik sözleşmesi yapmasına, canlarını korumaya karar vermesine rağmen Yahudiler, Mekkeli müşriklerle, Medineli münafıklarla beraber hareket etmeleri ve peygamberimizi öldürmeye teşebbüs etmeleri nedeniyle Beni Nadır Yahudileri kuşatılmış ve sonunda Medine’den sürülmeye razı olmuşlar.
Yahudiler sürgün edilirlerken Sevgili Peygamberimiz ashabına, “Yahudilere borcu olanlar borçlarını ödesinler” buyurmuş.
Her üç kişiye bir deve verilmesini, canlarına zarar verilmemesini, Şam’a kadar güven içinde gitmelerini sağlamış.
Hazreti Ömer zamanında onların yaptıkları haddi aşınca bir tek Yahudi kalmamak kaydıyla Suriye taraflarına sürgün edilirler.
1290 yılında İngiltere’de birçok Yahudi idam edildikten sonra geri kalanları sürgün edilirler. 1306’da Fransa’dan, 1370’de Belçika’dan sürülürler. 1380’de Çekoslovakya’dan sınır dışı edilirler. 1394’de geri gelen Yahudiler tekrar sürgün edilirler. 1420’de Macaristan’da bir tek Yahudi kalmamak üzere sürülürler. 1444 yılında Hollanda’da çıkarılırlar. 1492’de İspanya’dan sürülürler. 1510 yılında Rusya’dan çıkarılırlar. 1540 senesinde İtalya’dan sürgün edilirler. 1551’de Almanya’da sınır dışı edilirler. 1562’de Çekoslovakya’ya geri gelenler tekrar kovulurlar. 1582’de yine gizlice Fransa’ya sızanlar tekrar ülkeden çıkarılırlar. 1744 yılında Çekoslovakya’ya gizlice girenler yeniden sürgün edilirler. 1919’da Ukrayna’dan çıkarılırlar.
“Yahudi Sorununun Nihai Çözümü”nü Alman Nazileri beş milyon Yahudi’yi öldürmede görürler.
Bütün bu devletlerden kaçabilenlerin tek sığınağı yine Müslüman Osmanlı Devleti olmuş.