Gönül evimize kabul ettiğimiz, yoluna sevgimizi serdiğimiz,  yakınlarımız, köy, mahalle, asker, okul, iş arkadaşlarımız, bir gün hem sizin hem toplumun, hem dinin hoşlanmadığı bir suçu işlediğinde yapılabilecek en doğru yol, önce suç işleyeni dinlemektir.

Gerçekten o suçu işlemişse nedenini sormaktır.

Hani bazı durumlarda cinayeti işleyen başkadır, suçu üstlenen başkadır.

Tecavüzü yapan başkadır, hapiste yatan başkadır.

Suçu kendisinin işlediğine kanaat getirdiğiniz durumlarda nedenini sormalı ve haksız yapılan suçun cezasının çekilmesinde suçun kötülüğü, kabul edilemez olduğu söylendikten sonra dostumuzun cezasını çekmede yardımcı olduğumuz gibi bir daha bu tür suçları işlemesini önleme yolunda gayret sarf etmeli.

“Ne halin varsa gör” deyip uzaklaşmak onun suç makinesi olmasına yardımdan başka hiçbir işe yaramaz.

“Adım çıkmış dokuza inmez sekize” der ve devam eder.

Üst üste içki içmekten cezalandırılan bir sahabi tekrar içkili olarak Sevgili Peygamberimizin yanına getirildiğinde Hazreti Ömer, “Allah seni kahretsin” dediğinde Sevgili Peygamberimiz, “Kardeşinin şeytanına yardımcı olma” demiştir.

Mıhcen isimli o sahabenin İran’ın fethinde gösterdiği kahramanlıklarla doludur İslam tarihi kitapları.

Daha önce bu sütunda onun hayatından bir bölümü nakletmiştim.

Yeryüzünde işlenebilecek suçun en büyüğü kâfir olup gitmektir.

Rabbimiz, Lokman Suresi’nde Lokman aleyhisselamın dilinden, “Oğulcuğum, şirk en büyük zulümdür” buyurmuş

Farz edin ki sevdiğiniz biri Allah korusun kâfir olmuş.

Yapılacak ilk iş Allah’tan onun için hidayet dilemektir.

Büyük günah işleyenler için de  ıslahımızı dilemektir.

İnkârdan imana, isyandan Allah’a itaate döneceği günleri çöldeki adamın su beklentisi gibi beklemektir.

Gurbetten gelecek sevgilinin yolunu beklemek gibi yoluna bakmaktır.