Dünyanın başka ülkelerinde de siyasetçilerin benzer özellikleri var mıdır bilmiyorum ama Türkiye’dekilerin bazı alışkanlıkları hiç değişmiyor. Siyasetin elbette kendine göre bir mantığı ve siyasetçinin de haliyle kendine göre birtakım karakteristik özellikleri olduğunu kabul ediyoruz ama bütün bunların belli bir prensip ve incelik etrafında yürümesini bekliyoruz.

Yani, siyasetçi için halk arasında yerleşmiş olan “yiyor ama çalışıyor” türünden nitelemelere en bata siyasetçilerin kendilerinin karşı çıkması ve bunu çürütmek için de elden geldiğince çaba sarf etmeleri gerek mesela. Aynı şekilde, seçim dönemi yaklaşınca birden bire bir şeyler yapmayı hatırlayan siyasetçi tipi de artık yıkılmalı.

Üniversitedeyken, Göztepe’deki okula giderken sürekli önünden geçtiğimiz Kadıköy Belediyesi’nin çevresindeki kırık dökük kaldırımların seçimlerden tamı tamına 1 hafta önce yapılmasını unutmuyorum bir türlü. Benzer şekilde Kadıköy çarşısının içindeki harap vaziyetteki yolların da yine benzer tarihlerde onarılması da aklımdan çıkmıyor. Örnekler çok ama seçimden tam1 hafta önce iş yapmayı hatırlamak ise başlı başına bir hadiseydi.

Allah selamet versin, belediyelerimiz 5 sene boyunca durup da seçimlere birkaç ay kala birden bire çalışmayı veya vatandaşı hatırlamıyorlar mı, insan gülmekle kızmak arasında kalıyor. Geçen yerel seçimden önce kapıya oyuncak helikopter bırakılmıştı, bu sefer de 2 adet kahve fincanı ve poşet içinde bir miktar kahve dağıtılmış hediye olarak. Başakşehir Belediyesi, o kadar insancıl ve kadir kıymet meraklısı ki(!), kahve poşetinin üzerine “Ömür boyu hatırlanmak dileğiyle” türünde bir şeyler dahi yazmış. Niye hatırlayacaksak, o da ayrı tabii.

Her ne hikmetse, seçimlere doğru gidilirken ve aday belirleme curcunasının arefesinde böyle bir hediyeyle karşılaşınca insan, açıkçası durumun samimiyetine güvenesi gelmiyor. Aslına bakılırsa, gerçekten samimi bir hareket dahi olsa, tüm vatandaşlara kahve fincanı ve kahve hediye etmenin mantığı var mı acaba Sonuç itibariyle, belediyeden beklenti belediyecilik hizmetlerini layıkıyla yerine getirmesidir ve hediye vs dağıtması diye bir beklenti içine de kimseler girmez işin doğrusu.

Nasıl ki, artık her hizmetin yanına muhakkak oranın belediye başkanının isminin veya resminin olduğu bir pankart iliştiriliyor ve klasikleşmiş samimiyetsiz ifadelerle “Sizin için çalışıyoruz” tarzında bir “başa kakma” normalleşiyorsa, herhalde bu türden “hediyeler” de normalleşecektir. Ancak, bu hediyelerin kimin cebinden karşılandığı ve hangi maksada hizmet için dağıtıldığı işin içine girince, mesele de masum bir hediyeden çıkıyor.

Dağıtılan bu “hediyeler”, kamunun veya halka mal olmuş bir tabirle “tüyü bitmemiş yetimin” hakkı değil mi Bu kutsal kaynağı, yani halkın parasını, kendi şahsi ve siyasi ikbali için kullanmak nasıl bir mantıktır Bunun hoşgörülecek bir tarafı var mıdır Bir kamu kurumunun (belediye) imkanını ve ismini kendi şahsi amaçları için kullanmak normali mi artık

Hz. Ömer’in, devlet işlerinde ne kadar titizlendiğini, ne kadar büyük bir mesuliyet ve vebal bilinciyle hareket ettiği son derece sahih bir gerçektir. Şahsi işleri için kullandığı mumla, devlet işleri için kullandığı mumun farklı olması bile büyük bir adalet hissini verir. Kalkıp da, hiçbir amaca hizmet etmeyen ama “40 yıl hatırlanmak dileğiyle” gibi duygusal(!) bir sosa bulanmış bir “hediye” veya seçimlerin de yaklaşması sebebiyle hediyeden de öte bir şey dağıtırsanız, kusura bakmayın ama o kahvenin 40 yıl hatırı olmayacaktır.

Kamu hizmeti ifa etmek için göreve gelen idarecilerin, yaptıkları işleri çok büyük hizmetler gibi pazarlamaları yerine zaten bunu yapmaya memur olduklarının bilincine varmaları kadar, kamunun parasını harcarken de büyük bir vebal altında olduklarını hissetmeleri gerek artık. Yoksa kimseler belediyeden kahve seti falan beklemiyor, bilesiniz.