Allah’ın verdiği gönüle ilah olarak hiçbir insanı sokmadığı gibi, onların sevgisinin gölgesini bile hissettirmemiş,

O’na kulluk görevinde O’nun gönderdiği ve “Güzel örnek” dediği elçisi Hazreti Muhammed’i önder ve örnek seçmiş,

Allah’ın yarattıklarını sevmiş,
Midesine haram lokma girmemiş,
Elleri haram mala ve haram tene uzanmamış,
Kulağından gönül denizine hep Allah’ın ayetleri dökülmüş,
Dili hep Allah’ın ayetleriyle ballanmış bir mümin, bu dünya üzerinde Rabbin rızasını yitirme korkusundan başka bir korku taşımamalı.

Değerli bir ilim adamına zamanın kralı, sürgün cezası verince, ilim adamı sevinivermiş.
Kral, ilim adamına neden sevindiğini sorunca, “Bu şehirden başka şehir görmemiştim. Bu sürgün nedeniyle başka şehir de göreceğim. Onun için sevindim” demiş.

Kral, “Öyle ise onu tek kişilik hücrede müebbet hapse atın” deyince biraz daha sevinmiş.
Kral, nedenini sorunca, ilim adamı, “Ömrüm okumak ve okutmakla geçti. Nafile ibadetlere zaman ayıramamıştım. Tek kişilik hücrede Rabbime ibadetle bir ömür geçireceğim” deyince idamına karar verir.
Bunu duyan ilim adamı daha çok sevinir.

Nedeni sorulduğunda, “Ecel, değişmez. Ecelim gelmişse idam edebilirsiniz, gelmemişse bir bahane çıkar olmaz.

Ama eğer ecelim gelmişse, benim bu dava uğruna idam edilmem, benim şehit olmama sebep olacak” deyince kral, en uygun ceza olarak, serbest bırakılmasını söyler.

Bahar gelince karıncalar yuvalarından çıkıyor.
“Develer ve filler beni ezer” korkusu taşımadan çalışmaya devam ediyor.
Geçen senenin yıldırımları, depremleri, selleri, onun bu seneki çalışmasına engel olmuyor.
“Bugün yağmur yağarsa beni sel alıp götürürse veya biri beni tepelerse” korkusuyla yuvadan çıkmazlık etmiyor.

Tek başına tek kanat açan her papatya, sel veya yel korkusunu taşımış olsa, kafasını topraktan çıkaramadığı gibi doğmadan kabre girmiş olur.
“Günümüzden örnek ver” derseniz buyurun:
Daha önce örnek alınacak faaliyyetlerini yazdığım Hacı Ali, okuldan mezun olunca büyük illerimizden birine imam hatip öğretmeni olarak atanır.
Hemen derslere başlar.
Girdiği her sınıfta, öğrenciler, beden eğitimi öğretmeninin her derste kendilerini aşağılayıcı sözler söylediklerini anlatırlar.
Bütün sınıflar, bedenciden şikayetçi.
Siz olsanız ne yaparsınız?
Daha stajyerliğiniz de kaldırılmamış.
Hacı Ali teneffüste, öğretmenler odasında ona dönerek, “Bir daha sınıflarda öğrencileri aşağılayıcı söz söylemeyeceksin” der.
Bedenci, “Söylersem ne yaparsın?”
Hacı Ali “Seni döverim”

Bedenci “Haydi gel döv” derken elleriyle de beni kendine doğru çağırıyordu. Benden bir on santim kadar uzun. Öğrenciler ona “Herkül” adını vermişler.
Hacı Ali- “Sen öğretmenlere değil öğrencilere hakaret ediyorsun. Seni öğrencilerin önünde döveceğim ki, onların yürekleri soğusun” der ve Cumartesi günü okulun spor salonunda dövüşü kararlaştırırlar. Müdüre ve bütün sınıflara haber verilir.

Bu olayı ben hem Hacı Ali’den, hem o günlerde imam-hatipte okuyan öğrenciden dinledim.
Öğrenci yalnız spor salonunda olanları anlattı bana.
Hacı Ali anlatıyor, “Adam beden öğretmeni, benden uzun, boks da biliyormuş ama ben de okullar arası güreş şampiyonu idim.

Mindere çıktık, adamın kolları uzun, ben daha yaklaşamadan vurma şansı var.
Ben çevresinde dolaşıyorum ama onun çenesine vuracağım kanaatini ona yerleştirdim.
O kendi kafasını ve çenesini korumaya ve saldırmaya çalışırken ben aşağıdan adamın topuklarının gerisinden tuttuğumla çekiverince sırt üstü düştü.

Üstüne abandım. Kalkmak için çalışırken arkasına geçtim, iki koltuk altından iki kolumu sokup boyun ensesinde ellerimi kenetledim ve kafasını öne doğru eğmeye, nefes almasını engellemeye çalıştım.
Hırıltılar gelmeye başladı, “Hacı Ali, nefes alamıyorum” dedi.

Ben de “Gebeeeeer” dedim ve biraz daha bastırınca ses de gelemedi başıyla bana mesaj vermeye çalıştı.
“Seni bırakmam için, senin bu salonda ve sınıflarda öğrencilerden özür dilemen gerekir” dedim, Başıyla onayladı.

Bıraktım, ayağa kalktı dört tarafa dönerek özür diledi ama Pazartesi günü okula gelemedi ve bir başka okula tayinini çıkartmış” demişti.
12 Eylül 1980 darbesinde 38 gün tutuklu olarak kaldı.
28 Şubat 1997 darbesinde doğuda medreselerin kapatıldığı, batıda imam-hatip ve Kur’an kurslarına darbe vurulduğu günlerde Hacı Ali, Güneydoğu hocalarından birini şehrine davet eder ve her türlü konforu sağlanarak Doğu usulü medreseyi açar.

Öğrenciler gündüz üniversitelerine gidecekler, akşam, sabah ve tatil günlerinde medrese dersleri görecekler. Hacı Ali vefat etti ama, medrese devam ediyor ve inşallah, Hacı Ali’nin amel defterine de hayırlı hizmetlerinin yazılması devam ediyordur. Allah rahmet eylesin.