Osmanlı’da “ahilik” teşkilatlanmasıyla piyasada güven sağlanabilmiş, aykırı uygulamalarda da “pabuçlar dama” atılabilmiştir.
Allah insanlara “yararlı, temiz” şeyleri helal, “pis ve zararlı” olanları da haram kılmıştır. Emretmek, hükmetmek, helal ve haram koymak hak ve yetkisi de sadece Kendisi’ne aittir. Bu sınırların ihlali de şirktir, zulümdür. (Lokman,13) İktisat: “İsraf ve cimrilikten korunup, gereken yerde gerektiği kadar harcama yapmak.”
“Servetin üretim, dağılım ve tüketimini inceleyen bilim dalı.” Cimrilik de israf da yasaklanmış. (İsra, 17/29) iktisat emredilmiş. (Furkan, 25/67) “İktisat yapanı Allah zengin eder.” Saçıp savuranı da fakirleştirir. Zenginlikte de fakirlikte de iktisat tavsiye edilmiştir. Kazanç da meşru/helal yollardan olmalı. Harcamak da meşru/helal olmalı. “Şeriatte benimki benim, seninki senin; tarikatte benimki de senin; Hakikatteyse her şey Allah’ındır...” (N.F.K)
Zekât; “artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal, övgü” anlamlarında... Terim olarak da belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.
Kur’an’da zekâtla ilgili otuz beş ayet vardır. Hz. Ebubekir (r.a.), namaz kılıp, zekâtını vermekten kaçınanlara savaş açmıştır.
İbni Zeyd (R.a): “Namaz ve zekât birlikte farz kılınmıştır. Araları hiçbir zaman ayrılmamıştır.” “Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan mülk de yalan...” (Y.Emre) “Bir kişiye on pul on kişiye bir pul bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.”
İsraf, aşırılık, imkânların, nimetlerin gereksiz harcama ve ölçüsüz tüketilmesi. Allah müsrifleri sevmez.
Riba: “Artmak, çoğalmak, yükselmek, şişmek, fazlalaşmak” “karşılıksız fazlalık” kademeli olarak yasaklanmıştır. Bu kavram yerine nedense “faiz” gibi olumlu anlamı olan kavram ikame edilmiştir. DİB’in “Dini Kavramlar Sözlüğü”nde faiz kavramına yer verilmemiş.
Bilindiği üzere faiz; sermaye sahiplerinin yoksulları sömürmesine, sermayenin belli ellerde toplanmasına, sınıflaşmaya ve gelirlerarası dengesizliğe yol açar. Faiz sadece mala zarar vermekle kalmaz. Öteki dört değeri de ifsad eder (din, can, nesil, akıl) İslam servetin atıl bırakılmasını üretime ve yatırıma yönlendirilmesinin ortamını hazırlar. Temel üretim faktörü emek kabul edilip, sermayenin riske/zarara katlanmasında tek başına kazanma aracı olmasını önlemiştir. Sosyal dayanışma, yardımlaşma ilkesi, zekât, infak emri emek ve sermayenin birlikte üretime ve yatırıma yönelmesi, kar ve zararı birlikte paylaşması ilkeleri bir bütünün parçaları... Emek ve sermaye arasında dengeyi kurmuştur.
Faiz öyle bir mikrop/zehir ki sadece mala/servete/paraya/ticarete zarar vermiyor. Sosyal, ahlaki, hatta imani (manevi) zararlar, tahribatlar doğurabiliyor. Şöyle ki: a) Gelirler arası dengeyi bozduğu için yoksul/işsiz kesimin servet/zengin düşmanlığına yol açabiliyor. Bu, kardeşlik, saygı ve sevgiyi dinamitliyor, çatışmalara bile neden olabiliyor. Cana da zarar verebiliyor. Faize batan intihar edebiliyor.
b) Kutsal olan “emek” değer ve önemi giderek azalıyor. c) Üretim/işsizlik borçlanma/suçluluğu artarken, fiyatlar yükseliyor. d) Ahlaksızlık yayılıyor. (Haset, düşmanlık vb.) e) Meşru olmayan yollardan, çalışmadan geçinmek yolunu açıyor. f) Müslüman’ın imanına bile zarar verebiliyor. Faizin haram olduğu inancı, algısı zamanla “bu zamanda da faizsiz olur mu? Faiz de ticaret gibidir,niye haram olsun ki?!” anlayışına götürebilir ki bu da ateştir hatta iman dairesinin dışına çıkabilme tehlikesini taşır.
İsar/diğerkâmlık/özgecilik (Yusuf, 12 / 91, Haşr, 59/9). Kendisi muhtaç iken bile başkalarına mal canla yardımcı olmak.