Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

Bir toplumun kurtuluşu İslam’a teslim olduğu kadardır. Ve bugün ben Müslüman’ım diyenlerin içinde bulunduğu İslamsızlık bunalımının temelinde, dünyevileşme yani sekülerleşme, yani dünya sevgisi hastalığı bulunmaktadır. Bu konuda ben Müslüman’ım diyen herkesin Tevbe Suresi 23 ve 24 ayetlerini tefsir ve fıkhıyla birlikte okumalarında sonsuz faydalar vardır. Bu iki ayeti meal ve fıkhı ile birlikte okumaya çalışalım. TEVBE 23:“Ey iman edenler! Eğer küfrü (yani Batı’yı ve faizci düzenini) imana (Kur’an’a ve nizamına) tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost ve yönetici) edinmeyin. Sizden kim onları veli (dost ve yönetici) edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendisidir.” Allah Teâlâ bu ayette, inkârcılığı ve düzenini, inancımıza ve düzenine tercih edenler, değil falan partinin başkanı, babalarınız ve kardeşleriniz bile olsa, onları yönetici ve dost edinmeyiniz diyor. Edinirsek ne olur? Rabbim cevabını veriyor: “Sizden kim onları kendisine dost ve yönetici edinecek olursa işte onlar zalimlerin ta kendisidir.” Burada hitap Müslümanlaradır. Yanlış ve batıl bir yolda yürüyen ve zalim bir düzeni yürüten Müslüman bile olsa, zalim olur. Allah zalimleri asla sevmez. Bunun için Müslüman, hakkı hak, batılı batıl olarak bilmeye, hakkın hâkim, batılın zail olması için hakkını vererek cihad etmeye mecburdur. TEVBE 24: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler size, Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, o halde Allah (bela ve kriz) emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Müslümanlar olarak dinden uzaklaşmıyoruz, ancak İslam’ca düşünmekten ve yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Allah’a, Peygambere, Kur’an’a iman ediyoruz, ama iş uygulamaya gelince, Allah’ın ve Resulünün emir ve yasaklarına şimdilik uymanın zamanı değil, onun da zamanı gelecek, bu işler birden olmuyor, yaptırmıyorlar, göreceksiniz o günler de gelecek diyerek, AB’nin, ABD ’nin ve İsrail ’in, yani batıla inananların emir ve yasaklarına uyan bir toplum olduk. Niçin? Dünyevi çıkarlar, ticaretine zarar gelmesi endişesi, mal sevgisi, hoşlanılan evler, Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ve arzu edilir hale geldi. Bu halimiz bizi zillete düşürdü ve biz din ve düzen olarak İslam’ı yaşamaktan uzaklaştık. Allah; yoldan çıkmış, istikametini kaybetmiş bir topluma asla hidayet ve saadet ihsan etmez. Bu ayette sayılan hususların hepsi, dünyevileşmenin, sekülerleşmenin ve dünya sevgisinin yansımalarıdır. Müslüman’ı; sevdiği ve kaybolmasından korktuğu dünyası, Allah’ın ve Resulünün emirlerine uymaktan, malıyla canıyla Allah yolunda, “Adil Bir Düzen”in kurulması için cihad etmekten alıkoyuyor. Bu sebeple içinde bulunduğu zilletten kurtulup, izzete ulaşamıyor.

EMREDİLEN İSLAM

Allah kullarına İslam’a din ve düzen olarak uymayı ve yaşamayı emretmiştir. İslam; 1. Yaratanı tazim, Allah’ın emirlerini hürmet ve ihtiram içinde yerine getirmek, 2.Mahlûka şefkat, yaratılanlara şefkat ve merhamet gösterip onların dünya ve ahiret saadetini istemek ve bunu gerçekleştirmek için mücadele etmektir. Bunun dışında başka bir saadet yolu yoktur. Toplumsal kargaşayı, gerilimi, sürtüşmeyi, faizi, zulmü ve bütün kötülükleri ortadan kaldırmaya çalışmak bir Müslümanlık görevidir. Uyulacak yol, Allah’ın emrettiği İslam yoludur. Bu yolu tanıtmak ve insanları bu yola çağırmak en temel görevdir. NAHL 125: “Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel bir vaaz ve tanıtım yaparak davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” Müslüman, ortalığı ateşe veren değil, yangın yerine çevrilmiş ortalığın ateşini söndürmeye çalışandır. Ortalığın ateşi ancak İslam ile söndürülür: ALİ İMRAN 19: “Allah nezdinde hak din (ve düzen ancak) İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim (Kur’an’ın mesajı) geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.”Bizim yolumuz, medeniyet değerlerimiz AB kıstasları olamaz. ALİ İMRAN 85: “Kim, İslâm’dan başka bir din (ve düzen) ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve düzen) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.” İslam’a bütün bir “din ve düzen” olarak uymak gerekir. İslam’ın yarısına uyup, diğer yarısını sonra yaşarım demek insanı saadete ulaştırmaz. BAKARA 85: “…Yoksa siz, Kitap’ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” Allah Teâlâ: “Siz, size Allah tarafından indirilen kitabın bir kısmına iman edip yaşar, bir kısmını da yok sayıp uygulama dışı bırakırsanız, kim bunu yaparsa, ona dünya hayatında tam bir perişanlık ve zillete düşmek, ahirette de azabın en şiddetlisine uğratılmak vardır” diyor. İslam, Allah’tandır ve bütündür, yarısı kendisi değildir. İslam’a bir bütün olarak, olduğu gibi uymak Allah’a tazim ve saygının gereğidir.

MAHLÛKA ŞEFKAT

Şefkat; merhametle yaklaşmaktır, herkesin iyiliğini ve saadetini istemektir. İyilik İslam’dır. İnsanoğluna yararına olanı da, zararına olanı da İslam bildirmiştir. Milli Görüş ile ifade edilmek istenen şey de budur. Bundandır ki gayesi, bütün insanlığın saadet içinde yaşaması için “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” kurmaktır. Bunu da sadece Saadet Partisi gerçekleştirmeye çalışıyor. Selam hidayete tabi olanlara…