Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, iki cihan saadetimiz için bizlere İslamı ihsan eden, Allah(c.c)a hamd, muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)ya salât ve selam olsun.

İman: Allahın insanların saadeti için bildirdiği şeyleri kalp ile tasdik ve dil ile ik¬rar etmektir. Sözlükte "mutlak tasdik" anlamına gelmektedir.

Terim olarak iman: Allahın varlığına, birliğine ondan başka ilah olmadığına Hz. Muhammed (s.a.v)in Allahın kulu ve elçisi olduğuna ve Onun, Allahtan alıp insanlara bildirdiği, kesin delillerle bilinen esasların gerçek olduğuna yürekten ve kesin olarak inanmaktır. Bunların hak ve gerçek olduklarını kalp ile kabul ve tasdik etmektir.

Mücerret marifet yani bir şeyi sadece bilmek, iman için yeterli değildir. Bilgi ile yetinmeyerek, onu kalben tas¬dik etmek şarttır. Tasdik bir şeyi tercih edip yaşamayı ve yaşatmayı gerektirir. Yaşanmayan ve yaşatılmayan şey tasdik edilmiş sayılamaz. Kuran, kişinin yapmadığı şeyleri söylemesini Allah katında nefretle karşılanan şey olarak tanımlar: "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır." (Saf: 2-3)

La İlahe İllallah Muhammedün Resulüllah demeden, muhtevası ile tevhide bağlanmadan gerçek mümin, Şahadet Kelimesini söyleyip İslamın uygulama esaslarına tabi olmadan gerçek Müslüman olunamaz. Tevhid ve Şahadet kelimesinin muhtevası İslamdır. Allahtan başka batıl ilahlar; Tağutlar, Hahamlar, Rahipler, Put adamlar, Şeytanlar ve bunların kurdukları düzenler reddedilmeden Allahın ilahlığına iman etmek imkânsızdır. "(Yahudiler) Allahı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesihi (İsayı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu..." (Tevbe: 31) Allahtan başka ilah yoktur. Olsaydı ne olurdu sorusunun cevabını Kuran bize haber vermektedir. "Eğer yerde ve gökte Allahtan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti..." (Enbiya: 22)

Allahın ilahlığına inanan bir kimse; fert, toplum ve kurumsal olarak ancak İslama bağlanmakla mükelleftir. Başka dinler kul yapısı olduğu veya tahrif edildiği için İslamın yerini tutmaz. İslam Allahtandır ve Onun İslamdan başka hiçbir dine rızası yoktur. "Kim, İslamdan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır." (Ali İmran: 85)

Allah insanı İslam ile imtihan etmektedir. Kim İslama bir hayat nizami olarak bağlanır, hâkimiyeti için cihad ederse kurtulur. Kim başka yollara saparsa batıl davalar için savaşırsa helak olur. "Asra yemin ederim ki, İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip salih amel işleyenler, hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır." (Asr: 1-3) "Bilakis biz, hakkı batılın tepesine bindiririz de o, batılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, batıl yok olup gitmiştir. (Allaha) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!" (Enbiya: 18)  İslam çağrısına kulak tıkamak Allahı yalanlamak anlamına gelir. "İslama çağırıldığı halde Allaha karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez." (Saff: 7)

İLAHİ AHKÂMI YÜRÜTMEK

Müslüman dünya hayatını İslam ile tanzim edebilen kimsedir. Allah insanlara yolun doğrusuna uysunlar, batıl yollara sapmasınlar diye kitaplar ve bu kitaplar ile hükmetsinler diye peygamberler göndermiştir. "İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi..." (Bakara: 213) Allah (c.c) son kitap olarak Kuranı indirmiş insanlardan bu kitaba uymalarını istemiştir. "İşte bu (Kuran), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allahtan korkun ki size merhamet edilsin." (Enam: 155)

Bütün kitaplar gibi Kuranın gönderiliş hikmeti, insanlar yolun doğrusu olan İslama uysunlar içindir. "Elif. Lam. Ra. (Bu Kuran), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye layık olan Allahın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır." (İbrahim: 1)

İnsanların dünya ve ahiret hayatlarında saadet bulmaları ancak, Allahın emir ve yasaklarını esas alan bir hayat düzeni inşa etmelerine bağlıdır. İman edenler Kitaplarda belirtilen ilahi hükümlere uymak ve bunlarla hüküm vermek zorundadırlar. Ahirette dünya hayatının hesabını Allaha vereceğine inanan her fert ve toplum Kuranın şu ikaz ve ihtarını hesaba katması gerekir. "...İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allahın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir... Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir... Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir. Sana (Resulüm) da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitabı (Kuranı) indirdik. Onlar arasında Allahın indirdiği ile hükmet ve haktan yüz çevirerek onların heva (kanun) larına uyma..." (Maide: 44, 45, 47, 48)

Bu ayetlerde bizden Kurana uymamız ve onun ahkâmını yürütmemiz ve İslamı inkâr eden veya Onu dünya çıkarları için uygun bulmayanların oluşturdukları müktesebatı reddetmemiz em¬redilmektedir.

Buradan çıkarılacak neticelerden birisi de Müslümanım diyen hiçbir kimsenin Kitap Ehli diye tanımlanan Yahudi ve Hıristiyanların izinden gidemeyeceği hususudur. Bu konuda Allahın Peygamberimize yaptığı şu tembihatı ciddiye almalıyız. "Yemin olsun ki (Habibim) Sen Kitab Ehline bütün delilleri getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönmezsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına (esaslarına) uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyen zalimlerden olursun." (Bakara: 145)

Bu ayette İslam ve esaslarından vazgeçilerek Yahudi ve Hıristiyanların birlikte kurdukları AB ve müktesebatına bağlanma çalışmaları hakkı çiğnemek ve zalimlik olarak tanımlanmaktadır.

Aklı nefsinin değil; vahyin emrinde olan bir Müslüman; Kuranın bu hakikatlerini germezlikten gelerek İslam düşmanlarının dümen suyuna girip onların düzenini yürüten bir kimse olamaz. Olursa zalim olur, fasık olur.

İSLAMI ÜSTÜN TUTMAYAN SİYASET ZULÜMDÜR

Siyaset; emretmek ve yasaklamaktır, insanların idaresine talip olmaktır. Allah idarecilerden adaletle yönetmelerini, iyilikte bulunmalarını emretmiş, çirkin işleri, fenalık ve azgınlıkta bulunmalarını yasaklamıştır. "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl: 90)

İktidar bir nimettir ve onu veren de, alan da Allahtır. Allahın iktidar verdiği insanlar bu nimeti ıslah için kullanırlarsa mahşerde gölgenin bulunmadığı bir zamanda Arşın altında gölgelenecek bahtiyarlardan olurlar. İktidar nimetini ifsat ve zulüm için kullananlara ise Allahın hiçbir iltifatı olmayacak ve o bir zavallı olarak Cehennemdeki yerini alacaktır.

Bugün dünyaya hâkim olan siyaset zalimlerin siyasetidir. Bu siyaset sahipleri bütün güzel ve anlamlı konuşmalarına rağmen iktidarlarını, tarımı, üretimi, ekonomiyi ve insan neslini ifsat etmek için kullanmaktadırlar. "İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatı hakkın¬da söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta kalbinde olana(samimi olduğuna) Allahı şahit tutar. Hâlbuki o düşmanların en azılısıdır. "O işbaşına (iktidara) geldiği zaman yeryüzünde bozgunculuk yap¬maya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah bozgunculuk yapanı sevmez. Ona Allahtan sakın denildiği zaman, kibri onu günaha alıp götürür. (Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter. O ne kötü bir yataktır." (Bakara:204-206)

Müslüman bir kadronun iktidarda olduğu bir ülkede devlet; Faiz, haksız vergilendirme, milli piyango, spor toto, ganyan, sanal kumar, tüketim, alım satım gibi yollarla gelir temin edemez. Biz dinsel milliyetçiliğe karşıyız dedikten sonra Protestanlık mezhebinin dini nizamı olan faizci kapitalist nizam yürütülmez. Biz kimsenin yaşam alanlarına karışmıyoruz derken okul müfredatlarında, televizyon ekranlarında, gazete sütunlarında batının kokuşmuş din ve ahlak anlayışı Müslüman millete dayatılmaz.

Müslüman bir kadronun iktidar olduğu bir ülkede Adil Düzen olur. Tüketim değil; üretim teşvik edilir. Helal kazanç esas alınır. Batı medeniyet değerleri değil; İslam üstün tutulur. Talim ve Terbiye "Çocuklarınıza ilkönce tevhid kelimesini öğretiniz" esasına uygun olarak yapılır. Zina değil evlilik teşvik edilir. Müslüman milletin kadınları cahiliye anlayışının kurbanı edilerek ticari bir emtia haline dönüştürülmez, o şerefli bir anne olarak muhafaza edilir ve korunur. Maruf olan işler emredilir, münker olan işler yasaklanır. Devlet Milli Görüş esaslarına göre yapılandırılır. Rabbimiz buyuruyor  "Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek na¬mazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allaha aittir." (Hac: 41) vesselam.