Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
İslam, insanlık için esastır, zorunludur ve mecburi bir istikamettir. İslam, insana lehine ve aleyhine olan şeyleri bildirmiştir. İslam, insanı barışa götürür, zulüm ve helak olmaktan kurtarır. İslam dünya barışının tek çaresidir. İslamsız barışı arama çabaları boşunadır. Çünkü barış, İslam demektir. İslam, disiplin ve ciddiyettir, iktidar ise bu disiplini ve ciddiyeti sağlayan bir otoritedir. İnsanın lehine olanı emretmek, aleyhine olanı yasaklamak, huzur ve barışı bozanı cezalandırmak, toplumu eğitmek, iktidar ile mümkün olabilecek şeylerdir. İktidar İslamın emrinde ve hizmetinde olursa iyilikler emredilir, kötülükler yasaklanır, huzur ve barışı bozanlar cezalandırılır, toplum salih kimseler olarak terbiye edilir. İktidar olmak, İslam için gaye değil vasıtadır. Vasıtalar meşru bir şey için kullanılırsa faydalıdır, gayri meşrü bir şey için kullanılırsa zararlıdır. Biz, İslam ümmetiyiz. Dünyaya gönderiliş gayemiz, tabi tutulduğumuz kulluk imtihanında başarılı olmaktır. Bunun için, birbirini tamamlayan üç temel esas vardır. Bunlar: 1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek, 2- Öğrendiğimiz İslami esaslara göre yaşamak, Kur’an’ın hükmünü hayatımıza tatbik etmek, 3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’a göre, yani İslam’ca düşünmek esaslarıdır. İtikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında müşrikler, inkârcılar ve münafıklar gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında mümin sayılamaz. Müslüman’ca düşünmenin üç temel esası vardır: 1- Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. 2- İslâm dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. 3- İslâm dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona haktır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır.
Her alanda olduğu gibi siyaset, idare ve hukuk kurallarını İslam’dan almayan bir toplum iflah olmaz. Bu hüküm, beşerin ortaya koyduğu bir şey değidir. Bu hükmü Allah vermiştir. Rabbimiz buyuruyor: “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85) Bizler ya İslam’a bütün olarak uyar kurtuluruz, ya da helak olup gideriz. Bilmeliyiz ki İslam’ı tümden reddetmek ile kısmen reddetmenin arasında bir fark yoktur. Müslümanlıkta Hakkı batıla karıştırarak siyaset yapmak da yoktur. Müslümanım diyen topluluklukların iktidar talepleri ilahi ahkâmı yürütmek içindir. Onlar, siyasi mücadeleyi İslam için verirler. İslam’da İktidar için siyasi mücadele vermek yoktur. İktidar için siyaset yapanlar, Allah’ın yolunda değillerdir. Onlar nefislerini ilah edinmişlerdir. Nefislerini ilah edinenler ise dünya imtihanını kaybederler. Çünkü Allah hesap gününde kuluna: “Benim ahkâmımın yürürlükten kaldırıldığı bir dönemde yaşadın, tekrar onun yürütülmesi için ne yaptın ” sorusunu da soracaktır. Bu soruya muhatap olan kullar: “Yarabbi, Avrupa Birliğine girmek için deliler gibi çalıştım, Faizci zulüm düzenini yürüttüm, zinayı suç olmaktan çıkardım, domuzu kasaplık hayvan haline getirdim, içkiyi, kumarı yaygınlaştırdım, İslamdan habersiz bir nesil yetiştirdim ve onları senin kulun olmaktan çıkarıp Siyonizmin kölesi haline getirdim” diyerek kendilerini Allah’ın gazabından kurtarabilirler mi Okumalarımıza göre kurtaramazlar. Kurtulur diyenler varsa delilleriyle birlikte gelsinler bizleri ikna etsinler.
Seçimler
Allah, İnsana bir cüzi irade vermiştir. Bu önemli bir nimettir ve insan iradesiyle tercih ettiklerinden sorumludur. İnsan yaptığı her seçimi hak-batıl ölçeğinde yapar ve yaptığı seçimin sonucunda ya saadet bulur, ya da helak olur. Hak İslam’dır, batıl ise İslam olmayan her şeydir. Kitap ehlinin yolu batıldır. İnkârcıların yolu batıldır. Nefislerini ilah edinenlerin yolu batıldır. Hak siyaset, İslam’ca siyasettir. İslamca siyasetin temelinde hakkı tebliğ etmek, iyilikleri emretmek, kötülükleri yasaklamak vardır. Batıl siyaset, batıca siyasettir. Batıca siyasetin temelinde toplumu İslam’dan uzaklaştırmak kötülükleri emretmek, iyilikleri yasaklamak vardır.
Ülkemizde İslamca siyasetin temsilcisi Milli Görüş ve Saadet Partisi’dir. Batıl ve batıca siyasetin temsilcileri ise Muhafazakâr Demorat AKP, Sosyal Demokrat CHP ve diğerleridir. Saadet Partisi, Milli Görüş ile diğerleri arasında en temel fark zihniyet ve akide farkıdır. Bu farkı dikkate alan her şuurlu Müslüman ve insan Saadet Partisi, Milli Görüş ile birlikte olur. Çünkü Milli Görüş, Saadet Partisi milletimize hakkı tebliğ ederek, İslamsız saadet olmaz, faizden hayır gelmez, kötülükler engellenmelidir, önce ahlak ve maneviyata yönelinmelidir, evlatlarımızın kalbine dünya sevgisi değil, Allah ve Peygamber sevgisi yerleştirilmelidir demiştir. Milletimizi İslam Birliğine, Adil Düzene davet etmiştir. Milletimiz bu daveti dinlemiştir. AKP, CHP ve diğerleri, Miili Görüş’ün, Saadet Partisi’nin tebliğ ettiği, davet ettiği bütün şeyleri görmezlikten gelmişlerdir. Milletin de görmesini engellemek için velvele ve gerilim yolunu takip etmişler, küfürler, kasetler, hasetler, paralel yapı üzerinden milleti bir kez daha karanlık emellerine alet etmişlerdir. Milletimiz de, bunların bu karanlık emellerine böylelikle bir kez daha alet olmuştur. Karanlık emel dediğimiz şey, İslamsız bir hayattır ve bu hayatın akibeti karanlıktır. Çünkü İslamsız saadet olmaz. 30 Mart seçimlerinde Saadet Partisi yaklaşık % 3 oy almıştır. Saadet Partisine oy verenlerin ana gövdesini İslamsız saadet olmaz hakikatine gönülden inananlar oluşturmaktadır. Bu seçimlerde Türkiye’de meşhur cemaatlerin hiçbirisi kurumsal olarak Saadet Partisi’ne oy vermemiştir. MEMURSEN, HAK-İŞ, MÜSİAD gibi Milli Görüş’ün kurduğu bazı sivil toplum kuruluşları da Saadet Partisi’ne bu seçimlerde kurumsal olarak destek vermemişlerdir. Genel ve yerel kimi sivil toplum kuruluşları da deklerasyonlar yayınlayarak Saadet Partisi’ne destek olmaktan kaçınmışlardır. Her şeye rağmen bireysel olarak bu kesimlerden Saadet Partisi’ne oy verenler olmuştur. Bu kesimler ekseriyet itibariyle AKP’ya oy vermişlerdir. Bu kesimler AKP’ye 12 yıllık iktidarı esnasında İslam Birliğini, Adil Düzeni kurduğu, ülkeyi yolsuzluklardan, ahlaki çöküntüden, eğitimin muhtevasını İslamileştirmesinden dolayı oy vermediler. Bu kesimler AKP’ye korkularından dolayı oy verdiler. Düzenlerinin bozulmasından, saltanatlarının yıkılmasından korktukları için AKP’ye oy verdiler. Erdoğan davası diye bir dava üretip Milli Görüş davasının yerine koydular, İslam’ın bir kısım emirlerini görmezlikten gelerek cihadı terkettiler ve boş bir kuruntunun taraftarı oldular. Şu gerçeğin bilinmesinde fayda vardır. Biz Milli Görüşçüler olarak R. Tayyip Erdoğan’ın şahsına karşı bir düşmanlığımız olamaz. Bizim itirazımız, şahsına değil yolunadır. Erdoğan’a, yolu AB yolu olduğu, faize dünya gerçeği dediği ve yürüttüğü, ABD’nin stratejik müttefiki olarak BOP ve Madeniyetler İttifakı eşbaşkanı olduğu, AB Anayasasını imzaladığı, iktidar için siyaset yaptığı ve bizi de bu işlediği günahlara ortak yapmak istediği için karşıyız. Son kongre konuşmasında Erdoğan şunları söylüyor: “…gördük. Onlar bizden ne bekliyordu biliyor musunuz Onlar bizden, gelip geçici çözümler değil, köklü çözümler istiyorlardı. Gazi Mustafa Kemal’in başlattığı, ama bizzat yakın arkadaşları tarafından inkıtaya uğratılan anlayışın, hoşgörünün, demokrasinin, özgürlüklerin Türkiye’ye hâkim kılınmasını istiyorlardı. Merhum Adnan Menderes’in, talihsizce, zalimce idam edilmesiyle yarım kalan reformların devam ettirilmesini istiyorlardı. Merhum Turgut Özal’la başlayan reformların devam ettirilmesini istiyorlardı…” Bu beyanlar Erdoğan’ın siyaset çizgisini ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu çizgi Mustafa Kemal, Menderes ve Özal çizgisidir. Yıllarca Kemalist ideolojinin baskısı altında yaşayan ve Milli Görüş mücadelesi ile bir nebze kendisine gelen bu millet tekrar, Erdoğan yoluyla bu bozuk ve batıl anlayışa taraftar yapılıyor. Erdoğan, toplumu Milli Görüş’ten koparıyor, bu bozuk düzene taraftar yapıyor. Bizim karşı olduğumuz şey budur. AKP’ye oy verenler gerçekte, bilmeden kemalizme ve liberalizme destek vermiş oluyorlar. AKP’nin bu çizgisi Milli Görüş çizgisi değildir. Ve biz çizgisi Milli Görüş yani İslam olmayan AKP ve Erdoğan ile birlikte olamayız, ona destek veremeyiz.
Görev Yapılmıştır
Milli Görüşçüler bu seçimlerde başta Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak olmak üzere üzerlerine düşen tebliğ ve telkin görevlerini canla başla yapmışlardır. Bu görev geçmişte Nuh (a.s) tarafından da yapılmıştı. Rabbimiz buyuruyor: “Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh’u kendi kavmine gönderdik. “Ey kavmim dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım. Allah’a kulluk edin; O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vadeye kadar tehir etsin (cezalandırmadan yaşatsın) Bilinmeli ki Allah’ın tayin ettiği vade gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz! (Sonra Nuh:) dedi: Rabbim, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (İslam’a) davet ettim; Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Gerçekten de, (İslam’a bağlanmaları ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum. Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.” (Nuh: 1-9) Kavmi, Nuh (a.s)’u dinlemedi ve neticede helak olup gitti. Bu seçimlerde Milli Görüşçüler sadece hakkı tebliğ ettiler, İslamsız saadet olmaz dediler, bu tebliğatı dinleyen halk saadet istemedi, kazanmayı değil bir kez daha kaybetmeyi tercih etti. Bu seçimin tek kazananı Saadet Partisi ve bu partiye kınayanın kınamasına aldırmadan oy verenler olmuştur. AKP ve diğerleri kaybetmiştir. Eden bulur. Her gelecek yakındır. İnkârcılar istemeseler de Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. Cihadda sebat edeceğiz, bekleyeceğiz ve göreceğiz vesselam.