Son yıllarda sıcaklıklar, normal seyrinden daha kavurucu.

Sokağa çıkmaya korkmaktayız.

Sanki bir cehennem kuyusuna düşer gibi kâbusu yaşamaktayız.

Küresel ısınma, en dikkat kesildiğim haberler;

“İklim krizi yoksullaştıracak

İnsan hakları, küresel politikalar, yoksulluk ve iklim krizi arasındaki ilişkinin incelendiği (BM) raporuna göre,  iklim krizi önümüzdeki 11 yılda 120 milyon kişinin daha yoksullaşmasına neden olacak. İklim değişikliği sebebiyle çok daha fazla kişi yaşama, beslenme, barınma ve su gibi temel insan haklarından mahrum kalacak.

Yoksulluğun başlıca nedenleri arasında ekolojik dengenin bozulması sebebiyle okyanus sıcaklığının yükselmesi, besin yetersizliği, gıda üretiminin azalması, kuraklık ve açlık yer alıyor.

Raporda, iklim değişikliğinin ekonomi ve insan haklarına etkilerine yönelik politikaların geliştirilmesi gerektiği de vurgulanmakta.”

İnsanlığı bekleyen kuraklık, kıtlık, yoksulluk, açlık, hastalıklar, ölümler.

Tablo hiç iç açıcı değil.

İklim krizini, çocukluğumla şimdiki dönem arasında daha iyi analiz etmekteyim.

Sanki o dönem bereket fazla idi ki bu yıl soğan ve patatesle bile imtihan olduk.

Her şey doğal, tadında, kokusu yerinde çavuş üzümleri ve kınalı yapıncaklar kaybolmamıştı.

Kavak incirleri tutundukları Boğaziçi bahçelerinden sanki son kez bakmaktalar, körfezin sularına.

Ekşi karadutların da nesli kesildi, yeni yetme dutlarda ya mayhoşluk ya da şeker had safhada.

Fundalıklar, defneler, böğürtlenlerin boynu vurulup azman apartmanlar uğultulu tepeleri, bağlı bahçeli sefalı küçük evleri yok edeli beri; insan tabiatlarında da değişim had safhada.

Bir tembellik.

İnsanlar sanki kıpırdamaya üşenmekteler.

Ellerindeki telefonlara kendilerini kapatıp, dış dünyadan kopup, yaşamıyor gibi davranış sergilemeleri, hayalet şehirler filmlerini anımsatmakta.

Bitişik bahçedeki komşum durmadan çalışmakta, 65 yaşında, ayağına şalvarını çekmiş üretmekte, yetiştirmekte, pazara çıkıp onları satmakta.

Evdeki iki kızı ve gelini tatilde gibiler.

Kızlar spor salonlarına koşmaktalar, bilgisayarlarına kapanmaktalar, arkadaşları ile sinemalara gitmekteler.

Fakat annelerine yardım akıllarına gelmemekte.

Kadıncağızın bel fıtığı had safhada, diz kemikleri erimiş.

Geçen gün öğlene doğru balkonda cep telefonu elinden düşmeyen kızına bahçeden seslendi; “Kızım kahvaltıyı hazırladım yediyseniz, makinaya atın bulaşıkları.”

Kız, annesine bakmadan burnunun ucuyla; “Şu an istirahatteyim.”

Kadıncağız bahçesinin bakımını yaptığı sakat belini oflayarak düzeltmeye çalışarak,  “Yavrum siz hepiniz ne zaman istirahatte değilsiniz ki?” dedi.

Annenin kaç kere kızına yalvardığını duydum;  “Evladım bahçenin şu otlarını kopar, çapala, vallahi spordan çok fazla kalori yakarsın.”

Fakat evladı, yeminli gibi işlere elini sürmemekte.

Anne mutlu bir insan, maddi durumu gayet iyi, çalışıyor, üretiyor, helalinden kazanıp, hayrını yapıyor.

Fakat kızları ve gelini mutsuz, asık suratlı, hayattan zevk almamakta.

Acaba bilim insanları iklim krizinin, insanların psikolojilerini bozup, tembellik genini artırıp, hayattan kopartıp, mutsuzlaştırdığını da incelemekteler mi?