Şüphesiz ki Mü’münler için her konuda ilk başvuru kaynağı Kur’an ve Sünnettir. Her Müslüman temel inançlarını öğrenmek; ahlak, öğüt, ibret ve ders almak için Kur’ân-ı Kerim’e ve Hadis-i Şeriflere direk başvurabilir. Ancak kelami meseleler ve fıkhi hükümlere gelince pek tabii olarak bu tür konular bir ihtisas gerektirir. Bu tür ince konuları sadece bu konuların inceliğini kavramak için gerekli yeterliliğe ve güce sahip kişiler anlarlar. 

İlk iman nesli Sahabe-i Kiram bu şekilde davranmıştır. “Kendilerine bir soru sorulduğunda, şayet sordukları birinci gruptan idiyse sorulan şeyleri hemen cevaplandırırlardı. Yok eğer sorulan şeyler ikinci gruptan idiyse kendi aralarında bu konuda öne çıkmış, ihtisas sahibi olan sahabelere sormadan cevap vermeye cesaret göstermezlerdi.” 

Bugün televizyonlardan din adına konuşanları bir araştırın. Acaba içlerinde kaç tanesi bir Hoca efendinin dizinin dibine çökerek yıllarını ilim taleb etmeye vermiş, azminin, sabrının ve güzel ahlakının neticesi icazet almıştır? İmam- ı Azam gibi zekası, anlayışı, ilmi ve takvasının üstünlüğünde ittifak edilen bir büyük müçtehidin hocasının vefatına kadar kendi adına ders halkası oluşturmaktan ve fetva vermekten teeddüben geri durmasını bir hatırlayın. Sonra da her konuşmasında Hadis külliyatına iftira atmayı ve İslam fıkhına dil uzatmayı marifet sayan ve hiçbir yetkinliği olmadığı halde din adına ahkam kesen cahillerin cüretkarlıklarını düşünün. 

Konuyla ilgili aşağıdaki bilgileri Ali Muhammed Sallabi’nin “Doğuştan Günümüze Hariciler” isimli eserinden naklediyorum:

“Doğrusu bazılarının hocasız fıkhı öğrenmeye çalışmasından kötü sonuçlar ve büyük tehlikeler doğmuştur. Önceki âlimlerin mirası olan ilmi ve farklı birikimlerini bir kenara bırakmaları, âlimlere dil uzatarak saldırmaları, Kur’ân ve sünneti anlamak için zahirî bir yöneliş içinde olmaları, fetva vermeye cesaret etmeleri ve aşırı fikirlere dalmaları bu tehlikelerin en önemlilerindendir.”  

“Şüphesiz İslâm dini, ilme ait edeplerin olduğunu öğrettiği gibi ilme ait bir takım kapıların da olduğunu öğretmiştir. Bahtiyar kişi girişlerini kapılarından yapan ve adabını takınan kişidir. Ayrıca İslâm dini, tarih boyunca birinin direk Kur’ân ve sünnetle diyaloga geçip zihnini çalıştırmaya başlayarak ilk adımında hükümleri çıkardığını ve önceki âlimlerin sözlerine bakmayı sonraya bıraktığını veya önceki âlimlerin sözlerinden yüz çevirdiğini öğretmemiştir. Böyle bir durumu; bedevî, sert, cahil, fıkıhtan soyutlanmış ve fıkıhçılardan yoksun olan Hâricîler ve onların yolunu tutanların dışında bu durumun herhangi birinden gerçekleştiğini görmedik ve duymadık.” 

Âlimler ilim erbabının anlayışlarından ve görüşlerinden aydınlanma istemeksizin direk kitaplardan ilim almayı yasaklamışlardır. Çünkü böyle bir metot, tahrif etmeye, yanlış okumaya, hükümleri değiştirmeye, bilmeden Allah’ın hakkında atıp tutmaya, haramı helal kılmaya ve helali haram kılmaya giden bir kapıdır. İbn Cemâa ilim talibinin adaplarına değinirken -ki kendisinden ilim alacağı ve ahlakı kendisinden kazanacağı hocayı seçmek için istihare etmek bunların ilkidir- şöyle der: “İlim talibi hocasını, dinî ilimlere tam vakıf olanlardan ve asrının güvenilen âlimleriyle beraber çok araştırmalı ve uzun zaman bir araya gelenlerden seçmeye çalışmalıdır. İlim talibi ilmini, konusunda mütehassıs hocaların sohbetini görmeden ilmini sayfalardan alanlardan almamalıdır. 

İmam Şâfiî (r.h) şöyle demiştir: “Fıkhını kitaplardan alan kişi hükümleri zayi eder.”

Bazıları da: “Suhufî, yani ilmini sayfadan öğrenenler, en büyük afetlerdendir.”  Demiştir. “İlmi şifahî olarak bir hocadan alan kişi sapma ve tahrif etme konusunda güvende olur. İlmi sayfalardan alan kişinin ilmi ise ilim erbabınca yok hükmünde sayılır.” Selef (önceki) âlimler şöyle demiştir: “Kur’ân’ı bir hocadan değil de kendi kendine öğrenip Kur’an’dan ahkâm çıkaran ve bu suretle halka fetva verenden (mushafî’den) öğrenmeyiniz. Aynı zamanda ilmi de bir hocadan değil de kitaplardan öğrenip fetva verenden (suhufî) de almayınız.”  

Ebû Zur’a şöyle der: “ilmi şifahî olarak hocadan almadan ilmi kitaplardan alan kişi fetva veremez. Yine bir hoca olmaksızın kendi kendine Kur’ân öğrenen de Kur’ân okutamaz.”  “Şayet bilmiyorsanız, bunu bilenlere sorun.”  Yüce Allah, ilmin inceliklerine vakıf olmadan, hükümlerin delillerini kanıtlamadan konulara dalarak hüküm veren, bunu anlatan, ifşâ eden ve yayınlayanları kınamıştır. Ki zaten çoğu zaman verilen hükümler doğru olmaz.  

***

İlmi, ameli, ahlakı, devetçi kişiliği ve siyasi duruşuyla yeni yetişen nesle hep örnek olmuş olan muhterem Enver Baytan Hocamız geçtiğimiz Pazar günü seher vakti Rabbimizin sonsuz rahmetine kavuştu. Kendisine Yüce Rabbimden rahmet ve mağfiret taleb ediyor; ailesine, talebelerine ve sevenlerine sabr-ı cemil diliyorum.