20 Aralık 2021’de, tarihin en yüksek seviyesini gören dolar kurunu düşürmek için Kur Korumalı Mevduat (KKM) adı altında “sınırsız faiz” uygulaması başlatıldı. Güya faize karşı hassas görünen ama rantiyeye, para sahiplerine sınırsız faiz vaat eden hükümet, gece yarısı açıkladığı KKM ile doları 1 gecede 18 liradan 11 liraya düşürdü! Kamu bankalarının, verilen talimatla ve organize olarak dolar satışı yaptığı ve bu operasyonun 1 hafta boyunca devam ettiği iddia edildi. Hükümetin KKM açıklamasına vatandaşın bir anda ikna olduğu ve gece yarısı dövizlerini bozdurduğunu ve bu sayede doların bir anda 7 lira düştüğüne inanan kitleler, bu müthiş(!) başarıyı davul zurna ve halaylarla kutladı.

Geçen 9 aylık süreçte, aynı geçtiğimiz 2-3 senelik süreçte olduğu gibi hükümetin “kasada dahi olmayan”, swap vs ile borç alınmış rezervlerden 60 milyar dolar daha sattığı iddiaları kamuoyunda yer alıyor. 1,5 sene içinde 128 milyar dolarlık bir rezervin satıldığı Merkez Bankası bilançosuna dayanarak ortaya konsa da, içinde bulunduğumuz hesapsız kitapsız ve hesap vermemeye dayalı yönetim sistemi nedeniyle bu ucube durumun dahi bir neticesi olmamışken, sırf 2022’de 60 milyar dolar satılmasının da bir karşılığı olmayacaktır. Bu sorumsuzca politikaların, milyonları fakirleştirme ve mağdur etme pahasına ve bir siyasi partinin kendi menfaatleri çerçevesinde vuku bulması, ortadaki sistemin garabetini de ortaya koyuyor.
20 Aralık’ta icat edilen KKM denen kerameti kendinden menkul “şey”i müthiş bir politika aracı gibi lanse eden hükümete ve ekonomi yönetimine sormak lazım, 9 ay sonra kurun geldiği noktaya bakınca bu süreçte “atılan taş ürkütülen kurbağalara”, yani harcanan rezervlere değdi mi?

9 aydan sonra geldiğimiz noktada kur aynı seviyeye geldi hatta tarihi rekorunu da yeniledi. KKM bırakın kuru dizginlemeyi, sadece fakirden zengine servet transferine yaradı. Faizin düşürülmesi de bankalara ucuza kaynak transferine imkan verdi. Bu sayede de bankalar KKM’den kaynaklanan faiz ödemelerini zorlanmadan yapabildiler. Rantiyenin keyfi yerindeyse KKM uğruna basılan karşılıksız paraların enflasyona neden olması ve halkın alım gücünün daha da eriyip daha da fazla şekilde fakirleşmesi falan kimin umurunda?

Avrupa’nın bu kışı çok zor geçireceğini dert eden, helikopterle giderken yukarıdan bakınca yollardaki araç sayısından ve trafik yoğunluğundan hareketle ekonomik kriz göremeyen pek sayın hükümetimiz, biraz da kendi vatandaşının bu kışı nasıl geçireceğine, ay sonunu nasıl getireceğine dertlense keşke. Yüksek enflasyon ve yaklaşan seçimler nedeniyle metazori verilen maaş zamlarının nominal olarak ücretleri arttırdığı ancak reel geliri artırmadığı, enflasyonist ortam nedeniyle reel gelirin düştüğü ve insanların maaş zamlarına rağmen ay sonunu getiremedikleri helikopterden görünmüyor anlaşılan.

Enflasyonu düşürmeden ekonominin ve halkın rahat bir nefes alma imkanı olmadığını anlamak için daha ne olmalı mesela? “İhracat ve cari fazlayla büyüyeceğiz” diye sunulan “yeni ekonomi modeli” birkaç ayda çuvalladı, murad edilen hedeflerin tersi yönde hızla ilerliyor. Enfasyondaki düşüş için uygulanan politikalardan değil de istatistiki bir realite olan “baz etkisi”nden medet umuluyor. Ki, enflasyonun yüzde 80’den misal yüzde 60’a düşmesi demek, fiyatların düşmesi anlamına gelmeyecek. Sadece fiyat artış hızları yavaşlayacak, cebimizdeki para erimesini sürdürecek. Sürekli ileri bir tarihi göstererek kuru kuruya “enflasyon düşecek” demek, ekonomi yönetimi falan değil haliyle.

Ayarlarıyla oynanmış, hiçbir ekonomik mantığa ve realiteye sığmayan tedbirler ve “talimatla” idare edilmeye çalışılan ekonomide, enflasyonu düşürmek yerine oransal bazda (halkın gelirine yansımayan) bir büyümeyi tercih etmek, arıza işareti yanan arabayla daha da hızlanmaktan farksızdır. Motorun yanacağı ve daha büyük sorunlara neden olacağı meydandadır.

Kısa bir özet olarak, kendi yanlış tercih ve kararlarının neticesinde neden oldukları ekonomik kriz/buhranı doğru yönetmek yerine daha da içinden çıkılmaz hale gelen siyasi iktidar, ortadaki en ciddi soru olan enflasyonu çözme yönünde adım atmak yerine sermayedarları memnun eden bir tercihte bulunmuştur. Paradan para kazananların keyfi tıkırındayken, geniş halk yığınları ise kredi, kredi kartı, borçlanma gibi şeyler olmaksızın nefes alamaz hale düşürülmüştür. Cumhuriyet tarihinin en hızlı ve kapsamlı fakirleşmesi, anlaşılan “helikopter”den görünmemektedir.