Dünyada da, öteye gittiğinde de kitleler ondan haberdar olamadı. Zira ekranlara çıkmıyor, fotoğrafını paylaşmıyor, her yere demeç vermeye koşmuyordu.
Oysa çok yönlü bir aydındı.
Hekim, yazar, araştırmacı, hatibe, gezgin, Kur’an kurslarında hoca idi.
İslami Hayat ve Yeni Şafak röportajları dışında kendisi hakkında konuşmadı.
Doğrusu herkes gibi ben de İslami Hayat röportajı ile onun hakkında bilgilendim; “Gümülcine’de doğdu. Liseyi Bursa’da okudu. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni bitirdi. 1988’de muayenehanesini kapatarak mesaisini tamamen yazmaya ve konferanslara ayırdı. Romanları, en çok İslamî çevrelerde ilgi gördü. 56 kitabı basılan yazarın sadece romanları değil ilmi eserleri de bulunuyor. Kadın İlmihali, Mutluluk Yolu, Evlilik Muhteşem Birliktelik, Muhteşem Hayatlar isimli eserleri Almancaya da tercüme edildi. Bunların dışında, İslami ilimleri araştırmaya yönelik ve kişisel gelişimle ilgili kırktan fazla kitabım var. Hatta bir kitabımın ismini çok severim: İyi insan olmak yürek ister.”
Onun gezginliğini Yeni Şafak röportajından öğrenmekteyiz;
“Gümülcine’de girdiği sınavda en iyi notu alıp Türkiye’de eğitimine devam eden Sevim Asımgil, yazdığı kompozisyonlarla öğretmenlerinin beğenisini kazanır, diş hekimi olsa da yazı hayatından kopamaz. İstanbul’da açtığı muayenehanesini kapatarak tamamen yazı ve sohbetlere döner. Balkanlar’dan geldiğinde İslam’ı tanımadığını söyleyen, 25 yaşında İslam’la tanışarak tesettüre giren Asımgil, yıllardır ailesiyle dünya turu yapıyor. Kıta atlamadan gezmeye başladıkları dünya turunda bilinmeyen adalara dahi giderek her inancın yaşayışına şahit olmuşlar. Müslüman bir aile olarak dünyayı gezmenin şükretmesine sebep olduğunu belirten Asımgil, ‘Seyahatlerimde her din mensubundan olan insanların ibadet edene saygı gösterdiğini gördüm. Onların yaşantısını ve inançlarını gördükten sonra da İslam dinine hayranlık beslemeye başladım.’
Her kıtayı gezen, bilinmeyen birçok adaya giden, Hindistan’da ölülerin yakılma merasimini gören, Endonezya’da ateşte yürüyen insanların ayinlerine katılan, Finlandiya başta olmak üzere bütün Avrupa’yı dolaşan, Avustralya’ya, Peru’ya, Maldivler’e, Amerika’ya, Agra’ya, Ganj Nehri’ne, Tac Mahal’e giden yazar;
“Gezdiğim yerlerden çok etkileniyorum. Tanıştığım kişilerin hayat hikâyelerini dinliyorum. Farklı insanları görmek ve onların yaşam stillerine şahit olmak beni heyecanlandırıyor. Kitaplarıma gördüğüm manzaraları ve doğayı yansıtıyorum. Mağara evlerini de kitaplarımda kullandım. Böylelikle dünya seyahatlerim beni besliyor.”
Benim anılarımdaki Sevim Abla ise her nerede olursa olsun, İslami tebliğini ertelemeyen kuvvetli karaktere sahip bir evlâd-ı Fatihan idi. Kaplıcaya sağlığı için dinlenmeye gitse de otelin lobisinde hanımlara bir sohbet verirken görebilirdiniz onu, hani siz dinlenmeye gelmiştiniz buraya, diyen çıkarsa eğer, tebliğin her yerde yapılacağını nazikçe anlatırdı.
Kur’an kursunda hocalık yapardı, ahlak dersleri onun en sevilen dersleri idi, gençliğin ahlak üzere yetişmesini dert edinmişti, bir gün de bana şöyle demişti, “Bu kurslara gelenler gariban çocuklar, hocaları da öyle sayılır, onlara vakit ayırarak kaliteli yetişmeleri için çaba sarf ediyorum, çok isterim senin de buralarda hocalık yapmanı”. Onun önerisiyle genç kızların edebiyat derslerini vermiştim. Tabii bu dediğim olay çeyrek yüzyıl önce idi, zaman her şeyi acımasızca tükettiğinden artık Kur’an kurslarına da gidecek öğrenci bulunamamakta.
Nurlar içinde yat Sevim Abla, bizler senden razıyız, Rahman da kat kat razı olsun inşallah.