Mevlâna anlatıyor: Ormandaki bütün hayvanlar bir araya gelmişler aslandan kurtulmanın çarelerini arıyorlar. Bütün tekliflerin geçersiz olduğu anlaşılır. Sonunda bu aslan bizi yiyecek. Öyle ise aramızda kur a çekelim sırayla aslanın inine gidelim. Sırası gelmeyenler ormanda korkusuz gezsin. Aslan da ininden çıkmasın" demişler.

Peki ama bu teklifi aslana kim götürecek Herkesin işi çıkmış. Giden olmamış. Bu durumu gören karasinek : "Ben bu aslanın işini bugün bitireceğim ve sizi aslandan kurtaracağım" der ve uçar gider. Sonunda bir yere konar oradan bağırır: "Ey ormanlar kralıyım diye geçinen korkak,  çık karşıma. Bugün senin işini bitireceğim "diyormuş. Meğerse konduğu yer aslanın başındaki tüylerin üzeriymiş.

Mevlâna diyor ki: "Bre karasinek, aslandan korkmak için ceylan olmak gerekir. Senin gibi sinekler aslanı tanımaz ki ondan korksun."

Nuh Aleyhisselâmın kavmi de aynı şeyi söylüyorlardı. Sinek gibi vızıldayarak  "Ey Nuh sen bizimle mücadele ettin. Mücadelemizi de uzattın. Eğer sen doğrulardan isen haydi bize vaat ettiğin azabı getir." diyorlar. (Hud 32)

Kara sineğin aslanın başına konarak aslana meydan okuması gibi, kara kalpli,  taş yürekliler de  Allah ın mülkü olan dünya üzerine  Allah ın verdiği ayakla  basarlar, onun verdiği elle  kazanırlar, onun verdiği ağızla   onun verdiği nimetleri  yerler  sonra da  "Biz Allah ın dediğini değil  filan kurum veya kuruluşun  dediğini tutarız." derler.

Ateist olanları da  "Haydi Allah varsa beni çarpsın, gökyüzünden ateş indirsin " gibi laflar ederler.

Etsinler. Biz Allah ın mülkünde yalnız ona kulluk etmekle hürriyetin tadını aldık. Yalnız ondan korkmakla binlerce insandan korkmamayı öğrendik.

Hersek li Arif Hikmet:

"Yâre kul olmakla buldum,  devleti hürriyeti

İhtiyarımla esaret geldi kendimden bana"

diyor.

Mevlâna da: "Köle hür olunca sevinir. Ben ise sana kul olunca sevinirim."  diyor.

Çünkü Allah a kul olmayanların binlerce insana kul olma durumu ortaya çıkıyor.

 Generalin biri: "On iki eylülde bizi övenler şimdi sövüyor" diye aydın diye yutturulanlarımızın durumunu ortaya koyuyor.

Onlar patlıcanın yağcısı değil padişahın yağcısıdırlar.  "Kral öldü, yaşasın kral" diye bağırmak için hançerelerini geliştirmek üzere "Şan" şöhret dersleri aldılar.

Allah a kul olanlar ise bütün insanları tarağın dişleri gibi eşit görürler.

Toplumun kaymağını yiyecek bir elit tabakanın oluşmasına  razı olmazlar.

Fakir olduğu için hakir görülen, kaymak sofralarından kovulan halkla beraber olur ve Nuh Aleyhisselâm gibi: "Onları (o fakir ve hakir gördüğünüz insanları yanımdan) kovarsam Allah dan başka bana kim yardım eder" derken  (Hud 30)  Allah ın yardımının gönlünü Allah a vermiş gariplerin gönlünü almaktan geçtiğini haber verir. Hakka inananlar, halka hak için hizmet ederler.

Günümüzde siyasilerimiz, milyonlarca halkın dediğine kulak vermiyor ve o halkın elinde avucunda olanları faiz, enflasyon, dalaverasyon ayaklarıyla kapıp kasalarına hortumla aktarılan birkaç zenginin dediğine kulak veriyor, onları ziyarete gidip talimat almada yarış ediyor, "Beni ziyarete geldiler" diye öbür siyasilere hava atıyor.

Bu arada halkın kendisine ulaşmasını engellemek için devlet bütçesinden paralar harcayarak memur atanıyor.

Nuh aleyhisselam gibi "Onları (o fakir ve hakir gördüğünüz insanları yanımdan) kovarsam Allah tan başka bana kim yardım eder " (Hud suresi 30)  diyebilen insanların başarısı devamlı olur.