Siyaset kurumunun güvenilirliği ve başarısı nereden kaynaklanır? Toplumu, toplumu oluşturan fertleri, onların sıkıntılarını, taleplerini, şikayet veya sitemlerini, olumlu veya olumsuz değerlendirmelerini doğru okumaktan, kendi doğruları ile toplumun doğrularını örtüştürmekten kaynaklanır. Ne zamanki siyasetin gündemiyle toplumun yani halkın gündemi örtüşürse, o zaman başarılı ve faydalı bir siyasetten bahsedilebilir.

Bu durum Türkiye için geçerli denebilir mi? Yani halkın gerçekleri ve gündemleriyle siyasetin, iktidarın gündemi örtüşmekte midir? Çok açıkça denebilir ki, hayır! Siyasi iktidar, birçok propaganda mecraı, vasıtası ve yöntemiyle, kendi üretilmiş gerçeklerini genelgeçer bir “hakikatmiş”, bu ülkenin realitesiymiş gibi sunmayı, popüler tabiriyle algılara oynamayı ve bunu da propaganda bombardımanıyla ve eldeki medya gücünün “laf kalabalığıyla” topluma adeta “yutturmaktadır”. Toplumun gerçekleriyle örtüşmek yerine, kendi üretilmiş gerçekliğini kabul ettirme yolunu tutuyorlar maalesef. Öyle olunca da hayırlı neticeler de olmuyor haliyle.

Özellikle son 5 senede izlenen akıl almayan ve iktisatla bağdaşmayan ekonomi politikaları nedeniyle çok kısa sürede patlayan enflasyon ve neticesinde de çok hızlı ve kütlesel bir fakirleşme yaşandı. İnsanlar, öylesine bir cendereye sokuldu ki, kredi kartlarının ve kredilerin batağına saplanmış vaziyette hayatta kalmaya uğraşıyorlar. Yanlış ve sorumsuz politikaların faturasını yüksek enflasyon ve hayat pahalılığına eklemlenmiş hızlı fakirleşmeyle çektikleri yetmezmiş gibi şimdi de sanki yüksek enflasyonun sorumlusuymuşçasına “kemer sıkma” politikalarına muhatap oluyorlar. Geçim meselesinin hiç bu kadar zorlu olduğu görülmemişti, ancak idare edenlere bakılırsa bu durumda kendilerinin hiçbir sorumluluğu yok. O nedenden olsa gerek, gündemlerin de yer almıyor bu mesele.

Onun yerine ne yer alıyor peki zihinlerinde? Cumhurbaşkanı’nın 3. kez (aslında 4 olacak) adaylığı, bu uğurda türlü çeşitli (anayasa değişikliğinden terör elebaşının serbest kalmasına kadar) senaryolar havalarda uçuşuyor. Çalışanlar, emekliler, asgari ücretliler, ekonomik zorluklarla başa çıkmak, hayatta kalabilmek için olmadık çarelere başvururken, bu durum siyasilerin gündemine giremiyor. Çünkü öncelikleri farklı!

Mesela Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, kendisine sorulan “Erdoğan’ın 2028 adaylığı mümkün mü?” sorusuna, “Cumhurbaşkanı Erdoğan milli bir değerdir, adaylık yolu istisnai olarak açıktır.” Şeklinde hüküm(!) verebiliyor. Yasaların kişilere göre esnetilmesine hukuk denebilir mi, o halde bir normdan bahsedilebilir mi? Haktan reva mıdır böyle bir şey?

Yetmezmiş gibi ve sanki daha önemli meseleler yokmuş gibi terör elebaşının Meclise gelip çağrı yapması meselesi işleniyor 1 ayı aşkın süredir. Halkın çektiği sıkıntılarla ilgili böylesi bir ısrar görülmedi ama nedense bu konudaki ısrar sürüyor. Olası bir erken seçim için Meclis’te gerekli olan 360 vekile ulaşmak için Dem Partililerin oyuna ihtiyaç olduğu söyleniyor mesela. Erken seçimin de “3. kez adaylık” için olduğu malum zaten.

“Ustalık dönemi” diye takdim edilen süreçte, bir diğer adlandırmayla “Türkiye Yüzyılı”nda(!), başka bir tabirle de “Emekliler Yılı”nda(!) halkın ekonomisinin dibe vuruşuna olan kayıtsızlık, her şeyi olanca gerçekliğiyle ortaya koyuyor. Ekonomik fiyaskonun tüm yükünü, “sorumlu olmadığı halde” vatandaşın sırtına yükleyip, tüm enerjisini iktidarı bırakmamaya harcamak, elbette ki halkın gündemiyle siyasetin gündeminin örtüşmemesine yok açacaktır, açıyor da.

Türkiye’nin en büyük şehrinde, İstanbul’da aylık enflasyon yüzde 3, yıllık enflasyon ise yüzde 58 iken, basına yansıyan iddialara göre işverenler asgari ücrete yüzde 32,5 zam önermeyi düşünüyorlar! 11 aydır zam almayan çalışanlara, devletin vergi, harç ve cezalara yaptığı yüzde 44’lük zammın bile altında bir ücret artışını düşünebilmek de işverenle çalışanın gündeminin örtüşmediğini göstermiyor herhalde.

Yaşanan ekonomik fiyaskoyu Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan güzel özetliyor:

“Fırsatçı siyasetin artık tarihe karışması gerek. Siyasette çıraklık, kalfalık gibi süreçlere yer olamaz. Siz usta oluncaya kadar hatalarınızın bedelini 17 bin TL asgari ücretle 15 bin TL kira arasında kalan millet ödüyor.”

Böylesi ağır bir ekonomik imtihanla sınanmayı bu halk hak etmiyor.