Sarımsağı çiğ yediğinizde kokusunu gizlemek için alınan tedbirlerin hepsi kokuyu biraz azaltır ama yok edemez.
Haramın kokusu, sarımsağın kokusundan daha etkin görülür.
Haram olan içkinin, yol yürürken, araba sürerken direksiyonda, konuşurken dilde trafik kazaları yaptığı gibi, haram yiyenlerin de dillerinde ve davranışlarında bozukluklar olur ama hep haramilerle beraber yaşadıklarından bozukluğun farkına varamazlar.
1970’lerin bazı komünistleriyle bazı İslamcıları, bazı milliyetçileri, malı götürmede birlikte hareket edebilirler.
Biri Çin sarımsağı, öbürü Amerikan sarımsağı, bir diğeri Kastamonu sarımsağı yer ama kokuda birleşirler.
Yanlarına gelen bir adamın yediklerinde haramdan hiçbir lokma, içtiklerinde bir damla, giydiklerinde bir iplik bulunmazsa haramiler onu uzaktan tanırlar ve dışlamak için tedbirlerini de alırlar.
Sarımsak yiyicilerinin yanına gül yağıyla varmak gibi belli olur.
Onun için harama-helale dikkat eden arkadaşlarımız, onlar tarafından dışlandıklarında Allah’a hamd etsinler.
Kendi gözleriyle kendilerinin iyiliğini söylemeleri ucb/kibre girer ama başkalarının dışlaması onların iyiliğinin delilidir.
Hani şeytanın “Düşmanlar” kabul ettiği listeye girenler, üzülmesinler, inşaallah Rahman’ın “Dostlar”ı listesinde olduğuna işaret eder.
“Haram lokma” deyince çalmak, gasp etmek, hortumlamak, zimmete geçirmek, rüşvet… gibi şeyler akla gelir.
Doğrudur, bunların hepsi haramdır. Ancak haram lokma konusunda kendimizi bir haram check-up/taramasından geçirmemiz gerekir.
Mesela, ben Diyanet’ten emekli olduğum için oradan başlayayım.
Bir imam 30 günlük hizmeti karşılığında üç bin lira maaş alsa günlüğü yüz liraya gelir.
Bir günde beş vakit namaz kıldırıyor, bir vakit namazın karşılığı yirmi lira.
Mazeretsiz gelemediği vakitlerin parasını ay sonunda hesap edip bir yerlere vermeyi hiç aklımızdan geçirdik mi?
Şehre dürüstlük damgası vuran bazı hocalara bakınız, imamsa bir vakit gelmediği olmamıştır.
Vaiz ise bir tek vaazında bulunmadığı görülmemiştir.
Hatta bazıları senelik iznini şehir dışında kullanmanın dışında görevini yine de yerine getirmiştir.
Caminin bitişiğindeki lojmanda oturup da haftalık izninde cami duvarına bitişik evden cemaate gelmeyenlerin o camide hizmet vermesi mümkin değildir.
İstanbul’daki hayat standardında, ortanın biraz üstünde olan bir tanıdığıma, hükümet tarafından bol maaşlı bir iş teklif edilmiş. O da kabul etmiş. Ama beni görünce durumumu sordu. Ben de ona “Sen para kazanma işini benden iyi bilirsin. Gönlün rahat olsaydı bana sormazdın. Sen bilirsin. Verdiğin zaman ve birikimin karşılığıysa zaten gönlün rahat olurdu. Ama ücret emek, zaman ve bilgi birikiminin üstündeyse biraz düşünmende fayda var” dedim.
Sonra istifa ettiğini başkalarından duydum.
Otuz yıl önce bir mücahidimiz, “Başbakan danışmanlığı yaptım ama bir defa başbakanla görüşmediğim gibi, bana telefonla da bir şey soran olmadı” demişti.
İşte bunlara dikkat edilsin.
Böyle bir durumda olanlar, kendisine sorulmasa da kendi sahasında yapılması gerekenleri, yanlış yapılanları ve o yanlışın doğrusunu rapor halinde en az ayda bir rapor hazırlayıp ilgili birime göndersin ki, Allah katında bir mazereti olsun.
Hacıveyiszade Mustafa Efendi, Konya’ya ilk defa imam-hatip okulu açıldığında, parasız olarak öğretmenlik yaparken bir günlüğüne İstanbul’a gelmiş ve ikinci gün ders vermeye başladığında öğrencilerin hepsinden helallik isterken, “Hakkınızı helal edin, dünkü sütünüzü size veremedim” demiş.
“Hocam, onlar elli yıl geride kaldı. Onlar güzel tabutlara binip gittiler” diyenlere, kıyamete kadar bu dini ayakta tutacak insanların olacağını ayet ve hadisler haber verir ama ben size canlı bir örnek sunayım:
İslam Enstitüsü’nde birlikte aynı sırada oturduğum ve çok sevdiğim bir arkadaşımın rahatsızlığı nedeniyle bu hafta geçmiş olsun telefonunda bana söylediği:
“Ağabey, 38 yıl öğretmenlik yaptım. Bir gün gelmediğim olmadı.
Her sene on gün mazeret iznim olduğu halde 38 yılda üç yüz seksen gün mazeret izni kullanma hakkım olduğu halde yalnız sekiz gün kullanmışım. Yani 372 günü kullanmadım.” dedi.
İşte Mustafa Efendi gibilerin bu davranışı, onu şehrin tamamının, sarhoşunun, berduşunun, her partiden insanların kalplerinde olumlu, verimli bir İslami sevgi iklimi oluşturmuştur.
Bu davranış, helalin damgasıdır, dürüstlüğün damgasıdır, hizmet aşkının damgasıdır, özetle İslam’ın damgasıdır.
Sarımsak tarlasında birkaç tane gülün kokusunu sarımsaklar boğar.
Bazılarının ağzı sarımsak kokarken yakasına da gül takar.
Bunlar, en tehlikelisi.
Biz, gül ekelim, gül kokalım.
Gül ekelim gül kokalım
Mahmut Toptaş
Yorumlar (1)
En Çok Okunanlar
Özgür Özel ayrılığı ilan etti! "Bugün bu kürsüye vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle çıktım”
Haluk Levent'ten cezaevinden veda mektubu: "Tüm rezaletlerimi itiraf ediyorum"
O pankartın arkasındaki gizem, sır nedir? Arjantinli futbolcular o pankartı neden açtı? Bize göre bu pankartın bir de NATO ayağı var
Erbakan olmasaydı harekât başarılı olamazdı! Ecevit ürkek, Erbakan cesur davrandı! “Kıbrıs barış harekâtı olmasaydı hayatta olmayacaktık!” İşte tarihi gerçekler…
Umre vizesinde yeni dönem başladı! Suudi Arabistan kuralları açıkladı
O kritik karar herkesten nasıl gizlendi? Yakın çalışma arkadaşları da dahil... Karardan ev halkı bile haberdar olmayacaktı! “Neler çektik neler, soğuk terler döktük!”
Fenerbahçe - Gornik Zabrze maçı hangi kanalda saat kaçta? Şifresiz izlenecek!
Rezillikleri diz boyuydu... İslam ve İslam'a aykırı hareket eden eden Fatma Soydaş hakkında soruşturma açıldı
Kahramanmaraş'taki okul saldırganının anne ve babasına istenen ceza belli oldu
Kritik karar öncesi MGK Toplantısında neler yaşandı? Oğuzhan Asiltürk, Cumhurbaşkanı Korutürk’e ne cevap verdi?