Tüm dünyanın çalkalanması gereken bir skandalın ifşalarını görüyoruz. Epstein dosyası peyderpey kamuoyuna sunuluyor. Elbette bize sunulanın dosyanın ne kadarını teşkil ettiğini bilmiyoruz. Yine de ortaya dökülenlerin büyük bir skandal etkisi oluşturması gerektiği aşikâr. Ama kamuoyunda ne kadar dillendirildiği ise meçhul. Bu dosyalarda neler olup olmadığına, bizim ülkemizi ilgilendiren ifşaların neleri içerdiğine bu yazıda değinmeyeceğiz. Çünkü yazının amacı bu dosyada olanları anlatmak değil. Daha çok bu olayın siyasal, sosyal ve psikolojik boyutunu ele almaktır.

Epstein dosyaları ilk olarak kamuoyunda sapkınlık ve pedofili ile yankı buldu. Bu konular çok önemli olmakla birlikte bu ifşaların bize neyi gösterdiğini de unutmamamız gerekiyor. Baktığımızda bu ifşalar mevcut sistemin açığını gösteren en somut kanıtlardır. Güçle sistemin nasıl ters yüz edilebileceğini bize göstermiştir. Daha öncesinde belirli çevrelerce bilinen, yaklaşık yirmi yıldır da yargı boyutuna taşınmış olayın hala aydınlatılamaması gerçekten vahim bir durumdur. Epstein sadece bir kişidir ve zamanı gediğinde ortadan kaldırılmıştır ama asıl önemli olan onun etrafında kurulu ağın sahip olduğu güç ve dokunulmazlıktır.

Bu dosyalar bize gösterdi ki, kötülüğün güçle buluşması hiçbir insani değeri dikkate almaya gerek bırakmıyor. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi kavramlar üzerine inşa edilen mevcut sistemin organize kötülük karşısında nasıl körleşebildiğini görüyoruz. Bu körlüğü nasıl ki, savaşlarda, işgallerde, sömürü sisteminde görüyorsak, ahlâkı, insan haklarını ve hukuku askıya alabilen bu tür sapkınlıkların dokunulmaz kalmasında da görüyoruz.

Bu tür yapılar gücünü büyük ölçüde gizliliğinden alır. Medyatik figürler, siyasetçiler, ekonomik ve kültürel elitler bu tür gizemli güç odaklarına karşı sessiz kalmayı tercih ederler. Bu sessizlik hali aslında kendini güce karşı konumlandırmasıyla alakalıdır. Güce tav olanlar gücün gizemine her zaman sadık olurlar. Çünkü bu konuda sessizliği bozmak bu yapı içerisinde yok olmakla eş değerdir. Sadece içeriden değil hukuk ve siyaset gibi denetim mekanizmaları da bu yapıya karşı daha esnektir. Mevcut sistem her ne kadar hukukun üstünlüğünü önemsediğini iddia etse de bu yaşanan olaylardan görüyoruz ki; zayıflara katı bir şekilde uygulanan hukuk güçlülere karşı daha esnek davranmaktadır.

Gücün kontrol edilememesi dünyanın neresinde olursa olsun bu tür ahlaki krizi doğuracaktır. Çünkü gücü elinde bulunduranlar kendilerini sıradan olarak kabul ettikleri ahlaki kuralların üstünde görürler. Sistem tarafından bir şekilde korunmaları dokunulmaz oldukları hissini ortaya çıkarır. Bu üstünlük yanılsamasının nasıl bir yozlaşmaya neden olduğunu bu tür sapkınlık ve çıkar ağlarının kısmen de olsa ifşa edilmesinde görebiliyoruz.

Mevcut sistemin hak, özgürlük ve adalet vaaz etmesine karşın bunu fiiliyata dönüştürememesinin temel nedeni güçle temas ettiğinde sistemin körleşmesidir. Kötülüğe alan açan bu körlük insan haklarını, özgürlüğü ya da adaleti değil menfaat birlikteliğini önceler. Epstein dosyaları da bu gerçeği bize bütün çıplaklığıyla hatırlatmaktadır.