Nihayet sınırı geçme izni gelmişti. Kafileler halinde
sınıra doğru gidiyorlardı. Buna gitmek denemezdi adeta uçuyorlardı. Zira çok
değil birkaç dakika sonra hayatlarında yeni bir sayfa açılacaktı. Sınırda
gümrük görevlileri iyi davranıyorlardı kendilerine. Bazı sığınmacıların
pasaportu yoktu. Pasaportsuz geçişlere izin verilmiyordu. İnsanlar can havliyle
kaçarlarken pasaportlarını almak akıllarına gelmemişti. Belki de alamamışlardı
kim bilir!
Kazasız belasız sınırı geçmişler ve en yakın şehre
ulaşmışlardı. Artık yaban ellerde yaşam mücadelesi vereceklerdi. Paraları
yoktu. Akşamüzeri şehrin en büyük camisinde bulmuşlardı kendilerini.
Dolaşmışlar ama ne yapacaklarını bilemediklerinden ayakları camiye sürüklemişti
işte. Namazdan sonra imam güler yüzle yaklaştı kendilerine. Kısaca maceralarını
dinledi. Yatacak yerleri olmadığını anlayınca onları birkaç gece misafir
edebileceğini söyledi eğer isterlerse. Çok sevinmişlerdi bu teklife nihayet
kalabilecekleri bir yer bulabilmişlerdi geçici de olsa.
İmamın hanımı çok sıcak karşılamıştı misafirlerini. Hemen
sofra kuruldu yere. Afiyetle yemeklerini yedikten sonra misafirler için ayrılan
odaya götürüldüler. Uzun bir aradan sonra rahat deliksiz bir uyku çekmişlerdi
nihayet.
Ertesi gün imamın ve cemaatten birilerinin yardımı ile
bir iş bile bulmuştu. Bir inşaatta çalışmaya başladı. Artık eline az da olsa
para geçiyordu. Tez zamanda bir ev bakmalıydı kendisine. Konuyu imam efendiye
açtığında ummadığı şeyler duydu ondan. Şehir göç aldığından kiralık ev bulmak
zorlaşmıştı. Kiralar da aşırı artmıştı. Eline geçen paranın hepsini kiraya
verse yine de kâfi gelmiyordu. Uzun uğraşılar neticesinde güç bela bir ev
bulmuşlar ve çevredekilerin de yardımıyla eve birkaç parça eşya koymuşlardı.
Artık kendi evlerinde kendi başlarınaydılar.
Bir müddet direndiler hayatın zorluklarına ama
yaşadıkları şehirde bazı şeyler değişmeye başlamıştı. İnsanlar kendilerine iyi
davransalar da giderek artan fiyatlardan hep göçmenleri sorumlu tutanların
sayısı giderek artıyordu şehirde. Bu da göç edenlerle şehir halkı arasında
husumet meydana getiriyordu. Zaman zaman ufak tefek tartışmalar da olmuyor
değildi.
Huzursuzluk her geçen gün artıyor, şehir barut fıçısı
gibiydi zaten. Ufak bir kıvılcım infilaka sebep olacaktı. Gidecek yerleri
olmadığından göçmenler de çaresizdiler. Kendini bilmez birilerinin yaptığı
hareket neticesinde şehir ahalisi ile göçmenler karşı karşıya gelmiş ve şehirde
büyük bir huzursuzluk meydana gelmişti. Çatışmalar başlamıştı. Emniyet güçleri
olaylara müdahale etse de yine de huzursuzluk giderek artıyordu. Durumu iyi
olan göçmenler şehri terk etmeye başlasalar da garibanların gidecek yeri yoktu
ki! Neyse ki olaylar fazla büyümeden yatıştırılmıştı. Tüm şehir rahatlamış ve
her şey normale dönmeye başlamıştı.
Olaylar nedeniyle birkaç gün işe gidememesi sıkıntılı
duruma düşürmüştü aileyi. Paraları tükenmişti. Hep çocuklarını düşünüyordu.
Onların bu yaşta bu kadar eziyet çekmeleri reva mıydı Gözleri buğulandı,
yanaklarından aşağıya iki damla yaş süzülürken zihnini şu cümle kemiriyordu:
Öz yurdunda garipsin, kardeş vatanında parya
Minik bir tebessüm
Çapak
Temel evde televizyon izliyormuş. Filmdeki adam yanındaki
kadına:
- Gökyüzünde ne görüyorsun hayatım Diye sormuş.
- Aşkımızı demiş kadın. Adam tekrar sormuş:
- Peki, gözlerimde ne görüyorsun
- Sevgimizin ateşini demiş kadın.
Bu sahneden çok etkilenen Temel, hemen Fadime nin yanına
koşmuş ve Fadime ye sormuş:
- Gökyüzünde ne görüyorsun
- Bulut.
- Gözlerimde ne görüyorsun
- Çapak.
İlgilisine notlar:
Toprağın bir karış altında hiçbir dünya otoritesinin
temin edemeyeceği eşitlik vardır.
Aşk, gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir
oyundur.
Sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyin insan için en
büyük kayıptır.
Uçak üretemediği halde havaalanıyla; yerli otomobili
yapamadan duble yollarıyla; ağır sanayii olmadan kalkınmasıyla övünen dünyada
tek milletiz.
Hayra vesile olan hayrı yapan gibidir. Hadisi Şerif.