Zaman zaman “bilmem ne kadar maaş veriyoruz ama çalıştıracak

adam bulamıyoruz” türünden haberler çıkıyor. Ya dağda çobanlık oluyor bu işler

ya da başka türlü bir şey ama genellikle de kurulu düzeni ve ailesi olanlara

hitap etmediği gibi eğitim seviyesi ve beklentileri, işsiz kalsa da, çok fazla

düşmeyen insanlara da cazip gelmiyor. Velhasıl-ı kelam, bu tür haberlerin

konusu olan işler genelde “uç” örnekler ve istisnalar oluyor, ancak öyle bir

takdim ediliyor ki, memlekette işsizlik diye bir vakıa yok ve işsizlikten

yakınanların hepsi de iş beğenmeyenlerden mürekkep.

Hâlbuki çalışma yaşamında öyle örnekler var ki, Türkiye’nin

önemli bir kısmını oluşturuyor. Mesela, asgari ücret gerçeği meydanda duruyor.

Milyonlarca kişi asgari ücretle “geçinmeye” çalışıyor ki mevcut hayat

pahalılığı ve geçinme endekslerine bakarsanız, asgari ücret değil yoksulluk

sınırı, açlık sınırının bile altında yer alıyor 4 kişilik bir aile için.

Böylesi temel ve istisna olmayacak kadar da çok insanı ilgilendiren bir konu

bile “Türkiye’de işsizlik yok. Bilmem ne kadar para veriyoruz, yine de

çalıştıracak adam bulamıyoruz” safsatasını çürütmeye yeter. Hakeza, özel

sektörde üç otuz paralara günde 10–11 saat çalışan insanlar da istisna değil,

gerçeğin ta kendisi.

Ekonominin dengeleri ve denklemleri, sokaktaki adamı belki

doğrudan ilgilendirmeyebilir. Dolaylı olarak muhakkak etkileyecektir ama

mesela, cari açık dediğinizde, sokaktaki vatandaşa pek bir şey ifade etmeyebilir.

Sokaktaki vatandaş için önemli olan cebine giren gelirdir, cebinden çıkan

harcama kalemleridir, yapılan zamlardır, hayat pahalılığıdır, çalışacak bir

iştir. Eğer ki siz kalkıp da en önemli sorunun işsizlik olduğu bir ekonomide

işsizliğin sorun olmadığı gibi yorumlanabilecek şeyler söylerseniz; işte bu en

başta insafla bağdaşmaz, sonra da Türkiye’nin ekonomik gerçekliğiyle.

Verilerinin güvenli ve sağlıklı olduğu konusunda hükümet

üyeleri dışında kimsenin tatmin olmadığı TÜİK’in cilalı rakamları bile

işsizliğin yüzde 9 civarında olduğunu söylüyor ki, gerçek rakamın bu seviyenin

bir hayli yukarısında olduğunu da herkes biliyor. “Genç işsizlik” denen illetin

toplumu nasıl kuşattığını da çocuğuna iş bulamayan herkes yakından müşahede

ediyor. Diploma sahibi olmanın pul kadar değerinin olmadığını en iyi “genç

işsizler” biliyor.

Gelin görün ki, Başbakan Yardımcısı Sayın Babacan’a göre

“genç işsizler” diye bir sorun yok. Yüzde 16 gibi bir genç işsizlik rakamının

diğer ülkelerde de olduğunu söylüyor Babacan. Yüzde 16 sadece bir veri zaten, o

veriyi oluşturan insanların gözünden bakmak söz konusu bile değil. Varsa yoksa

sermayeden, paradan taraf olma hali bu işte. Babacan’a göre, Türkiye’de günlük

geliri 4 doların altındaki nüfus da yüzde 2’ye düşmüş durumda ve yakın bir

gelecekte Türkiye yüksek gelir grubuna girecekmiş bu gidişle. Sayın Babacan,

herhalde kendi iktidar çevrelerine bakarak böylesi yorumlara girişiyor. Çünkü

Türkiye realitesi, söyledikleriyle zerre bağdaşmıyor. Birtakım afakî rakamları

kullanarak bir şeyler söylemek zor değil, nitekim istatistik her türden yorumu

destekleyecek şekilde eğilip bükülebilme özelliğine sahiptir.

Rakamlarla böbürlenen ve konuşması sırasında da nedensiz bir

agresiflik sergileyen Babacan’a, “madem fakir yok da memlekette, bu kadar

kömür, makarna vs kimlere dağıtılıyor ” diye sormak lazım. Gerçi, pek bir övünç

duydukları borcun milli gelire oranı düşmüş ya, sanki Türkiye’nin (10 senede

katlanan) borcu azalmış gibi sunabiliyorlar. Birtakım hesaplama

farklılıklarıyla 10 senede 3’e katlanan milli geliri normal karşılayıp,

Türkiye’nin ekonomide bir “başarı öyküsü” yazdığını söyleyebiliyorlar. Öyle bir

başarı varsa ki yok, o da IMF politikalarının eseridir.

Sayın büyüklerimizi dinlemeye devam edelim, uykumuzu

sürdürelim. Bakın, gençler arasındaki işsizlik sorun değilmiş. Sorun, ehlikeyif

ve çalışmak istemeyen gençlermiş meğer. 1500–2000 liraya çobanlık yapacak adam

bulamayanlar var; demek ki memleketteki işsizler yan gelip yatmak istiyor. Ne

de olsa herkesin çobanlık yapmak için can atması gerek. Açıklanan açlık ve

yoksulluk sınırları da büsbütün palavra demek. Memlekette aç, açıkta ve yoksul

insan sayısı bir hayli az ve yakında Lüksemburg gibi bir milli gelirimiz

olacak.

Alın size müthiş Türkiye ekonomisi!