Bugünü yaşıyoruz, bugünkü toplumun sorunlarıyla baş başayız. Dün dündü, geçip gitti. Yarını belirleyen bugündür. Dünü yaşayanlar yapıp ettiklerinden sorumludurlar. Günümüzde ise, başkalarının yanlışlarını, günahlarını gösterenler, eleştiri yağmuruna tutanlar bugün bakmalılar. Bu eleştirileri yapanlar bugün neler yapıyorlar?
Dünün zulümlerinin üzerinden yıllar geçip gitti. O dönemde zulme maruz kalanlar iç direnişleriyle varlıklarını sürdürdüler ve belli başarılar elde ettiler. Geçmişte Arapça ezan okunması yasaklandı, bir süre devam etti. İnanan Müslümanlar buna itibar etmediklerinden duydukları bir ilâhi çağırı gibi algılamadılar. Merhum Ali Amcam İstanbul usulü ezan okurdu, Bingöl’ün Yayladere’nin Hasköy köyünde. Türkçe okunan ezan için sanki şarkı söylüyorduk derdi muzip ve alaylı bir bakışla. Bunun birçok örnekleri var. Milletimizin okunan o söyleyişe itibar etmedi. Aslına döndüğünde insanlar müthiş bir heyecan içinde karşıladılar. O günler geçip gitti, dönmemek üzere. Bugün ise başka sorunlarla karşı karşıya bulunuyoruz.
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş Hoca: “Sokak röportajlarında insanların salavat getirmediklerini, bilmediklerini” belirtiyor hayıfla. Evet doğrudur. Sokak röportajları zaman başka durumları da gözler önüne seriyor. Deizmin, inkârın bu denli yaygınlaştığı görülüyor. Bunlar lokaldir deyip geçiştirilemez.
Camilerde vaizlerimiz, televizyonlarda ve medya vaizlerimiz konuşuyorlar, ezanlarımız okunuyor. Bu kadar yüksek sesli çağırıları nedense karşılık bulmuyor. Vakit namazlarında camiler dolup taşmıyor. Üsküdar camileri merkezde, insan seli akıyor bulvarlarda. Vakit namazlarında sadece dört beş saf olabiliyor. Neden bu insanlar camilere koşmuyor?
Geçmiş dönemin ezanın yasaklanışı üzerine siyasiler, kimi medya mensupları bunları ortaya dökerken, bugünü neden hiç göz önünde bulundurmuyorlar? Geçmişte ezan yasaktı, Kur’an okumak yasaktı ama insanlar izbe yerlerde Kur’an öğreniyorlardı ve her şeyi göze alarak. İnsanlar inançlarına daha sıkı bağlanıyorlardı.
Başta diyanet kurumu mensuplarının politize olmaları ve onların belli siyasal görüşe mensup olanların dışındakilerin camie girmelerine bile tahammül edemiyorlar. Bu görevlilerin tebliği kime, kimlere çağırıda bulunacaklar? Söz konusu anlayışlarına uyan siyasiler eğer kendi dinlerinde ise onlar zaten Müslüman ise, diğerleri onlara göre değil veya uzaksa o zaman bu tebliğ kime olmalı? Kendileri kendilerine yeter mi? Yakın zamanda bir lider televizyon programında selâm veriyorum selâmımı almıyorlar? Selâm vermek sünnet ise almak farz gibi bir yükümlülük değeri taşır. Allah’ın selâmını bile almayacak kadar politize olmuş bir camiadan söz ediyoruz.
İşin tuhafı kapitalist, laik, seküler bir sistemde yaşadığımız unutuluyor olması. Din görevlileri de dahil toplumun büyük kesiminin haram olan faize ve onun işlerliklerine karşı tutumları nedir? Bir millet yüzde doksanına yakını faizi ve kanıksamış durumda.
O zaman nedenler ve oluşları göz önünde bulundurmadan geçmişe saydırmak ne kazandırır. Önümüzde bugün var ve yaşıyoruz, yarını belirleyen bugündür. Bugünün insanına hangi dil ile yaklaşılmalı?
Eğitmenler, öğreticiler, hocalar insanların gönüllerine girecek nasıl bir yol ve tutum içindedirler de yapıp ettikleri karşılık bulmuyor? Manevi sorumluluktan öte başka sorumluluk duyguları ağır basıyor.
İnsanlıktan görevli olsun ya da olmasın herkes sorumludur. İslâm medeniyeti, düşüncesi ve inanışına mensup olan herkes, hepimiz sorumluyuz.
Sık yinelediğim bir sorum var, bunu yazılarımda konuşmalarımda dile getiriyorum. “Dışımızda bildiğimiz insanlar bize bakıp neden İslâm’ı ve Müslümanlığı tercih etmiyorlar?” Bu soruyu öncelikle kendime ısrarla soruyorum. Sorunu ve sorumluluğu belli kesimlerin kişilerin üzerine yükleyerek geçiştiremeyiz.