Fransa Cumhurbaşkanı Macron geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi de içine alan bir açıklama yaptı. Ukrayna için “gönüllüler koalisyonu” oluşturulduğunu, İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye’nin bu işin parçası olduğunu ilan etti. Hatta öyle ki, Türkiye’nin de bu operasyonlara hazır olduğunu söyledi.

Peki Türkiye kendi adına böyle bir açıklama yaptı mı? Hayır! Ama Macron, Ankara adına konuşmaktan çekinmedi. Çünkü Batı dünyası artık Türkiye’yi kendi safının doğal bir unsuru olarak görüyor.

Burada durup düşünmek zorundayız:
Gazze’de binlerce çocuk, kadın, yaşlı İsrail bombaları altında hayatını kaybederken Türkiye’nin resmi tepkisi sadece kınama ve çağrılardan ibaret. Ama sıra Ukrayna’ya gelince Batı, Türkiye’yi askeri operasyonlara hazır gösteriyor.

Bu nasıl bir adalet, bu nasıl bir dış politika?
Gazze için gözyaşı, Ukrayna için asker mi?
Müslüman mazlumlara dua, Batı’nın çıkarlarına ordu mu?
Filistin için açıklama, Ukrayna için fiili taahhüt mü?

Çelişkilerin Dış Politikası

Türkiye yıllardır “mazlumların yanında olacağız” söylemini tekrarlıyor. Fakat pratikte bambaşka bir tablo var. Gazze için en fazla “uluslararası topluma çağrı” yapılıyor. Yani ABD ve Avrupa’nın insafına bırakılmış bir diplomasi… Ama Batı’nın güvenlik ajandası söz konusu olduğunda Türkiye, daha onlar açıklamadan “hazır” kategorisine konuluyor.

Macron’un sözleri boşuna değil. Çünkü Batı, Türkiye’nin eksenini artık kendi yanında görüyor. Üstelik bunu biz değil, Batı’nın liderleri dillendiriyor. Bu, bir başarı değil; tam aksine bir bağımlılık göstergesidir.

Batı İçin Seferberlik, Gazze İçin Sessizlik

Bugün Batı için seferberlik var ama Gazze için sessizlik.
Batı için güvenlik operasyonları var ama Gazze için sadece diplomasi nutukları.
Batı için “hazırız” deniliyor ama Gazze için en küçük bir caydırıcılık dahi gündeme alınmıyor.

Soruyorum:
• Eğer Ukrayna için hazırız deniliyorsa, Gazze için niçin değiliz?
• Eğer “gönüllüler koalisyonu” kurulabiliyorsa, ümmetin Filistin için neden bir “direniş koalisyonu” kurulmaz?
• Eğer Batı için asker yollamak normalleştiyse, Kudüs için niçin hayal dahi edilmiyor?

NATO Operasyonlarının Acı Tecrübesi

Türkiye, Batı’nın çıkarları uğruna daha önce de birçok askeri operasyona sürüklendi.
• Afganistan’da NATO şemsiyesi altında yıllarca görev yapıldı. Sonuç? Binlerce kilometre ötede, Batı’nın işgaline “meşruiyet” kazandırmak.
• Irak’ta işgal güçlerinin yanında olmasa bile, üslerimiz ve hava sahamız kullanıldı. Sonuç? Milyonlarca Müslüman’ın ölümü, Irak’ın parçalanması.
• Libya’da NATO operasyonuna destek verildi. Sonuç? Libya’nın bölünmesi, petrol yataklarının paylaşılması ve kardeş kavgası.

Bugün Ukrayna için aynı senaryonun tekrarlandığını görmüyor muyuz? Yine Batı’nın güvenliği için Türkiye masaya sürülüyor. Yine Müslümanların kanı için “kınama” ile yetiniliyor.

Sessizlik Büyük İsrail’e Zemin Hazırlıyor

Bir de unutmamak gerekir ki, Gazze’deki bu sessizlik sadece bugünkü zulme değil, yarının büyük projelerine de hizmet ediyor. İsrail Başbakanı Netanyahu geçtiğimiz aylarda elinde “Büyük İsrail” haritasıyla çıktı ve “Fırat’tan Nil’e kadar uzanan topraklar bizim tarihi görevimizdir” dedi.

İşte Gazze’de sessiz kalmak, o haritanın adım adım gerçekleşmesine göz yummaktır. Kudüs için ses çıkarmamak, Nil’den Fırat’a uzanan o emperyal plana taş taş üstüne koymaktır. Filistin’e sadece kınama göndermek, aslında “Arz-ı Mevud” projesine zımnen onay vermektir.

Emperyal Projelere Figüranlık

Kendi mazlumuna sırt dönüp emperyal projelere figüran olmak tarihin en ağır utançlarından biridir. Eğer Türkiye bugün Gazze’ye sadece kınama gönderiyor, Ukrayna için ise asker göndermeyi tartışıyorsa, bu sadece dış politika değildir. Bu aynı zamanda bir teslimiyet belgesidir.

Ümmetin kanı söz konusu olduğunda susan, Batı’nın çıkarı için cepheye koşan bir anlayış ne kadar sürdürülebilir? İşte asıl mesele budur.

Türkiye, Batı’nın “gönüllüler koalisyonu”nun değil; ümmetin “direniş koalisyonu”nun içinde olmalıdır. Gazze için, Kudüs için, mazlum Müslümanlar için gerçek bir seferberlik gündeme alınmadıkça, bu çelişki her gün yüzümüze çarpacaktır.