Geçtiğimiz günlerde bu köşede emeklilerin yaşadığı ağır ekonomik sıkıntıları yazmıştım.
Türkiye’de milyonlarca emeklinin artık hayatını idame ettirmekte zorlandığını, pazara çıktığında filesini dolduramadığını, kira ile fatura arasında sıkışıp kaldığını anlatmaya çalışmıştım.
Bugün gazetelerde yer alan iki haber ise meselenin ne kadar derin bir çelişkiye dönüştüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Birinci haber şuydu:
“Günde 10,6 milyar lira faiz ödemesine gitti.”
Yani devletin bütçesinden her gün yaklaşık 10 milyar 600 milyon lira sadece faize gidiyor.
Saatte yüz milyonlarca lira…
Dakikada milyonlar…
Millet geçim derdiyle boğuşurken, alın teriyle yaşayan insanlar ay sonunu nasıl getireceğini düşünürken, devletin kaynaklarının üretime, yatırıma ve sosyal adalete değil de böylesine devasa bir şekilde faize akması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tercihtir.
İkinci haber ise hemen onun yanında yer alıyordu:
“Erdoğan’dan emekliye müjde: Maaş ve ikramiyeler 14 Mart’ta yatıyor.”
Bir başka gazetede ise:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan emekliye çifte bayram müjdesi: Maaş ve ikramiye ödemeleri öne çekildi.”
Evet, yanlış okumadınız.
Burada “müjde” diye sunulan şey maaş artışı değil.
İkramiyede gerçek anlamda bir iyileştirme değil.
Emeklinin alım gücünü yükseltecek bir adım hiç değil.
Sadece ödemenin bir gün erken yapılması.
Şimdi soralım:
Milyonlarca emekli geçim sıkıntısıyla boğuşurken, maaşın bir gün önce yatırılmasını “müjde” diye sunmak, emeklinin aklıyla alay etmek değil de nedir?
Çünkü değişen bir şey yok.
Emeklinin cebine giren para yine aynı para.
Yetersiz olan maaş yine aynı maaş.
Eksik kalan mutfak masrafı yine aynı masraf.
Ödenemeyen kira yine aynı kira.
Sadece para bir gün erken gelecek; ama yoksulluk yerinde duracak.
Emekli zam bekliyor.
İnsanca yaşamaya yetecek gelir bekliyor.
Torununa mahcup olmamayı bekliyor.
Pazarda fiyat etiketinden korkmadan alışveriş yapabilmeyi bekliyor.
Elektrik faturasını düşünmeden gece lambasını yakabilmeyi bekliyor.
Siz ise maaş gününü bir gün öne çekip buna “müjde” diyorsunuz.
Açık konuşalım:
Bu, emeklinin yaşadığı büyük geçim krizini çözmek değil; o krizin üzerini kelimelerle örtmeye çalışmaktır.
Şimdi tekrar soralım:
Bir ülkede faize günde 10,6 milyar lira bulunabiliyorsa,
aynı ülkede emekliye insan onuruna yaraşır bir maaş için neden kaynak bulunamıyor?
Bir ülkede bütçe faiz lobilerine çalışıyorsa,
o bütçe vatandaşa ne zaman çalışacak?
Emekli bu ülkenin yükü değildir.
Tam tersine, bu ülkenin yükünü yıllarca omuzlarında taşımış insanlardır.
Kimi otuz yıl fabrikada çalıştı.
Kimi devlet dairesinde ömrünü verdi.
Kimi esnaf oldu, vergi ödedi.
Kimi tarlada üretti, kimi atölyede alın teri döktü.
Bugün ise aynı insanlar pazarda fiyat sormaya çekiniyor, torununa harçlık veremiyor, ay sonunu getirebilmek için kuruş hesabı yapıyor.
Devletin büyüklüğü, bankalara ödediği faizle değil; emeklisine, işçisine, dar gelirli vatandaşına sunduğu hayat standardıyla ölçülür.
Emekli sadaka istemiyor.
Lütuf da istemiyor.
Sadece yıllarca verdiği emeğin karşılığını, yani hakkını istiyor.

