Yozlaşma mı, dünyevileşme mi;
Kadir kıymet bilmeyişlik midir;
Unutulmaları çok hızlı gerçekleştiriş midir.
Galiba, son asrın hastalıkları arasına vefasızlık da
katılmakta hızla.
Hayatımızı sarsmaya çoktan başladı bile.
Eski başbakana bile anında yüz çevirebildi necip
milletimiz.
Yeni başbakanın elinden karanfilleri alabilmek için
birbirlerini tepeleyen koca koca adamlar, onunla tokalaşabilmek için
birbirlerini iten yaşını başını almış zatlar, selfi yapma kuyruğuna girmiş
uyanık gençler.
Daha bir günlük bile eskimemiş başbakanın karanfillerine
aynı iştahla saldırmıyor, tokalaşmak için bir hamle göstermiyor selfi kuyruğuna
öyle galeyani bir talep olmuyor, ayıp olmasın diye birkaç yürekli kadın
çıkıyor, kabul günlerinde komşulara göstermek için gelip başlarını uzatıyorlar
cep telefonu ekranlarına.
Dahası bir günlük eski başbakan ile tokalaşmak müthiş
tehlikeli bulunuyor, kameraların kayıtlarından ürkülüyor, karanfillerini
kapmakta kararsız kalınıyor.
Bakanlarda da durum benzer.
Son yılların bakanlarının birkaç tanesi hariç
diğerlerinin ismini kimseler bilmiyor.
Müthiş bir kasırga, anında isimleri silip süpürüyor,
haber oldukları manşetlerden indiriyor.
Daha beş ay önce köylerinde davul zurnalarla kutlanan
bakanlık ilanları, koltuklar alınınca derin bir sükûta döndürüyor mahalleliyi.
O baş döndürücü tempo, çocukken peşine takıldığımız sokak
tiyatrolarını andıran kalabalık, sayın bakanım diye koşturan korumaların
telaşı, siren sesleri, katıldıkları düğün ya da cenazelere renk katan makamları
ile anılan, isimleri ezberlenemeden koltuklarından kalkan taife.
Arada markette ya da hastanede görevli bir kızın, onu
nereden tanıdığı ile ilgili birkaç saniye süren düşünme payına ancak
sığabiliyor.
Ya da çok daha önemli isimler, yol arkadaşı olarak yapı
kuran, emek veren, tuğlaları taşıyan, kumu karan, ekip kuranların o asla
hazmedemeyecekleri yalnız kurt rollerine alışmak zorunda kalışları.
Kendilerinden bile kaçıp çalan telefonları açmayışları,
aileleri çoluk çocukları ile bile konuşamayıp, neredeyse depresif sancılara
duçar oluşları.
Ellerini taşın altına koymuşlardır; bir yuva, ya da evlat
yahut eser olarak gördükleri, emek verdikleri, dava dedikleri yapı için
ailelerini ihmal etmişler, çocuklarının büyüyüşlerine bile tanık olamamışlar,
onları doya doya sevememişlerdir.
Fakat eninde sonunda dava gördükleri yapıdan
uzaklaştırılmışlardır.
Tıpkı yaşlı aşığın Hadice sinden sonra saydığı 1918 gün
gibi vefalı değildir siyaset. Sinsi bir aldırmazlığı, acı çeken yakınlarına
sırtını dönüşü, ortada yalnız başına bırakışı bulunmakta.
Koltuğun alındığın anda unutuluyorsun.
Bu kadar vefasızlığına karşın yine de herkesin rüyalarını
nasıl süslemekte, şaşırmamak mümkün değil.
Oysa şu 1918 günlü namert dünyanın sonu geliyor bir gün
mutlaka ve biz hep birlikte bu gerçeği ne kadar çok unutmaktayız.