Daha geçen Mayıs’ta 301 canımızı Soma’da kaybettik ya!

Son olarak Ermenek’te 18 madencimizi daha yitirdik, ya! (Zira artık “umut”tan söz etmek zor gibi…)

AKP döneminde maden kazalarında  “Cumhuriyet tarihinin rekoru” kırıldı, ya!

Son 32 yılda Türkiye’de meydana gelen maden kazalarında “bin 574 işçi” hayatını kaybetti, ya!

1983–2002 döneminde 499, 2003–2014 döneminde ise 1.075 işçimizi maden kazalarında kurban verdik, ya!

AKP döneminde her yıl ortalama “90 madenci”, 1983–2002 dönemini kapsayan 20 yılda ise yıllık ortalama “25 madenci” hayatını kaybetti, ya!

Türkiye’de madencilik, iş kazası ve meslek hastalığı açısından “en sorunlu üç sektörden birisi” haline geldi, ya!

Son yıllarda en çok iş kazası geçirenlerin madenciler olduğu gerçeği ortaya çıktı, ya!

2013 yılında meslek dolayısıyla “en fazla sağlık sorunu yaşayanlar da madenciler oldu”, ya!

Son 10 yılda dünyada meydana gelen maden kazalarında da yaklaşık 950 işçi hayatını kaybetti. Buna göre, son 10 yılda dünya genelinde “ölen 3 madenciden birisi Türk”, ya!

Ey değerli okurlar, ey YÖK yetkilileri, ey bürokratlar, ey yöneticiler, ey devlet aklı; en sonunda ne olacak biliyor musunuz

Türkiye bir maden ülkesi olmasına rağmen, ülkemiz çok değerli, zengin yeraltı maden kaynaklarına sahip bulunmasına karşılık sonunda “maden fakülteleri” kayıt yaptıracak öğrenci bulamayacak. Madencilik fakülteleri yerlerde sürünecek.

Haaa, diyeceksiniz ki, “Olur mu, ama maden kazalarında hayatını kaybedenler çoğunlukla işçiler. Mühendislerin böyle bir riski fazla yok!”

Doğru, ama yine de “algı” o tarafa doğru gidiyor…

Benden söylemesi…

MEZARLIK!

Moral bozmak istemem elbette ama İdris Bal’ın kurduğu ve şayet kesinleşirse İdris Naim Şahin’in başını çekeceği partiler bana şu isimleri hatırlattı;

* Gökhan Çapoğlu: DSP’den siyasete atıldı. Ecevitçiler’le anlaşamayarak partiden ayrıldı ve 24 Şubat 1998 tarihinde Değişen Türkiye Partisi’ni kurdu. 1999 Genel Seçimleri’nde %0.12 oy alan parti 3 Mart 2002 tarihinde 1. Olağanüstü Büyük Kongre’sini topladı. Bu toplantıda 15 delegenin oybirliğiyle partinin kapatılması kararı alındı.

*Bedrettin Dalan: Halen firari sanık. Yurtdışında kaçak yaşıyor. 1986 yılında ANAP Genel Başkanı, Başbakan Turgut Özal ile çatıştı. 1989 Yerel Seçimleri’nde başarısız oldu. Seçimlerden sonra ANAP’tan koparak, 17 Mayıs 1990’da Demokrat Merkez Partisi’ni kurdu ve genel başkanı oldu. Bu parti 14 Eylül 1991’de Doğru Yol Partisi’ne (DYP) katıldı.

* Sema Pişkinsüt: 2001’de yapılan kongrede DSP genel başkanlığına aday oldu; ancak, seçimi Bülent Ecevit’e karşı 463’e 68 oyla kaybetti. Bu kongre oldukça olaylı geçti, partililer arasında yumruklaşmaya ve sandalye fırlatmaya varan kavgalar yaşandı. Pişkinsüt’ün oğlu Yücel Pişkinsüt, partililerce dövüldü. Ayrıca, Pişkinsüt’ün konuşması engellendi. İzmir Milletvekili Mehmet Özcan ile İstanbul Milletvekili Nazire Karakuş, DSP 5. Olağan Büyük Kurultayı’nda, genel başkan adayı Sema Pişkinsüt’ün konuşturulmamasının antidemokratik bir yaklaşım olduğunu ifade ederek, 1 Mayıs’ta DSP’den istifa ettiler.

Bu üç milletvekili Toplumcu Demokratik Parti’yi kurdular. Sema Pişkinsüt Genel Başkan oldu. Daha sonra bu üç milletvekili Özgürlük ve Dayanışma Partisi listesinden milletvekili adayı oldular. Sonuç; sıfıra sıfır, elde var sıfır!

* İsmail Cem: 11 Temmuz 2002’de DSP’den istifa etti. Kısa süre sonra Yeni Türkiye Partisi’nin (YTP) kuruluşuna katıldı ve bu partinin genel başkanlığına getirildi (22 Temmuz 2002). Hatırlayacaksınız, Hüsamettin Özkan ve Kemal Derviş’le birlikte bu hareket, “troyka, yani üçlü” olarak adlandırılmıştı. YTP’nin beklenen ilgiyi görememesi üzerine, Deniz Baykal’ın çağrısıyla 2004 yılının ekim ayında YTP’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılma kararı alındı.

* Yaşar Okuyan: ANAP’tan istifa etmesinin ardından önce eski partisi MHP’ye girdi çıktı. Kasım 2004’de, Hüsamettin Cindoruk ve ekibi tarafından kurulmuş olan Demokrat Türkiye Partisi’nin başına geçti. Mayıs 2005 Olağan Kongresi’nde partinin ismini Hürriyet ve Değişim Partisi olarak değiştirtti. Böylece 5 yıl içinde 6 genel başkan (sırasıyla Hüsamettin Cindoruk, İsmet Sezgin, Mehmet Ali Bayar, Yılmaz Hastürk, Sema Küçüksöz ve Önder Günay) değiştirmiş bulunan DTP tarihe karışmış oldu.

Okuyan, 2008 yılında genel başkanlığını yaptığı Hürriyet ve Değişim Partisi’ni kapatarak, Halkın Yükselişi Partisi’ne katıldı. Daha sonra Yaşar Nuri Öztürk tarafından partiden ihraç edildi.

* Yaşar Nuri Öztürk: 3 Kasım 2002 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden İstanbul milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Daha sonra CHP’den istifa etti. Ardından da Halkın Yükselişi Partisi’ni kurdu ve bu partinin genel başkanlığını 4 yıl boyunca sürdürdükten sonra 19 Ekim 2009 tarihinde üniversite ile çok ilgilenemediği gerekçesiyle genel başkanlıktan istifa ederek aktif siyasi yaşamını sona erdirmiş oldu.

* Hasan Celal Güzel: 1986 yılında girdiği ara seçimlerde Anavatan Partisi’nden Gaziantep milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1989 yılı Anavatan Partisi Olağanüstü Kongresi’nde parti genel başkanlığı için aday oldu, seçilemedi. 1992 yılında Yeniden Doğuş Partisi’ni kurdu. Katıldığı 1995 Türkiye genel seçimlerinde %0.34 ve 1999’da da %0.14’lük oy oranına ulaştı. Temmuz 2002’de Cem Uzan ve arkadaşları tarafından kurulan Genç Parti, kendini feshederek Yeniden Doğuş Partisi’ne katıldı. 23 Ağustos 2002’de partinin adı Genç Parti olarak değiştirildi ve parti genel başkanlığına Cem Uzan seçildi.

Daha… Dahası da var; Sadettin Tantan, Numan Kurtulmuş, Haydar Baş, Abdullatif Şener, Cem Boyner, Cem Uzan, Besim Tibuk, Osman Pamukoğlu, Mümtaz Soysal için de benzer şeyler söylenebilir…

Uzun lafı kısası şu;

1) Sürüden ayrılanı kurt “ham” ediyor.

2) Parti kurmak kolay ama sürdürmek zor, başarılı olmak çok çok zor.

3) Lidere kızıp parti kurabilirsiniz, ama siyasi tarihimiz biraz da bu yüzden adeta “partiler mezarlığı”na dönmüş durumda.

NOT:  Bugün 12 Kasım 2014, Çarşamba… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!