Çok gezen mi daha çok bilir? Yoksa çok okuyan mı?

Eğitimi, öğrenmeyi, bilgiyi daha çok okullara, kitaplara ve sınavlara hapsetsek de öğrenmenin pek çok yolu vardır. En iyi öğrenim yolunun yaşayarak öğrenmek olduğunu kimse inkâr ede-mez. Yaşayarak, dokunarak ve hissedilerek öğrenilen şey çok daha kalıcıdır. Bu nedenle eğitim-de yeni eğitim metotlarını konuşurken ezbere değil tecrübeye odaklı metotları konuşuyoruz.

Gezerek öğrenmenin avantajı yaşayarak ve tecrübe ederek öğrenmenin imkânını sunmasıdır. Nitekim kuru bir bilgi tecrübeye dönüştürülmediğinde pek fayda sağlamaz. Fakat okumanın ve gezmenin ya da başka bir deyişle bilginin ve tecrübenin birleştirildiği yerlerde öğrenmenin tadına doyum olmaz.

Milli Çocuk dergisi, bu düşünceden hareketle Eylül ayında “Evliya Çelebi’nin İzinde Gezdik, Gördük, Öğrendik” temalı bir eğitim sayısı hazırladı. Bu sayıyı hazırlarken temel motivasyonu-muz her eğitim-öğretim döneminde herkesin yaptığı gibi eğitimin ne kadar güzel bir şey olduğu-nu kuru kuruya vurgulamak yerine çocuklara eğitimin sadece dört duvardan ibaret olmadığını anlatabilmekti. Zira ezber edilmiş bu cümleler, çocuklar için bir şey ifade etmiyor artık. Eğitimi sadece okullardan ibaret görmek, eğitim sistemindeki kangrenleşmiş ve monotonlaşmış süreç maalesef öğrencilerin öğrenmeye dair heveslerini kırmakta. Pek çok yetişkinin haftanın ilk günü işe giderken yaşamış olduğu Pazartesi sendromunu okula giden çocuklarımız da yaşıyor.

Eğitimin, öğretimin, bilginin dört duvardan ibaret olmadığını, her an öğrenebileceğimizi hem kendimize hem de çocuklarımıza tekrar anlatabilmemiz lazım. Bu nedenle okulun ilk günü yap-mış olduğumuz bu yaz ne yaptık sorusunu sorarak sıradanlaşmış bir tatil muhasebesi yaptırmak yerine, gezdikleri, gördükleri yerlerde de yeni şeyler öğrenebileceklerine dikkat çekmek istedik. Asıl vurgumuz ise eğitimin dört duvardan ibaret olmadığınaydı. Belki de öğrendikleri yeni şey-lerin farkında değillerdi, hikâyelerin, şiirlerin ve masalların gücüyle küçük okurlarımızın zihinle-rinde küçük şimşekler çaktırmak istedik.

Bu vesile ile sizlerle de bir eğitim muhasebesi yapsak güzel olmaz mı?

Eğitimi dört duvara hapsetmek temel sorunumuz dedik.

Peki, eğitim sadece okuldan ibaret değilse, başka nerelerde eğitim gerçekleşebilir?

Gözümüzü açtığımız, ilk adımlarımızı attığımız, hayata dair ilk tecrübelerimizi öğrendiğimiz mekânlar, evlerimiz, yuvalarımız da birer eğitim mekânıdır.

Okula başlamadan önce pek çoğumuzun sosyalleştiği oyun alanları, parklar da birer eğitim mekânıdır.

Sadece namazdan namaza, belki cenazeden cenazeye uğradığımız camilerimiz, mescitlerimiz, gerçek manalarını bularak tekrar yaşamın merkezi haline geldikleri takdirde birer eğitim mekânı-dır.

Okul hayatı bitti artık çalışıp kendi ekmeğimizi kazanacağız dediğimiz noktada iş yerlerimiz de birer eğitim mekânıdır.

Akraba, komşu ve arkadaşlarımızla bir araya geldiğimiz ortamlar; sokaklar ve yollar da birer eğitim mekânıdır.

İnsan hayatı boyunca bir yolculukta ise ve hayat dediğimiz süreçte yolumuz ise bu hayat yolcu-luğu da başladığı andan bitene kadar bir eğitim sürecidir. “Oku” emrine muhatap olan bizlerin eğitimin hayat boyu sürdüğünü idrak edememesi de başka bir sorun değil mi?