Kendinizi ne kadar güvende hissediyorsunuz?

Kulaktan kulağa yayılan, ekranlardaki kötü haberleri görmekten, duymaktan yoruldunuz değil mi?  Sürekli kötü olaylara şahit olmak, görmek, duymak sanki dünyanın çivisi çıkmış gibi bir his oluşturuyor. Sürekli bu hisse maruz kalmak bir süre sonra artık insanlık için bir şey yapamazmış hissi veriyor. Halbuki gerçek bunun tam tersidir.

Neyi çok konuşursak onun gerçek olduğuna dair bir illüzyon oluşturuyoruz. Bu yüzden iyiyi, güzeli, faydalı ve adaletli olanı konuşmak ve yaymak gerekiyor. Bu kötü olanın üstünü örtelim demek değil. Haksızlıklara gerektiği yerde gerekli şekilde müdahale ederek düzeltilmesi, ortadan kaldırılması için elzemdir. Fakat tedavi edici olmayan yöntemler hastalığı daha çok kangren ediyor.

Burada bedevi ve derviş arasında geçen hikâye hepimize ibret olacak cinsten…

“Çölde devesiyle birlikte seyahat eden bir derviş, bir bedevîye rast gelir. Bedevinin hali perişandır. Güçlükle yürümekte olan bedevi, dudakları susuzluktan çatlamış halde dervişten su ister.

Derviş onun haline acır ve bedeviye yardım etmek için devesinden inerek matarasını uzatır. Matarayı alan bedevi o anda dervişe bir yumruk patlatır ve deveye atlayarak kaçmaya başlar.

Derviş ise arkasından var gücüyle koşmakta ve bağırmaktadır: Dur, dur! Deve de senin olsun, matara da! Ama senden bir şey isteyeceğim.

Bedevî, alaycı bir tavırla: Şimdi çölde yaya kalan sen devede olan ben. Söyle bakalım ne isteyeceksin?

Derviş: Allah rızası için bu yaptığını kimseye söyleme! Hakkım sana helal olsun, der.

Bedevi hayretle döner ve sorar: Issız çölde susuz ve devesiz kaldığını dert etmiyorsun da dolandırıldığını mı dert ediyorsun?

Dervişin cevabı ibretliktir: Eğer anlatırsan, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç kalanlara inanmaz.”

Dervişin yerinde biz olsak kaybettiklerimizin derdine düşer, bedeviye yardım ettiğimiz için bin pişman olurduk herhalde. Fakat derviş çok daha büyük bir şeyin derdindedir: güven duygusu!

Çünkü derviş, güven duygusunun ne kadar hassas olduğunu bilmektedir. Bir kere zedelenmeye görsün tamiri çok zordur…

Rabbimiz, “Haksızlığa uğrayan hariç, Allah kötü sözün yayılmasını sevmez. Allah her şeyi işiticidir, bilicidir” buyurmuştur. (Nisa Suresi,  Ayet 4/148)

Derviş, ah vah edip nasıl bir haksızlığa uğradığını anlatabilir, şikayetçi olabilirdi. Fakat haklı olmasına rağmen hakkını helal edecek kadar geniş bir yüreğe sahip. Sadece hakkını helal etmekle de kalmayıp bu yaşanan kötü hadisenin yayılmaması için bedeviye yalvarıyor.

Aslında derviş hepimize büyük bir ders vermiştir: “kötülüğü yayma!”

Kötülüğün anlatılarak kulaktan kulağa yayılması, çöp kokusunun yayılarak herkesin midesini kaldırmasına benzer. İsterseniz çiçek bahçesinde olun, fakat insanların midesi kalkmaya görsün bir kere… Artık çiçeklerin mis gibi kokusunu düşünmek yerine, çiçeklerin dikenlerinden herhangi bir fenalık görüp görmeyeceklerini hesap etmeye başlarlar.

Güven duygusu olmadan sağlıklı bir yaşam sürmemiz mümkün değildir. Çünkü güven en temel ihtiyacımızdır. Güven olmayınca imkanlarınızın bir anlamı yoktur. İsterseniz en lüks imkanlara sahip olun, tüm yetkilerin elinde olsun, çok başarılı ödüller alan bir kimse olun bir şey ifade etmez. Aksine insanın güven duygusu zedelendiğinde ne kadar güç ve imkân sahibi olursa kaygı ve endişeleri de artar. Ve kontrol edilemediğinde hastalıklı bir hal almaya başlar.

Müslümanlara “bir kötülük gördükleri zaman elleriyle düzeltmeleri”, eğer elleriyle düzeltme imkânı yoksa dilleri ile düzeltmeleri, buna da imkân yoksa kalben buğz edilmesi emredilmiştir. Maalesef inanan insanlar olarak kötülüğü engellemek için elimizde imkân olmasına rağmen anlatarak çoğaltmayı tercih ediyoruz. Böylece farkında olmadan kendi ellerimizle güvensiz ve huzursuz bir toplum inşa ediyoruz.  

Tedavi yöntemi bellidir, sağa sola bakmadan herkes kendinden başlayarak uygulamaya başlayabilir.