Güç, erk, söz sahibi olmadan zalimleşebilmek mümkün görünse de zulüm kendi içinde tekaddüm eder. Ancak tekamülünden veya tamamlanmasından söz edilemez. Güçsüzken mazlumu oynayan, gücü ele geçirince Ali kıran baş kesen bir tavra bürünen sayısız örnek bulunur. Muhtemelen zulüm erbabı, gün gelip el değmedik kötülükler işlemek emeliyle yola çıkmaz. Ancak imkân bulunca da mayalarında eksik kalan her ne var idiyse onu aramaktan imtina etmez.

Bir sınırı yoktur. Ne geçmişin ibreti, ne insanlığın terakkisi, ne iletişim tekamülü yokluğunu getirmez, hatta azalmasına bile sebep olmaz. Ezilenlerin çokluğunun bir zalim grubunda merhamet uyandırmayacağı gibi… Aksine belki de güç sahipleri ‘bunları biraz fazla serbest bıraktık, tanrı bizi cezalandırmaya memur kılmışsa, Attila gibi tanrının kırbacı, Cengiz gibi tanrının cezası rolünü üstlenmişsek o halde bize bu ihmalden hesap sorulur’ kanısı taşır. Hem de egemenliği şahsında bir hak olarak gören her zalim, hükmünün geçtiği yerde şiddet göstermekten, can yakmaktan, haksızlık etmekten, can alıp kan dökmekten geri durmaz.

Süregelen sistemlerin aslında halkın işinde gücünde seyreden her ferdiyle sorunu vardır. Ya bir gün başkaldırırsa, ya isyana yeltenirse ya da önünden alınıp başkasına bahşedileni sorgularsa diye içten içe kendini kemirir. Bu yüzden halkın muhtelif kesimleri için çoğunlukla ‘bir parmak bal’ kullanılır. Böylece tahakküm kaynaklı ezeli eziyet görünmez kılınır. Ancak muhataplar arasında henüz standart döngüye alışmamış fertler bulunur. Onlara genç denir. Zaten onlar henüz hayata, kendilerinden öncekilerin genel kabullerine ve takip edilen yordamlara da alışkın değildir. Dolayısıyla yerleşik sistemlerin ana sorunu gençlerdir yahut gençlerledir denebilir. Sistem, itaatinde bile edilgenliği kabul etmeyip aktif davranan genci, süreğenliği için tehdit kabul eder. Bu sebepten sürekli budamak gerektiğine inanır ve boyun eğsin eğmesin, mütemadiyen gök ekin gibi biçer. Biçtiği yerden yeni sürgünler, yeni filizler, fidanlar boy verir. Tepede konuşlananlar yeniden tırpanlar. Bu biçme, tırpanlama, budama yöntemleri de belli belirgindir; genç dediğin hapse tıkılır, ideolojik sanrılarla birbirine düşürülür, idam edilir, savaşa gönderilir, büyütüp beslenip asker eylenir, bezdirilip yurtdışına çıkmaya mecbur edilir ve saire. Hem de egemenlerin devrim, işgal, cihat, turan gibi kutsal hedef olarak gösterdiği birtakım kanlı eylemlerin figüranı yahut piyonu olarak kullanılır. Böylece değil sistem değiştirecek, düşünecek bir aktör haline gelmeden imha edilir. Bu döngü mütemadiyen böyle devam eder. İlle de ısrar edip öğrenmek, eğitilmek peşine düşen kısımsa bugünün maarif işleriyle oyalanan yetkililerinin bitimsiz yapboz oyununun kurbanı olur. (Sınav kaldırılır, sınav değiştirilir, sınav birleştirilir, sınava yeni isim konur, sınav yenilenir, sınav çoğaltılır, sınav genişletilir, sınav azaltılır, sınav çoğaltılır vs.)

Geçmişin her hatası bugün için hem bir mazeret hem de gerekçe, mazeret, temellendirme anlamı taşır. Hani her ihtilal pekâlâ genç insanların omuzlarında yükselir. Sorgulama insafsızlığı da onlara hastır! Genç bir vatandaş; “Araçlar, yakıtlar, parçalar ithal ürün olduğuna göre kimin ticareti için otoban yapılır?” diye sorsa; “Bundan öncekiler onu da yapmıyordu, kimin yararına olursa olsun en azından bu yapıyor ya” diye bir basit cümle, geçmişin ihmalkârlığının şimdinin bariz hatasını izale etmede kullanılışına örnektir. Yahut sair insanların acı acı gülümseten ‘sosyal yardımlaşmadan yararlanan vatandaşımız bir milyon bile yoktu, biz onu otuz milyona çıkardık’ türünden bir eşsiz başarı hikâyesini coşkuyla alkışlaması gibi… Cezaevi binası inşa etmek ve hapsedilen mahkûm sayısıyla övünmek gibi… Dağlarda hiç terörist kalmadığını iddia edip imha edilen terörist sayısıyla avunmak gibi…

Bir kısım insan için ‘acırsanız, acınacak hale gelirsiniz’ ihtarına uyup, gücün yanında konuşlanmak suretiyle kendini güvende hissetme avuntusuna kapılanların ve hatta bu vesileyle kapılandıkları yerin sözcülüğü zannedip sağa sola çemkirenlerin, şüphesiz bugün acınacak hale geldiği söylenmelidir. Gel gör ki artık ne dövecek diz, ne birbirine acıyan merhamet ehli insanlar kalır. Gayrı bu âlemde merhametsizlik adına daha tumturaklı zulümler işleyebilmek için yarışanlar ve bunu insanlık namına mücadele addedenler, bazı insanların mağduriyetiyle diğerlerinin abat olacağını zannedenler bulunur. Nihayet her eziyet, iştirak edeni er ya da geç acınacak hale getirir.