Ekonominin hal-i pürmelali(*) herkesin malumu…

“Ekmek, ekmek!” der hale geldi maalesef emeklilerimiz…

Ekonominin malum halinde esnafımız da öyle mustarip ki…

Emek sahipleri de emeklerinin karşılığını alamamanın mağdurları…

Hani “İstanbul’a ihanet ettik!” lafı vardı ya; o söylemin devamı olarak en basit ihtiyaç olan ekmeğe bile muhtaç hale getirilen emekliler ile esnaf başta olmak üzere ve özellikle de emeğinin karşılığını alamayan emek sahipleri düşünüldüğünde ihanetin boyutları düşünüle…

Millî Gazete’de bu sabah okuduğum haberler bunları düşünmeme sebep oldu…

Oysa…

“Güneş de yeni bir medeniyet de doğudan doğar...” yazımın devamını yazacaktım…

Veya…

“İslam, silm/barış, din/düzen, batı-doğu dünyası” yazılarımın devamını…

Aslında…

“Bir ‘NİZAM’ kurmak; Adil Kur’an Nizamı” başlıklı yazılar da var…

Yani ana konu ve gündem “Adil Kur’an Nizamı kurmak” olacaktı…

Ama “ekmek, emekliler, esnaf ve emek” demek zorunda kaldık…

Ekonominin hal-i pür melali ve ona bağımlı sorunlar sebebiyle…

Bu girizgâhı yani bu yazıyı Millî Gazete muhabirlerimizden Mehmet Fahri Özkan’ın bugün okuduğum iki haberi ile yine gazetemizdeki benzer diğer haberler vesile oldu…

Birinci haberin başlığı şöyle: “Beklentimiz umut değil, ekmek!”

Haberin özünü okuyalım: İktidarın emekli maaşlarına yönelik olarak izlediği politikalar neticesinde Temmuz ayında yaklaşık 6 milyon emekli sıfır zam alırken, 16 milyon emeklinin çoğu da 7 bin 500 TL maaş almaya devam ediyor. Emekli zammına ilişkin olarak iktidar sene başını işaret ederken, emekli aylıklarına yapılacak zam için çağrıda bulunan Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen, “Emeklilerin umutla yaşama dönemleri bitti. Bizim beklentimiz, umut değil ekmek” dedi.

İkinci haberin başlığı şöyle: “Ahilik, tekrar işlerlik kazanmalı”

Esnafımız ve emek sahipleri açısından bu öneri çok önemli.

Haberin özünü okuyalım: ESDER Genel Başkanı Mahmut Çelikus, esnafın pandemi ve ağır sorunların altında olduğuna dikkat çekerek, yaklaşan Ahilik Haftası ve Esnaf Bayramı’nı buruk kutlayacağının altını çizdi. Mahmut Çelikus, ahilik teşkilatının günün koşullarına uyarlanarak yeniden işlerlik kazandırılmasını önerdi. Teşkilatın hareketlendirilmesi ile birlikte Türkiye’nin şaha kalkacağının altını çizdi.

Başta bu iki haber başlığı altında yazılanları ve emekliler ile emek sahiplerinin hal-i pür melalini detaylarıyla okuyup anlamak için yazılan onlarca haberi okumanızı tavsiye ediyorum; elbette “tedavi” yani çare ve çözüm içerikli bu köşedeki tüm yazılarımızla birlikte…

(*) “Hal-i pür melal” Arapça ve Farsça sözcüklerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş Osmanlıca bir tanımlamadır. Hal; durum, pür; dolu olan, içeren ve melal; hüzünlü, acıklı, üzüntülü demektir. “Hal-i pür melal” kısaca hüzünlü ve acıklı bir durum anlamına geliyor. Hal-i pür melal aynı zamanda kaygılandıran ve bıkkınlık veren üzüntü verici durum anlamına da gelmektedir. Facia, afet, felaket, musibet ve çile sözcükleri de bu terim ve tamlama ile eş anlamlıdır. Hayatımızın hal-i pür melali olarak dinî-ilmî-iktisadî-idarî/siyasî dört alanında da işte buraya kadar anlamını açıklamaya çalıştığımız perişanlık var ve biz bunu yıllardan beri “teşhis” olarak yazıp anlatıyoruz ki; özünü de sadece iki kelimeden oluşan “Sosyal Tufan” kavramı ile ifade ediyoruz. Hal-i pür melal olan kişilere teselli vermek çok zordur. Bizler -artık yarım yüzyılı da aşan bir zamandan beri- işte bu durumu “teşhis” ettikten sonra “tedavi” içerikli çare ve çözümlerimizi de bir taraftan yazıp anlatıyor, diğer taraftan 1967 yılından beri ilk kurduğumuz kooperatifimizde (ve devamında kurduğumuz diğer kooperatiflerimizde) kendi çapımızda ve imkânlarımız nispetinde uygulamalar yapmaya devam ediyoruz, elhamdülillah…