TARİHİMİZ zaferler resmî geçidi gibi! Ağustos ayına da
zaferler ayı dense yeridir. Bu zaferlerden biri de Büyük Taarruz adı verilen
30 Ağustos 1922 de kazanılan zaferdir.
Tarihî olayları sağlıklı değerlendirebilmek için onun
öncesi ve sonrasının iyi bilinmesi gerekir. Hele, dış politika satranç oyununa
benzer. Rakibinizin sonraki muhtemel 15 - 20 atağını da hesaba katmak
zorundasınız. Düşman da öyle! Plânlarını bilirseniz ona göre bir strateji
geliştirirsiniz.
30 Ağustos u iyi anlamak da bu cümleden. Meselâ, 1876 da
İngiltere Osmanlı ya hasta adam demişti. Onu yok edip mirasına konmak
istiyordu. Yine, 1897 deki Yahudi Kongresi nde Siyonistlerin 100 yıllık plân
yaparak başlattıkları süreci hesaba katmak gerekir. Olayların düşmanın plânlarıyla ilgisini
dikkate almak fotoğrafın tamamını görmek demektir.
1. Dünya Savaşı ndan sonra Mondros Ateşkes Antlaşması
imzalandı. (1918) Sevr Antlaşması ile ülkemizin tamamı elimizden alınmak
isteniyordu. (1920) Düşmanlar işgal ettikleri topraklardan çıkmak istemediler.
1921 deki Sakarya Meydan Savaşı nda Yunanlılar büyük bir bozguna uğradılar. Bu
bölgeden çekilmek zorunda kaldılar.
Sakarya Savaşı milletimize güç verdi. TBMM, Yunan ordusu
ve diğer işgal güçlerinin ülkemizden atılması kararı aldı. Bu, Kurtuluş
Savaşı nın başlatılması demekti. Nitekim 15 Eylül 1921 de Seferberlik ilan
edildi.
Meclis in kararı şöyleydi: Misak-ı Millî sınırları
içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz. Mustafa Kemal Paşa bu kararı askere
emir şeklinde şöyle iletmişti: Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır.
Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla
ıslanmadıkça terk olunamaz.
İŞGAL KIRILIYOR
1. Dünya Savaşı ndan sonra Avrupa ülkeleri arasında
karışıklıklar başladı. Türkiye topraklarının paylaşılması konusunda
anlaşmazlığa düştüler.
Yunanlılar, Kütahya Dumlupınar ile Afyon bölgesinin
çeşitli yerlerini işgal etmişlerdi. Kurtuluş Savaşı nın zorlu ve çetin bir
bölümü burada yaşandı.
Sakarya Meydan Savaşı na kadar savunma savaşları
yapılmıştı. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki ordumuz Kocatepe de de taarruz
savaşı başlattı. İsabetli bir savaş stratejisi takip etti. Batı cephesinin
kuzey ve güneyinde bulunan birlikler büyük bir gizlilik içinde Kocatepe ye
kaydırıldı. İstanbul daki cephane de gizlice Anadolu ya getirildi.
Bu savaşta da tarihimizdeki meşhur olan hilâl planı
uygulandı. Kocatepe de askerimizin azim ve kararlılığı görülmeye değerdi.
Allah! Allah! Nidaları yeri ve göğü inletiyor, düşmanların içine korku
salıyordu.
30 Ağustos 1922 günü Yunanlılar çember içine alındı.
Birkaç saat içinde düşman mevzileri ele geçirilerek Yunan askerleri imha
edildi. Diğer bölgelerdeki Yunanlılar da ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.
İngiltere de haftalık yayınlanan New Statesman dergisi
16. 9. 1922 tarihli sayısında şunları yazdı: Türkiye askeri kasaba kasaba
ilerledi. Yunanlılar verdikleri mücadelede yenildiler. Her yeri yakıp yıkarak
geri çekildiler.
Milletimiz, vatanımızı işgalcilerden temizleyerek esareti
kabul edemeyeceğini gösterdi. Yeni nesiller, ülkemizin hangi fedakârlıklarla
vatan haline getirildiğini çok iyi bilmelidirler. Gençlerimiz geçmişini
tanıdıkça yabancılaşma hastalığından kurtulacaktır.
NASIL KAZANDIK
Dumlupınar ve Afyon daki şehitlikleri ziyaret ediniz.
Orada, İzmir den Hakkari ye, Edirne den Van a ülkemizin her yerinden gelerek hayatlarının
baharında İslâm ve vatan uğrunda can fedâ etmiş şehitlerimizin mezarlarını
göreceksiniz! Şahâdet sevdasıyla yanıp tutuşan vatan evlâtlarının aynı amaç ve
aynı hedefe yönelmiş olduklarına tanıklık edeceksiniz!
Anadolu kadınının, son ciğerparesini de askere
gönderirken söylediği şu sözler kulaklarınızda yankılanacak:
-Oğlum! Babanı Dimetoka da, dayını Şıpka da,
ağabeylerini de Çanakkale de kurban verdim. Git! Sen de git oğul! Minareler
ezansız, camiler Kur ansız kalmasın!
Sadettin Kaplan, Kocatepe de şehit düşen bir askerimizin
annesine gönderdiği mektubu şiire aktarmış. Bu dörtlükte yiğidimizin dünyaya
bir değer vermediğini, asıl özleminin şehitlik olduğunu öğreniyoruz: Gönül bir
serçedir, hasret mengene, / Ya ölü, ya diri döneriz gene / Ha üç gün yaşadık,
ha doksan sene; / Ömür ne ki, bir yudumluk çay anam!
Bizdeki zafer ve ideal örnekleri ABD, Avrupa, Japonya
gibi ülkelerin yaşadıklarını düşünebiliyor musunuz Bütün tanıtma sermayelerini
bunlar üzerine kurarlardı herhalde. Gerçek kahramanlar çıkaramayan milletler
sanal kahramanlar oluşturarak kendilerini tanıtmaya çalışıyorlar. İşte bizimle
onlar arasındaki fark! Taşıdığı ruh ve manayı da koruyarak zaferlerimizi yeni
nesillere tanıtmanın önemini ne zaman kavrayacağız
Erbakan Hoca, zaferlerimize sebep olan ruh ve manayı
şöyle anlatırdı: Tarihimizdeki zaferlerin hepsi, silâhla değil, maddî
üstünlükle değil, sadece îmaaan îmaaan îmaan, aşk ve azimle kazanılmıştır.