Stanford Üniversitesi, Yoksulluk ve Eşitsizlik Merkezi
(The Stanford Center on Poverty and Inequality) tarafından hazırlanan 2014
`Yoksulluk ve Eşitsizlik Raporu , Amerika nın içte nasıl can çekişmekte
olduğunu ve bel verdiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.
Aslında Amerika, `sokakta doğup, sokakta büyüyüp, sokakta
ölenlerin ülkesi olarak nam salmıştır. Yıllardır sürdürülen bütün çabalara
rağmen, yoksulluğun ve eşitsizliğin izlediği kötü seyir göz önüne alındığında,
empoze edilmeye çalışılan tüketim ekonomisine dayalı kapitalizmin artık çan
çekişmekte olduğu ortaya çıkmaktadır. 2009 da Kongre tarafından kabul edilen ve
900 ile 2,3 milyon işsize istihdam sağlaması düşünülen Obama nın 787 milyar
dolarlık `ekonomik canlandırma paketi (economic stimulus package) de beş yıl içerisinde
işsizliğin ve fakirliğin önünü almaktan uzak kalmıştır.
Bu rapora göre, yoksulluk oranı 2007 de %12,5 iken,
2012 de %15,0 e yükselmiştir. Çocuklarda yoksulluk oranı ise, %18,0 dan,
%21,8 e yükselmiştir. En son verilere göre ise; yoksullukla boğuşmakta olan ve
günlük gelir düzeyleri iki (2) doların altında bulunan Amerikalı aile sayısı
2011 de bir milyon altı yüz elli bin iken, bu rakam hızla artmaktadır. Michigan
Üniversitesi nden H. Luke Shaeter ve John Hopkins den Kethryn Edin e göre, bu
durum 1996 dan beri %159 oranında artmıştır. Brookings raporuna göre, üç
kişilik bir ailenin günlük açlık sınırı 17 $ düzeyinde olması gerekirken, iki
milyona yakın ailenin günlük iki doların altındaki girdi ile iktifa etmeye
çalışması düşündürücüdür.
Yoksulluk yaşayanların üçte birinin çocuk olması işin
vahamet boyutunu daha da artırmaktadır. Amerika da yoksulluk en çok on sekiz ve
altmış dört yaş aralığındaki bayanları etkilemektedir. Bu oran bayanlarda %15,4
iken, erkeklerde ise %11,9 oranındadır. Bir başka ilginçlik ise engelliler
arasında mevcuttur. On sekiz ile altmış dört yaş aralığındaki engelliler
arasındaki yoksulluk oranı %28,4 düzeyindedir.
Bütün bu rakamlar gösteriyor ki, Amerika da her yedi
kişiden biri yoksulluk ile cebelleşiyor. 2012 de 46,5 milyon insan yoksulluk
çekerken, bu rakam 2014 te ise 64 milyona yükselmiştir. Bu ürkütücü rakam aynen
devam edecek olursa Türkiye nüfusunu aşacak düzeye gelecektir.
ABD nin devlet destekli toplum planlaması ve şehir
gelişiminden yetkili federal kurumu Barınma ve Kentsel Gelişim Bakanlığı na
(The US Department of Housing and Urban Development) göre; ABD de şu anda
633.782 kişi evsiz durumdadır.
Evet, bu çarpıcı rakamları verirken, teneke barakalarda
yaşamlarını sürdürmeye çalışan Güney Afrika nın Soweto halkından değil, ABD den
bahsediyoruz. Dünyanın ve ABD nin sayılı finans, diplomasi, kültür ve eğlence
merkezi New York ta bile evsiz ve barksız insanların Broadway gibi gözde
yerlerde sokaklarda yaşam savaşı verdiklerini görmek mümkündür.
Amerika da, Obama yönetiminin gösterdiği bütün çabalara
rağmen ekonomik olayların izlediği seyir göz önüne alındığında, dünya çapındaki
ölçekte yerleştirilmeye çalışılan sistemin asıl memba yerinde can çekişmekte
olduğunu görmek mümkündür. ABD nin Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve Orta
Asya da daha yoğun faaliyet göstermesi hususundaki niyetini izhar etmesi, bu
ülke yönetimlerinin Amerika nın uyduları haline gelmelerine yöneliktir. Bu
ülkelerin iflas trendine girmiş bir sisteme yamanmaya çalışmalarının mantığını
anlamak mümkün değildir.
Özellikle büyük enerji havzasına sahip olan Ortadoğu ve
Kuzey Afrika daki olayların izlediği seyir göz önüne alındığında, öze dönüşü
önlemek için yoğun çaba gösteren ABD ve İsrail tarafından yerleştirilmeye
çalışılan alternatiflerin başarılı olması zordur. O nedenle bu ülkelerde
karmaşaların devam etmesi ABD ve müttefiki İsrail in işine yaramaktadır.
Buradaki tek amaç, ucuz enerji kaynakları olup, ABD nin bu önceliği kaybetmesi
durumunda, kendi içerisindeki yoksulluk, işsizlik ve çaresizliğin had boyutlara
ulaşması kuvvetle muhtemeldir.
Amerika da , `yeni yön (new direction) gibi zaman zaman
uygulamaya konulmaya çalışılan ekonomik paketler ve kemer sıkmalar, büyüyen
karmaşık ekonomik sorunlar karşısında katalizör işlevi görmekten uzak
kalmaktadır. ABD, iç politikadaki ekonomik açığın önlenmesi için, dış
politikada sömürüye yönelik hamleleri daha da sıklaştırması ve petrol üreten ve
hidrokarbon yataklarına sahip ülkelerin ekonomik ve istikrar bakımından
darboğaza sokulması suretiyle, kendi iç sorunlarını çözmeye çalışması
aksiyomatiktir (beklenen sonuçtur).