Gün geçmesin ki bir zorbayı duymayalım,

Ormanları yakanlar,

Doğanın dengesini bozanlar,

Dere yatağını doldurup, siteler yapanlar,

Tepelerin ağaçlarını kesenler,

Sonrası erozyon, heyelan, toprak kayması.

Depremle yıkılan ocaklar.

Bir ülkenin doğal hazinelerinin, ırmaklarının, ormanlarının yok oluşu.

Çeyrek asırdır bir yakınımın oturduğu Kartepe’ye bağlı Pazarçayırı köyünü gözlemliyorum.

O, 25 yıl öncesindeki doğallığını her geçen gün yitirmekte.

Denizden yüzlerce metre yüksekteki dağ bir efsane idi.

Her yanından şırıl şırıl dereler akardı.

İnsanlar üşüşünce,

Adeta doğa kendi içine kapandı, küstü.

Çeşme konulmamış borularını patlatan şiddette akan dağ pınarları yavaş yavaş kurudu.

Kimine şu anda çeşme konuldu, onlar da ya kurudu, ya da ip gibi akmakta.

Köy, yaşlılardan dinlediğim kadarı ile aşağıdaki Köseköy’ün yaylası imiş,

Sıcak yaz aylarında hayvanlarını alır, yemyeşil dağlarda otlatırlarmış,

Eker biçer, güz gelince aşağı inerlermiş.

Kışın o kadar çok kar yağarmış ki,

Aylarca evlerin üzerinden kalkmaz,

Kardan bir labirent içerisinde kalakalır,

Ekmeklerini, yemeklerini guzunede pişirirlermiş.

Nitekim o çok kar yağan dönemlerine ben de tanık oldum.

Fakat şimdi artık o bol yağışlar gözlenmemekte.

Doğanın nasıl dinamitlendiğine yakinen şahit olduğum bu köyde,

Her yandan çağıl çağıl akan dereler kurumakta,

Kaynak sular yok olmakta.

Köyde su sıkıntısı had safhada.

Bu biraz da insanların hatalarından.

Geçen gün yakınıma misafir olduğumuzda su yoktu, büyük sıkıntılar çekmekteydi.

Dağın zirvesindeki evinin arkasındaki köyün eski suyunu,

Sonradan köye yazlık ev yaptıranlardan biri, muhtardan para ile satın alıp evine bağlatmış.

Düşünebiliyor musunuz, Allah’ın suyunu,

Köylünün alın teri ürünlerine can suyunu,

Dışarıdan gelen kişi basıp parayı gasp edebilmekte.

Bunun ne Allah’ın hukukunda yeri bulunmakta,

Ne de kulların yazdığı hukuk kitaplarında.

Köyün yeni suyunu da insanlar, hırsları ile tüketmekteler.

Devlet, Kartepe’ye bağlı birkaç köyden su parası almamakta.

Bağ bahçe yapsınlar diye düşünmekte.

Fakat alabalık çiftliği çalıştıranlar,

Bahçelerini sulayanlar,

O kadar abartırlar ki,

Nasıl olsa su bedava deyip,

Doğanın dengesini bozmayalım, demeyip,

Muhtemelen hortumları boşa akıtıp israf etmekteler ki,

Şimdi orası susuz köy.

Yeni sudan da yamaçtaki evlere su gelememekte,

Bütün bu afetlerde insan hatası had safhada.

Hatta “Serinlik” denen şelalenin yağmurlar yağmadığı için yazları kuruması.

En son gittiğimde ziyaretlerini aksatmadığım pınarların hali içler acısıydı.

Doğanın en güzel eceleri, başlarında yemekler yenmiş, çöpler bırakılmış, kokudan yanlarına yaklaşılmıyordu.

Rabbimiz, Rum Suresi, 41. ayette, tıpkı bu katliamı anlatmakta,

“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.”