Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Şuurlu bir Müslüman toplum için radikalizm de, liberalizm de tehlikelidir. Müslümanlara emredilen, vasat bir ümmet olmaktır. Bakara 143: “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet kıldık…” İslam’ın temel esasları, emir ve yasakları Allah’a aittir. Müslüman, bu emir ve yasakların hikmet ve sebeplerini bilmesine rağmen, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için, bildirdiği emir ve yasaklara uyar. Ahzab 36: “Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiğinde artık mümin bir erkeğin ve mümin bir kadının işlerinde kendi isteklerine göre bir seçim hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir sapıklığın içine düşmüştür.” Bu ayet; İslam düzeninin temel kurallarından birini, bir ana prensibini açıklamaktadır. Bu konuda Peygamberimizin şu hadisi önemlidir: “Kuşkusuz ki, sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır. Yolların en hayırlısı da Muhammed’in (s.a.s) yoludur. İşlerin en şerlisi ise sonradan uydurulan şeylerdir. Dine sonradan sokulan her şey bidattir. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da ateştedir.” (Müslim) Müslüman; uydurulmuş İslam’a değil, indirilmiş İslam’a tabi olur. İmtihandayız. Kadın erkekle, erkek de kadınla imtihandır. Kadınlar erkekler için bir elbise, erkekler de kadınlar için bir elbisedir. Peygamberimiz uyarıyor: “Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrail Oğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.” (Müslim) Peygamberimiz müjdeliyor: “En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en hayırlısı: Zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda İslam’ca yaşamasına yardımcı olan kadındır.” (Tirmizi)
KADIN
Kur’an, hayatı yönlendiren, hayatın her alanına müdahale eden bir hidayet rehberidir. Yaşadığı çağı Kur’an ile aydınlatmış Allah Resulü (s.a.s.) ise müminler için en güzel örnektir. Bu nedenle Kur’an ve Sünnet birlikte toplumu saadete taşır. Temel esas ve uygulamanın bütünlüğü gereğince, Müslüman kadın ve erkeğin, Kur’an ve sünnette belirtilen konumunu, ayrışan ve örtüşen sorumlulukları ve sınırları iyi belirlemesi gerekmektedir. Emanetin, kadın-erkek ayrımı yapılmadan tüm Müslümanların sorumluluğuna verildiğini biliyoruz. Hak bir davayı yürütmek için cihat eden Müslümanların; kadınıyla, erkeğiyle bu cihadın nasıl yapılacağını iyi kavramaları gerekir. Biz, inancımız gereği olan İslam’ca yaşam biçimini kendimizde ve çevremizde doğru birliktelikler oluşturarak yaşayabiliriz. Bu ise fikirsiz ve fıkıhsız olmaz. Vasat bir ümmet olarak öncelikli görevimiz; Kur’an dışı Batı zihniyetinin etkisinden kurtulmak ve Kur’an ve Sünnet bütünlüğünden çıkaracağımız mücadele modelini esas almaktır. İslam’ca yaşama mücadelesi kadın ve erkeğin birlikte inşa ettikleri aile kurumunda başlar. Erkeğin eğitimi ve cihadı kadar, kadının da bu cihatta öncelikle fikri açlığını gidermesi, Kur’an bilgisi ve eğitimi alarak emredilen sorumluluklarını ifa etmesi gerekir. Bu görevleri yerine getiremeyen kadın, verilen mücadeleye katkı sağlayamayacağı gibi, mücadelenin başarısını engelleyici bir rol de oynayabilir. Toplumun yarısını teşkil eden kadınların cihada katkısını sağlarken, sınırların korunması, uygun ortamların hazırlanmaması kaçınılmazdır. Bu yapılırken İslam iyi bilinmelidir. Bir yanlış düzeltilirken başka bir yanlışa düşülmemelidir. Müslüman kadın, her şeyden önce kendi konumunu belirlerken, fıtri görevi olan eşlik ve annelik sorumluluğunu göz önünde bulundurmalıdır. Kadının en önemli siyasi sorumluluğu, eşlik ve annelik görevidir. “Cennet annelerin ayağı altındadır” esası, bu sorumluluğun kıymetini ortaya koymaktadır. Bu sorumluluğu yerine getiren Müslüman kadın, ümmetin karar ve istişare organlarında ehliyeti oranında yer alır. İdari görevlerde ise fıtratı gözetilir ve uygun vazifeler verilebilir.
SINIRLAR
Kadın, tıpkı erkekler gibi cihattan sorumludur. Tebliğ ve davette, iyiliği emir, kötülüğü engellemede, savaşlara mahremiyle birlikte katılma ve birtakım hizmetleri görmede saadet asrında kadın aktif görev üstlenmiştir. Günümüzde de Müslüman kadın bu görevleri titizlikle yerine getirmek zorundadır. Burada, üzerinde önemle durulması gereken nokta, kadın-erkek ilişkilerinde, İslam’ın belirlediği ölçüleri ve sınırları muhafaza ederek kurumsal bir işleyişi sağlayabilmektir. Millî Görüş hareketi, bu kurumsal yapıyı titizlikle inşa etmiş, kendisini ana kademe, kadın kolları ve gençlik kolları olarak yapılandırmıştır. Bu yapılanmada etkili olan husus, fıtri özellikler olmuştur. Burada kadınlar; hemcinsleriyle muhatap kılınmıştır. Zira tebliğ ettiğimiz dava, muhatabın bütün hayatını kuşatmaktadır. Kişinin yaşantısını, özel sorunlarını, özel alışkanlıklarını kuşatabildiğimiz oranda muhatabımızı daha iyi tanımış olur ve mesajımızla hayatını kuşatabiliriz. Kişiyi bu yakınlıkta tanımak ise onun mahremi olmakla yakından ilgilidir. Bu da, kadınlar ve erkekler arasında kendiliğinden bir iş bölümünü zorunlu kılmaktadır. Bu, meydana gelebilecek olumsuzlukların önlenmesi açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir husustur. Müslüman kadınların kendi aralarında iletişim kurma, çalışma yapma ve faaliyet gösterme imkânları varken, bu imkânı kullanmayıp erkeklerle birlikte denetimsiz, örneklik teşkil etme açısından bütünlükten kopuk ve sorumsuz ilişkiler kurulması veya çalışmalar yapılması gereksiz ve beraberinde sakıncalar taşıyan bir durumdur. Bu konu, kadınlarla erkeklerin irtibatsızlığı şeklinde de anlaşılmamalıdır. Davanın bütünlük içinde ve her alanda sürdürülebilmesi için böyle bir irtibat, gerekli ve aynı zamanda zorunludur. Ancak bu irtibat ölçülülük, saygı, iffet duygularıyla kurulan denetimli ve sınırlı bir ilişkiye dayanmalıdır. Bu sınırlar tadat edilmiştir. Bunun başında “tesettür” gelir. Son söz Peygamberimizindir: “Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın.” (Buhari ve Müslim) Selam hidayete tabi olanlara…