Bismillahirrahmanirrahim;
ABD’NİN uzun süredir Ortadoğu’yu kontrolüne almak istediği biliniyor. 2001’de bunu dünya kamuoyuna da duyurdu. İktidar hırsıyla yanıp kavrulan İslam ülkelerinin bazı yöneticilerini de “BOP Eşbaşkanlığı” göreviyle görevlendirdi. ABD, emellerine ulaşmak için gözünü kararttı. Suriye’ye saldırdı. Suudi Arabistan’ı silahlandırdı. Kudüs’ü İsrail’e başkent yapmaya girişti. 55 İslam ülkesini Riyad’da topladı. Suudi Arabistan öncülüğünde “Arap NATO’su” oluşturmaya çalıştı.
İslam dünyasında sömürgecilere karşı direnebilecek potansiyel, yalnız Türkiye ve İran’da vardı. ABD, Türkiye’yi itibarsızlaştırmak, İran’ı da yaptırımlarla devre dışı bırakmak istiyordu. Kral Selman öncülüğündeki Suudi Arabistan’ı İslam dünyasına lider ve örnek durumuna getirmeyi planlamıştı. Müslümanlar Vehhabiliğe soğuk bakıyordu. ABD, emellerine ulaşmak için, Kral Selman’a, “Vehhabiliği İngilizler kurdurdu. İslam’da böyle bir fırka yok” dedirterek Vehhabiliği reddettirdi.
Trump, dolara mahkûm olmuş Türkiye’ye yaptırım uyguladı. Dolar bir anda yükselişe geçti. Türkiye krize girdi. ABD, bu atmosferi değerlendirdi. Papazlık perdesi altında FETÖ ve terör örgütlerini yönlendiren; misyonerlik, ajanlık faaliyetlerinde bulunan; anayasal düzeni yıkmak istediği yargının gerekçeli kararlarına yansıyan Brunson’ı hukuki bir kılıf uydurarak serbest bıraktırdı.
Türkiye 1 Ocak 2018’de, “Kusura bakma! Bu fakir var oldukça o teröristi alamazsın” demesine rağmen, Brunson 12 Ekim 2018’de serbest bırakılarak ABD’ye gönderildi. ABD ise FETÖ’yü vermedi. Yargının “Andımız” kararına ateş püsküren Başkan; yine yargının Brunson kararına “hukukun gereği” diyordu.
BAŞKONSOLOSLUKTA İNFAZ
ABD, İslam dünyasını Selman üzerinden kontrol altında tutmak istiyordu. Türkiye ve İran’ı etkisiz hale getirmek isteyişinin sebebi buydu. Suud’da petrol bitmek üzereydi. Katar’ı işgal ederek doğalgaz ve zenginliklerine el koymayı planladı. Türkiye’yi itibarsızlaştırmak için “Kaşıkçı olayını” tezgâhladı.
Cemal Kaşıkçı, Suud yönetiminin, muhaliflerine ve gazetecilere baskı ve cezalandırmasına karşı çıkıyor; buna göz yuman ABD’yi de eleştiriyordu. Kral Selman ve ABD’ye baş kaldıran Kaşıkçı’nın suyu ısınmıştı. Sessizce infaz edilmeliydi. Suikastın tezgâhlanmasının MOSSAD ve CIA tarafından yürütüldüğü konuşuldu. Perde arkasında küresel güçlerin olduğu belliydi.
Kaşıkçı İngiltere üzerinden Türkiye’ye geldi. İstanbul Levent’teki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda evlilik işlemlerini tamamlayacaktı. Kaşıkçı konsolosluğa girerken telefonunu dışarıda bekleyen nişanlısına bıraktı. Kolundaki dijital saati telsiz konumuna getirdi. Sesleri telefonla yönlendirecekti. Kaşıkçı’nın bu tedbiri, takip edildiğinin farkında olduğunu gösteriyordu.
Plan, Kaşıkçı’nın iz bırakmadan infazını amaçlıyordu. Telefona yansıyan sesler, infazı Suudlu canilerin yaptığını ortaya koydu. Planlayıcılar ise küresel güçlerdi. Esasen böylesine profesyonel bir suikastın tek başına Suudlularca yapılması mümkün görülmüyordu.
Kaşıkçı’ya suikastın sesleri telefonuna yansıyınca, nişanlısı ortalığı birbirine katıp polis ve gazetecileri kapıya yığdı. Telefona yansıyan gürültüler, cinayetin Türkiye üzerine yıkılmasını önledi. Bazı mahfillerde Türkiye’deki tutuklu gazeteciler konuşuluyordu. Plan tutsaydı, Türkiye bu olay kullanılarak “gazeteci öldüren ülke” olarak konuşulacaktı.
YENi PLANLARA DiKKAT
PLAN bozulunca ezberler de bozulmuştu. ABD, İsrail, Suudi Arabistan ne yapacağını şaşırdı. Kaşıkçı konsolosluğa girmiş, geri dönmemişti; ama akıbeti meçhuldü. Bir cinayet var; fakat ortada ceset yoktu. Herkes farklı yorumlar yapıyordu. Kimse suçu kabullenmiyordu.
İngiliz İndependent gazetesi, ortadaki tiyatroyu ironik dramatizasyon üslûbuyla yayınladı: “Neredeyse, Cemal Kaşıkçı konsoloslukta kavga çıkardı; sonra kendisini parçalara ayırdı; o parçaları ambalaj yaptı; götürüp bir yere gömdü. Neresi olduğunu biz bilmiyoruz, diyecekler.”
Suudiler, “Kaşıkçı konsoloslukta çıkan arbedede öldü” demeye başladılar; ama Washington Post, “Kaşıkçı’nın infazıyla ilgili ses kayıtlarının CIA tarafından dinlendiğini” yazdı. Suudlular cinayeti kabullenmek zorunda kaldılar.
Olaylar yaşanırken ABD “rahat” görünüyordu. Trump’a, “Suudlular size ihanet etti mi?” denildiğinde, “Hayır, belki kendilerine ihanet ettiler” şeklinde cevaplamıştı. İsrail rahatsızdı. Trump’tan Selman’a destek olmasını istedi. Trump da, “Kral Selman’a ihtiyacımız var” diyordu.
ABD’nin Suudi Arabistan ve Kaşıkçı üzerinden uyguladığı plan bozulmuştu ama kimse ABD’nin yeni planlara girişmeyeceğini sanmasın. Olay sonrası, Trump Hıristiyan Evanjelistleri Selman’a gönderdi. Yeni planlar için Suudi Arabistan’a baskı yapmaya başladı.
ABD, Ortadoğu ile bu kadar ilgilenirken, Müslümanların kendi sorunlarına böylesine ilgisiz kalmaları düşündürücü. Türkiye’nin D-8’lerin dönem başkanlığını yaptığı bir süreçte niçin bir adım atılmıyor? Trump 55 İslam ülkesini bir araya getirirken; biz niçin İslam ülkeleriyle irtibata geçmiyoruz? Asıl sorun burada!