Binlerce yıldan beri dünyanın belki de en belalı coğrafyasında
yaşıyoruz ama hemen her şeye hazırlıklı olmayı hala öğrenemedik. Tarih öncesi
dönemlerden beri tüm inanç sistemleri ve ideolojiler için bir şekilde önem arz
eden bu coğrafya, son birkaç yüzyıldan beri de özellikle enerji kaynakları ve
başka birtakım gerekçelerle (mesela İsrail in güvenliği, Arz-ı Mevud un hayata
geçirilmesi, BOP vb.) emperyalist güçlerin hedefinde bulunuyor. Herkesin
kendine göre bir hesabı ve senaryosu bulunurken, bu toprakların sakinleri ve
uzunca bir süre de sahibi olarak her zamankinden daha fazla uyanık ve tetikte
olmamız gerekiyor. Ancak pis bir gaflet uykusundan uyanamıyoruz bir türlü.
Emperyalist hesapların ve emellerin kızışmasının önündeki
engel olan Osmanlı İmparatorluğu, bölgeyi bir arada tutan bir güçtü öyle veya
böyle. Güçten düşmesi ve kendini yenileyememesi emperyalizmin gözünü
karartmasına ve bölgeyi gözüne kestirmesine neden oldu. Bir paylaşım, bölüşüm
sorununu işaret eden 1. Dünya Savaşı, bölgede yapay devletler oluşturdu ve
aldatıcı bir sükunet oluşturur izlenimi verdi. Halbuki, hiçbir sıhhatli temele
dayanmayan yapay devletler, günü geldiğinde böl-parçala-yönet cinliğine uygun
olarak ortadan kaldırılmaya müsait olarak tasarlanmışlardı. Birindeki bir
kargaşa, kaos ve parçalanmanın bölgeyi anında sarabilecek bir ateşe
dönüşmesinin yolunu açan tasarımlardı bunlar. Bunun böyle olduğunu yaşayarak
görüyoruz zaten.
1.Dünya Savaşı ndan sonraki süreçte bölgenin kaymağını
yemeye devam eden, bunun için de siyasi nüfuzdan gerektiğinde her türlü
müdahaleye kadar pek çok yola başvuran emperyalist devletler, özellikle de ABD,
son olarak da Büyük Ortadoğu Projesi denen bir yeni plan çerçevesinde hareket
etmeye başladı. Soğuk Savaş ın ardından İslam ı kendisine düşman seçen
Anglo-Sakson ve dahi Siyonist çete, 11 Eylül tezgahıyla bu duruma resmiyet
kazandırdı. Afganistan la başlayıp Irak la daha da iğrençleşen işgal furyası,
Ortadoğu ve İslam coğrafyasındaki hedeflenen sınırların değişmesi amacına
giden ilk adımlar oldu. Sonra dünyanın birçok farklı İslam ülkesinde yaşanan
kargaşalar, karışıklıklar da BOP un başarıyla uygulandığını teyit etti. Tüm
bunların, Ortadoğu nun bağrındaki hançer olan İsrail in selametine hizmet
ettiğini söylemeye bile gerek yok tabi.
BOP a komplo teorisi diye küçümseyerek ve inanmayarak
yaklaşanlar, yetmezmiş gibi bir de bu planları tezgahlayıp Ortadoğu da Büyük
İsrail e giden yola taş döşeyenlerle paralel bir dış siyaset tutturdular.
Ağızlardan müttefik , stratejik ortak kelamları düşmez oldu,
eşbaşkanlıklar , ortak çıkarlar havalarda uçuştu. Yeri geldiğinde işgallere
bile ortak olundu veya emperyalistler işgale, müdahaleye çağrılır oldu.
Türk devletinin en güçsüz ve sallantıdaki hükümetinin
bile vazgeçmediği kırmızı çizgiler terk edilirken, küresel emperyalizmin
dümen suyunda gidilmeye devam edildi. Dünyanın jandarması nın biçtiği
bölgesel lider ülke pozuna kapılıp gidenler, role kendilerini fazla kaptırıp
dev aynasında görür oldular kendilerini.
Akla, mantığa ve vicdana zarar şekilde Irak işgaline
bilfiil destek olabilmek için tezkere çıkarmak için seferber olundu. Tezkere
çıkmazsa memur maaşlarını bile ödeyemeyiz gibilerinden tehditler bile gündeme
geldi. Tezkere reddedilmesine rağmen limanlar, havaalanları işgalci ABD nin
emrine amade tutuldu. Tafsilatlı bilgi İncirlik ten 4490 sorti yi bir zamanlar
dilinden düşürmeyen bugünün iktidar partsisi mensuplarında mevcuttur.
Velhasıl-ı kelam, Irak ta milyonlarca insan öldü,
yüzbinlerce kadının namusu lekelendi, öksüz, yetim kalan çocuklar, tarumar olan
şehirler, günlük hayatın bir parçası haline gelen kargaşa ve huzursuzluk, ABD
askerilerine duacı olanların pişman olmasına yetmedi maalesef. Bir türlü
gerçekleştirilmeyen dış politikada mili ve basiretli duruş, bugün de Irak ın
3 parçaya ayrılıp mezhep savaşı uçurumuna doğru itilmesi esnasında da şiddetle
aranıyor.
Olan biteni, dönen dolapları, yapılan planları, kurulan
karanlık stratejileri dikkate almayıp, bir de kendini dev aynasında görmenin
kaçınılmaz neticesini yaşıyoruz: kimse tarafından kaale alınmamak, rezil rüsva
olmak! Kağıttan kaplan bir güç(!) olarak ne Musul a, ne Kerkük e ses
edebiliyoruz, Telafer den kaçan 150-200 bin Türkmen in hakkını savunamıyoruz.
Türkmenlere silah yüklü TIR gönderdik yalanları uydururken, yükselen yardım
ve aman çığlıklarını duymamayı marifet sayıyoruz.
Oynatıcıların itelemesiyle lider ülke kesilen bir
kuklayız aslında. Gerçekte ise kendi milli çıkarlarını bile savunamayan, kendi
yanı başındaki gelişmelere bile müdahil olmaktan uzak, aşiretlerin, yeniyetme
örgütlerin, peşmergenin oynadığı oyunlara seyirci ve emperyalistlerin kurduğu
planlarda sıradan bir piyonuz. Onlar oyun kuruyor, biz se oynuyoruz son
tahlilde.