Derin Devlet in ne olduğu bilinmeden bunun Ermeni meselesiyle ilgisi anlaşılamaz. Önce bu konudaki görüşlerimi ifade edeyim de bu yapının Ermeni meselesi ile alâkası daha iyi anlaşılsın... Böylece, "Reklâmın kötüsü olmaz!" diyen Orhan Pamuk gibi her vesile ile konuyu gündeme taşıyan ve siyaseten kullanılacak malzeme gibi gören bazı çevrelerle Ermeni lobilerinin dünyadaki konumu daha iyi ortaya çıksın...

ABD ile AB ülkelerinde Türkiye aleyhinde kullanılmaya bile isteye râzı görünen Ermeni lobilerinin burada çok önemli çıkarları olduğu da söylenebilir. Yani alan memnun satan memnun, ama ortada bizim açımızdan, tarihçilikle ülke yönetimi açısından açık bir acz olduğu da gerçek...

Kutsal devlet anlayışını beslemekten ve kimlik meselelerini bile bu anlayışla anlatmaktan başka bir şey bilmeyen garip bir milliyetçilik anlayışıyla her meseleyi bilgiden çok fanatizmle hal ettiğini zanneden yönetim her şeyin sorumlusu. Eğer bugün irtica ve bölücülük gibi Ermeni meselesi de tartışılması bile zor bir tabu haline gelmişse, bunda jakoben devlet anlayışının büyük bir etkisi var. Maalesef bu anlayışı da Derin Devlet besliyor ve halkın bilgi sahibi olmadan fikir sahibi gibi tepki göstermesine yol açıyor... Bu da elbette tartışmayı mümkün kılmayan ortamın oluşmasında en büyük etken... Toplum da belli asabiyetlerle ve hassasiyetlerle gerilmiş oluyor.

Bu ülkede konuşularak anlaşılıp çözülebilecek her meseleyi tabu haline getiren bu yapıdır...

Derin devlet ne kadar derin

Derin Devlet in, Sultan Abdülaziz in öldürülmesine yol açan, yakın tarihimizdeki ilk büyük darbenin eseri olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve Kaptan-ı Derya Ahmet Paşa gibi asker-sivil bürokrasinin en tepesinde bulunanlar, Abdülaziz yönetiminden  memnun değildir. Bir şekilde onu sarayında en yakın hizmetkârlarla kıstırırlar ve bağlatırlar. Pehlivan yapılı Sultan Abdülaziz in elleri kolları bağlanır, bilekleri kesilerek intihar süsü verilir.

Osmanlı Uleması nın içtihatlarını toplayan Mecelleyi bir komisyonla hazırlayan büyük hukukçu A. Cevdet Paşa nın başkanlığındaki Yıldız Mahkemesi, aylarca süren duruşmalardan sonra bu olaya katılanların darbeci ve suikastçı olduğunu tesbit ederek yaşayanların idamlarına hüküm verir. Fakat Sultan Abdülhamid bu idamları sürgüne çevirir; Mithat Paşa Taif e sürülür.

Sonraki yıllarda Derin Devlet in kurucuları olan Jön Türklerle İttihat ve Terakki taraftarlarınca, Mithat Paşa Kanuniesasi, yani Anayasa şampiyonu olarak kabul edilip öncü sayıldığı için, sürekli masum gösterilmeye ve hayatını bağışlayan Sultan Abdülhamid tarafından Taif zindanında öldürüldüğü söylenmeye çalışılır. Bu ilk Derin Devlet manipülasyonu hâlâ sürer. Son dönem Osmanlı sultanlarının hepsine düşman olan Derin Devlet in Atatürk ü sevdiği de söylenemez. Suikast teşebbüsü bahane edilerek en yakın silah arkadaşlarından bile uzaklaştırılır. Çankaya da Sofra Sohbetleri biter, Atatürk ün son yılları derin bir yalnızlıkla geçer. Manevi kızlarıyla Florya sahilinde karşılaştığı çocuklardan başka kimseyle temas kuramaz sanki.

İnönü den başka son yüzyılda Derin Devlet in sevdiği hiçbir yönetici yoktur. Asker-sivil bürokrasi ile emekli büyükelçilerin oluşturduğu bu gizli mekanizmayı İnönü çok iyi yönlendirir. O yüzden "CHP+Asker=İktidar" formülü uzun zaman geçerliydi. Bülent Ecevit 12 Mart ta bu formüle karşı çıktı, fakat 28 Şubat döneminde o da Demirel gibi râzı oldu. O yüzden Merve Kavakçı ya, "Bu kadına haddini bildirin!" cümlesini bile eline yazılıp verilen metinden okudu.

Süleyman Demirel ise, hedef şaşırtırcasına Derin Devlet in yalnız TSK olduğunu ifade etti.

Derin Devlet in İlk Meclis teki İkinci Grup tan başlayarak İnönü ye karşı çıkan herkesi, Rauf Orbay la Kâzım Karabekir i ve Mareşal Çakmak ı da sevmediğini biliyoruz. Menderes ten sonra Turgut Özal ve Erbakan da bu mekanizmayla bertaraf edildi. Bunu iyi görmek gerekir. "Değiştim" diyen R. Tayyip Erdoğan ın her emri dinleyeceğini sanarak yolunu açan, sonra da "Bürokratik Oligarşi"den şikâyete başlayınca da önüne meseleler çıkaran aslında bu yapı...

Derin Devlet ne kadar derin olursa olsun, "Küçük olsun benim olsun!" anlayışından vazgeçmemesi ve sürekli toplum mühendisliğine soyunması, bu ülkenin en büyük talihsizliği...

Ermeni meselesinin aslı

Ermeni meselesinin Lozan da hiç konuşulmadığı, İstiklâl Savaşı içindeki çatışmalarla bizim açımızdan sona erdiği söylenir. Fakat üç aşamalı bir çatışmalar zincirinden sonra halledildiği ifade edilirse de Ermeni Diasporası bunu kabul etmez ve "soykırım" gibi hukuki bir kavramla ifadeye çalışırlar. Bazı ülkelerin parlamentosu da bunu kabul ederek aksinin tartışılmasını bile istemez. Halbuki, Osmanlı nın son döneminde ve Birinci Dünya Savaşı içinde isyan eden Ermeni çetecileri yüzünden, Doğu daki Ermenilerin önemli bir kısmı tehcirle evlerinden göçe zorlanır.

İttihat Terakki yönetiminin sorumlu olduğu bu tehcir kararının uygulanmasında pek çok haksızlıklar ve mağduriyetler görülür. Ama bunların Ermeniler tarafından yapılan katliamı hiçbir şekilde mazur göstermesi mümkün değildir. Öyleyse 1912 22 arasında Osmanlı Müslümanlarının uğradığı haksızlıklar, katliamlar anlatılmadan yakın tarih tartışmalarından kurtulamayacağız...

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı yenilince, Müttefikler himayesinde tekrar evlerine dönen Ermenilerden bir kısmı Fransız ordusu üniformasıyla bir kısmı da Ermenistan ordusuna katılarak Kâzım Karabekir komutasındaki Türk askerleriyle savaşırlar ve savaşı kaybedince de şimdiki Ermenistan topraklarına çekilirler... Cumhuriyet yönetimi bunu Türk gençlerine etraflıca anlatan kitaplar yazdırmadığı için, yeterince bilgi sahibi olamadığımız konud bilim adamlarımız da tartışmaz. Lozan da konuşulmayan bu mesele, Asala çetelerinin Türk diplomatlarını öldürerek Ermeni meselesi yeniden gündeme geldiğinde bile, kimsenin bu mesele hakkında yeterli bilgisi yoktu. Kamuoyunun bilgi sahibi olmadığı bulanık bir ortamda zaman Ermeniler lehine işliyor...

İfade özgürlüğünü savunan AB temsilcilerine de Fransa daki yasakları hatırlatılarak karşı çıkanlar daha tutarlı bir tavır sergilemiş oluyorlar: Yahudi Soykırımı ile Ermeni Soykırımı yoktur veya bunlar tarihçilerin ele alacağı kadar özel konular olduğu için siyasetçileri ilgilendirmemesi gerekir gibi bir söz söylenmesi yasaktır. Kanunla korunan bu yasağa bilim adamları karşı çıkıyor. Görüldüğü gibi, bir takım meseleleri tabu haline getirmektense konuşup tartışmak daha iyi.