Bir zamanlar Türkiyede Aile Planlaması- Doğum Kontrolü vardı. Koç Grubu ailelerin daha az çocuk yapması için başrolü üstlenmişti. Bu yıllar boyu böyle devam etti, gitti.
Yakın zamana kadar da Prof. İhsan Doğramacı ve onun kurduğu Hacettepe Üniversitesi bu role soyundu ve Doğramacı da uzun yıllar boyunca bu yönde görev ifa etti. Hatta bu işi yapması için Doğramacının ve kendine bağlı vakıfların devlet kasasından büyük miktarlarda ödenek aldığı da konuşuldu.
Fakat son yıllarda, AKP iktidarı döneminde bu konsept sanki değişti gibi. Başbakan Recep Tayip Erdoğan katıldığı nikah törenlerinde evlenen çiftlere önce "En az 3 çocuk yapın." tavsiyesinde bulundu.
Başbakan son olarak çıtayı biraz daha yükseltti ve çocuk sayısını 5e çıkardı. Erdoğan İstanbul Milletvekili Harun Karacanın kızı Hacer Karaca ile Ömer Berklinin nikâhında, en az 3 çocuk istedi ama 5e kadar da yolu olduğunu söyleyip "Allah ne verdiyse" dedi. Erdoğan, "Doğum kontrolü diye diye soyumuzu kuruttular. Eğer böyle giderse 2037 yılında Türkiye yaşlı bir nüfusa sahip olacak" uyarısını da ihmal etmeden...
Tabii olarak Başbakan Erdoğanın bu çağrısı bazı çevrelerde belli bir tedirginlik meydana getirdi.
Benim anlamakta zorlandığım husus şu; Başbakan böyle bir çağrıyı kendiliğinden mi yapıyor yoksa devletin belli kademelerinde kendisine bu yönde tavsiyeler, telkinler mi ediliyor
Hatta şöyle de bir rivayet var: Deniliyor ki, çok çocuk tavsiyesi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) başta olmak üzere devletin önemli odaklarında dile getirilen bir konu. MGK, Türkiyede nüfusun yaşlandığı tehlikesini gördü ve önlem için düğmeye bastı.
Yoksa Başbakan Erdoğan salt İslami hassasiyetinden dolayı böyle bir çağrıda bulunuş olabilir mi
Bu U dönüşünün hikmeti ne ola ki!
Koç Grubu ile ilgili bir noktanın altını çizmek istiyorum;
Biliyorsunuz, antidemokratik 28 Şubat sürecinde Meslek Lisesi kapsamında olan Türkiyenin yüz akı okulları İmam Hatip Liselerine üniversiteye girişte katsayı uygulandı.
Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bir şekilde, İmam Hatipli öğrencilerin puanlarından otomatik olarak kesildi. İmam Hatipli öğrenciler yıllar boyu mağdur edildi.
Bu noktayı bir kenara yazalım...
Hemen ikinci sahnede şöyle bir görüntü var;
Hatırlayınız; bu antidemokratik sürece en büyük destek Türkiyenin şişman kedileri olarak da bilinen TÜSİADtan geldi.
Başta İmam Hatipliler olmak üzere, yakın zamana dek meslek liselerinin önündeki en büyük engel olan katsayı adaletsizliğinin kaldırılmaması için 17. Milli Eğitim Şûrasına baskı yapan da yine bu TÜSİADın ta kendisiydi.
Hazırladıkları raporlarda İmam Hatip Liselerine karşı çıkan ve Milli Eğitim Şûrasında "katsayı adaletsizliği"nin devam etmesini isteyen TÜSİADçıların çoğunluğu hangi okul mezunu dersiniz
İşte o antidemokratik döneme destek veren TÜSİADın o dönemki yöneticilerinin mezun olduğu okulları hatırlayalım:
* Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı: Tarsus Amerikan Koleji
* Başkan Yardımcısı Pekin Baran: Galatasaray Lisesi
* Yönetim Kurulu üyesi Ömer Aras: Şişli Terakki Lisesi
* Yönetim Kurulu üyesi Bülent Akgerman: Amerikan Robert Koleji
* Yönetim Kurulu üyesi Ümit Boyner: Amerikan Robert Koleji
* Yönetim Kurulu üyesi Ayça Dinçkök: Işık Lisesi
* Yönetim Kurulu üyesi Ali Kibar: Saint Michel Fransız Lisesi
* Yönetim Kurulu üyesi Agah Uğur: İngiliz Erkek Lisesi
* Yönetim Kurulu üyesi Arzuhan Yalçındağ: Londra Amerikan Koleji
* Yönetim Kurulu üyesi Haluk Tükel: Galatasaray Lisesi
* Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç: İsviçre Lyceum Alpinusa Zuoz Koleji
* Yüksek İstişare Konseyi üyesi Erkut Yücaoğlu: Tarsus Amerikan Koleji
* Yüksek İstişare Konseyi üyesi Tuncay Özilhan: Saint Joseph Fransız Lisesi
Dikkatinizi çekmiştir;
Şişman Kedilerin mezun olduğu okulların büyük çoğunluğunu yabancı okulların oluşturması kaç puan sizce
En başa dönersek...
TÜSİAD yönetiminde Koç Grubunun tüm zamanlarda ağırlığı bilinen bir gerçek..
Aynı TÜSİADın katsayı rezaletinin devam etmesi için elinden geleni ardına koymadığı âşikar.
Peki ama son dönemlerde Koç Grubunun Meslek Lisesi Memleket Meselesi reklam kampanyasına ne demeli
Hem de büyük bütçeli reklam kampanyaları ile....
Ne oldu da böyle oldu
Var mı bu sorunun cevabını bilen
Sarıgül Harvardda konferans verecek, ama!
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, 12 Ekim 2012 tarihinde ünlü Harvard Üniversitesinde Kültürlerarası Diyalog, Ortadoğu Barışı ve Yerel Yönetimler konulu bir konferans verecek...
Sarıgülün konferans vereceği Harvard Üniversitesi hakkında şu bilgi çarpıcıdır;
"Harvard Üniversitesinin, resmi anlamda üniversite olarak anılmaya başlandığı dönem 1780li yıllara rastlar. John Harvard vasiyetinde, üniversiteye 400 adet kitap ve birkaç yüz pound bıraktığını açıklamıştır. O yıllarda, bu 400 kitapla oluşturulmaya başlanan kütüphanede bugün 15 milyondan fazla kitap bulunmaktadır. Bu sayı üniversite kütüphanesini Dünyanın en büyük akademik kütüphanesi yapmakla kalmaz, tüm kütüphaneler arasında da ilk beşe sokar."
Benim merakım ise başka;
Mustafa Sarıgül en son hangi kitabı okudu, acaba
NOT: Bugün 08 Ekim 2012 Pazartesi... Uyan da balığa gidelim... İktidarın 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 9 ay 8 gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama bugünlerde tık yok... Takipçisiyiz...