Günümüz gündeminde Gazze ve Filistin’den dolayı yoğunlukla insan, çocuk ve kadın öne çıkıyor. Büyük bir insanlık dramı. İnsanlığın gözlerini sıkı yumduğu, gözlerini kapattığı bir dönem. Bu insanlık, Batılı veya Batıcı bu rolünü daha ustaca oynuyor. Batıcılardan kastımız her türlü Batı ruhlu ideolojilerden beslenen ve o hayatı sürdürenlerle ilgilidir. Bütün ideolojileri bir düzlemde ele alıyoruz. Hiçbirinin bir diğerinden farkı yoktur. Kesimler kendi çocukları, ırkdaşları, cemaatleri, partileri her ne kesim olursa olsun fark etmiyor, çocukların dahi arasına fark koyuyor. Kendi çocukları olunca, acılı anlarda kıyamet koparılıyor değilse umurlarında bile olmuyor. Ülkemizde biz bunu çok yoğun yaşıyoruz. Gazzeli çocuklara üzülenler var, üzülmeyen veya umursamayanlar var. Gazze dışında başka dramların yaşandığı yerlerde ve bölgelerde de tersi durum söz konusu.

Irk ideolojisi ise tam anlamıyla korkunçluk göstergesi. Bunu Gazze üzerinde örneklersek, muhafazakâr ve dindar kesimler, Batıcılara, sekülerlere veya kendi partilerinden olmayanlara öfkeleniyorlar. Neden onların o durumuna kayıtsız kalıyorlar diye. Kimi zaman milliyetçi dindarlar ile diğer milliyetçilerin buluştukları ortak noktalar var. Bir insanlık dramı olan Eren Bülbül, Diyarbakır’da kurban eti dağıtan Yasin Börü’nün öldürülüşünde birleşirler. Gaziantep’te fırından ekmek alırken bıçaklanarak öldürülen çocuk, bir sava göre gene polisler tarafından öldürülen Baran Dursun… Bunların hepsi çocuk. Eren Bülbül ile Yasin Börü, yıl dönümlerinde bir arada anılırlarken, diğerlerin asla adı geçmez. Çünkü onlar potansiyel suçlu konumunda. Ülkenin başka bölgelerinde etnisiteden ötürü ölen çocuklar insan bile değil.

Bizim medeniyetimizde çocuk akil ve baliğ oluncaya kadar masumdur, cennetliktir, yani birer melektirler. Dünyanın neresinde olursa olsun bu böyledir.

Siyonizm’e ve Yahudilere kızılır. Çocuklara, kadınlara ve sivillere acımasızdırlar diye. Elbette bu doğru bir yaklaşım. Ama aynayı kendilerine çevirdiklerinde durum tam tersi.

Millî Gazete’de otuz yıla yakındır yazıyorum. 1991’de Irak işgalinden beri. O gün bugündür tutumumuz hiç değişmedi. Filistinli çocuklara, Bağdatlılara, Suriyelilere, Vietnamlılara, Kübalılara hep acıyla baktık. Çocukların acısı bizim acımızdır, çünkü onlar kim ve ne olurlarsa olsun birer melektirler. Ahirette, Hazreti İbrahim’in yanındadırlar. Onlar kimin çocuklarıdır diye ayrıştırılmaz. Çünkü onlar çocuk, onlar melektirler. Gazetedeki bir yazımda sapan ile taş atan ve atmayan Filistinli çocuklardan söz etmiştim. Ertesi gün bir Yahudi, bir ileti attı bana. Sapan ve taşların birer silâh olduğunu, çocuklar ise potansiyel birer teröristtir diye yazmıştı. Evet Yahudilerin ya da Siyonistlerin, emperyalistlerin bu anlamda elleri kanlıdır. Çocukların kanları vardır. O zaman şu soruyu kendimize sormamız gerekmez mi; o çocuklar bizimdir, diğerleri bizim değil midir? İslâm inanışına göre çocuklar masumdur, sorumsuzdur, onlar cennetliktir. O zaman kendileriyle çelişirler.

Yıllar önce gazetede bir toplantıda, oldukça kalabalıktık, o zamanki genel başkana Baran Dursun olayına müdahil olmaları gerektiğini söylemiştim. Ne yazık ki rejim eksenli milliyetçilik ve ırkçılık buna izin vermiyor ya da genel anlamda olumlanmayacaklarını düşündüklerinden bir tepki verilememişti. Hâlâ verilemiyor. Eren Bülbül ile Yasin Börü bizim çocuklarımız ise Baran Dursun da, diğerleri de bizim çocuklarımızdır. Suriyeli, Iraklı, Ukraynalı çocuklar da bizim çocuklarımızdır.

Bu milletin bir araya gelememesinin nedenlerinden biridir bu durum. Denilebilir ki Yahudilerin çocukları da mı masumdur. Evet, akil ve baliğ oluncaya kadar, hatta ırkçı bir eğitime dâhil olmayana kadar bu çocuklar masumdur.

İslâm düşüncesinin temel özüdür. Kimse dini kendine göre bu anlamda şekillendiremez. Habeşli Bilal, bir çocuk değildi ama siyahi bir köleydi. Âdeta masum bir insan ve bir çocuktu. Bu medeniyet topraklarındaki her çocuk bizim çocuğumuzdur. Öyle düşünmüyorsak, Siyonist Yahudilerden bir farkımız olmaz.