Başka kültürde olsa çarşaflı kadının heykelini dikerlerdi.
Milli mücadeleyi kazanan kahraman kadının kıyafeti ile alay edildi, yerlere serilip bir köle gibi zincirlendi.
Gördüğüm en korkunç fotoğraftı.
Efeler oynuyor, ayakları dibinde köle gibi kadın zincirlenmiş sürünüyordu.
Ahali koyun gibi seyretmekte.
Kimse ses çıkarmamakta, siz ne yapıyorsunuz bu düşman kadını mı, işgale gelmiş İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan kadın mı?
Kurtuluş Savaşı’nı kazanan nenelerimizi neden yerlerde zincirlemektesiniz dememekte.
Ki düşman kadınına da zincir yakışmaz, hiçbir insana pranga vurulamaz.
O fotoğraf; bir milletin şanlı tarihinden, kültüründen, medeniyetinden, mimarisinden, musikisinden, folklorundan, türkülerinden, giysilerinden, geçmişinden utancı belgelemekte.
Dünya üzerinde hiçbir milletin geçmişi ile bizdeki gibi aptalca alay ettiğini göremezsiniz.
Fakat bizim az gelişmiş, embesil zihniyet son bir asırdır Anadolu kadınının dahası bütün kadim kültürlerin, Hz. Meryem’in giysisini bir türlü af edemiyor.
Birkaç yıl önce bir kadın konsolosumuz Troyalı Helen’in kıyafetini giymiş yardımcısına da Romalı asker elbisesi giydirmiş, resepsiyona gelen yabancıları Roma’ya mı geldik diye şaşırtmıştı.
O fotoğraf ile kemikleri sızladı Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kadınların.
Oysa dondurucu tipide sırtındaki şalı çocuğuna sarmayıp cephane ıslanmasın diye örttüğü için kendisi de yavrusu da şehit olmuştu.
Cefa çekti Anadolu kadını.
Aç kaldı, ürettiği iki çuval undan birini orduya verdi.
Evlatlarına süpürge çöpünden ekmek yapıp yedirdi.
Eşini evladını yitirdi savaşta.
Döneminin uyanıkları, her zaman olduğu gibi dalaverelerle askere gitmeyip, savaşta ölmekten kurtulurken.
Orduya sattığı malzemeyle bir de savaş zengini olurken.
O, savaş sonrası ya şehit olmuş eşinin yasını tutarak gözyaşı döktü ya elini ayağını kaybetmiş yavrusunun haline yandı.
Çektiği yoksulluk da cabası.
İstanbul işgal edildiğinde Üsküdar sahilinde toplanan Anadolu halkı, kadını ve erkeği ile ağlaşırken.
Nişantaşı sosyetesi işgali alkışladı, evlerinde balolar verdi.
İşgalci İngiliz, Fransız subaylarını davet edip onlarla dans ettiler; “İyi ki geldiniz bizi siz kurtaracaksınız gerici İslam’dan, sayenizde Hıristiyan olup Batılı gibi yaşayacağız” dediler.
O satılmışların torunları bugün Anadolu kadınını zincirledi.
İyi de Anadolu kadını hiç köle olmadı ki, siz onu prangaya vurdunuz.
Hep özgür yaşadı, kimseye boyun eğmedi, elinin ekmeğini yedi, ekti biçti, üretti.
At arabalarının ipleri, onların bükülmez bileklerindeydi.
Edremit’in, Bigadiç’ in kurtuluş gününde köle gösterilen Anadolu kadını.
Acaba İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlar çarşaf mı giymekteydi ki bu kadar öfkelisiniz.
Sizin neneleriniz onlar.
İstiklal Harbi’nde işgalciler cesaret edememişti Anadolu kadınının giysisini zincirlemeyi, öz kültürünüze düşmanlıkta demek düşmanları da geride bıraktınız.
Bugün o neneler, yattıkları makberde hüzünle seyretmekte kendilerini prangalayan soysuzları.
Ki bu giysi, ülkemin soylu kadınlarının bugün de kullandığı benim için dünyanın en saygın, en özgür, en güzel kadın kıyafeti.
Modanın tahakkümüne direnen, kadının bedenini bir meta gibi gören arsız zihniyete meydan okuyan en özgün kadın kıyafeti.