Ortadoğu coğrafyasında en ufak bir taşın yerinden oynamasının bütün bir bölgeyi etkileyebilecek bir domino etkisine neden olduğunu bilmemek mümkün mü? Bölgenin son yüzyıldaki hal-i pürmelaline bakmak bile bunun böyle olduğunu gösteriyor zaten.

Küresel emperyalizm, daha da nokta atışı bir tabirle söylenirse, ırkçı emperyalizm (yani Siyonist-Evanjelik ittifakı) bölgeyi 1. Dünya Savaşı’nın ardından “parçalanmak üzere” dizayn etmişti. Bu gerçekleri göz ardı edince tek bir taş yerinden oynasa ne olur zaviyesinden bölgeye bakılıyor ve politika fiyaskoları da kaçınılmaz oluyor.

Cetvelle çizilen sınırlar, azınlığın çoğunluğa tahakkümündeki ülkeler, yapay ve uydurma devletler gibi realiteler ortada dururken, bu coğrafyaya yönelik emperyalist bakışın samimiyetine güvenmek akılla izahı kabul eden bir durum olamıyor. Daha da ilginci, Ortadoğu coğrafyasını kasten “absürd” bir temelde dizayn eden emperyalizmden, bu coğrafyanın meselelerinin çözümünde yardım beklemek oluyor ki, bunun izahı tamamen gayr-i kabildir.

Gel gelelim, maalesef Türkiye, 2000’li yıllardaki dış politikasıyla tam da bunu yaptı. “Kırmızı çizgilerimiz” silindi, küresel emperyalistlerin “stratejik ortaklık” “havuçlarına” aldanıldı ve bu coğrafyanın meselelerine “Batılı” perspektiften bakma yanlışına düşüldü. Bunun neticesinde de küresel emperyalistlerden deva ummak da kaçınılmaz oldu.

ABD’nin Irak işgaline destek için tezkere çıkarmaya çalışmak, İslam’a karşı 21. Haçlı Seferine çıktığını ilan eden Batılı koalisyona destek çıkmak, hep bu yanlış konumlanmanın eseriydi. Akabinde Suriye’deki iç savaşın üzerine adeta benzin döker nitelikteki dış politika aksiyonları ve Btı2dan deva umma gafleti de yanlışlar silsilesini besledi.

Halbuki yapılması gereken neydi? Ortadoğu coğrafyasında en ufak bir taşın bile yerinden kımıldamasına mani olmak (domino etkisine neden olmaması için) ve meseleleri küresel emperyalistleri işe karıştırmadan “bölge içinde” çözmekti. Bölgedeki komşu ülkelerle aramızın bozulmasına neden olan ve ismiyle zıt olan “sıfır sorun politikası”, tam da yapılmaması gereken ne varsa yaptı bu noktada. Türkiye durduk yere, komşularıyla kötü olurken, hiçbir ortak menfaati ve amacı olmadığı küresel emperyalistlerle “müttefikliği” ve kerameti kendinden menkul “ortaklıkları” ön planda tuttu.

Bugün gelinen noktada, bizim yanlış politikalarımızın da ateşe bir miktar benzin dökmesiyle Suriye, parçalanmış ve neredeyse halkından arındırılmış bir uçurumun kenarında duruyor. Hem knedi halkı acı ve çile çekiyor, hem de sahipsiz kalan topraklarına yuvalanan ne idüğü belirsiz ve “emperyalist icadı” terör şebekeleri marifetiyle tüm bölgeyi kaosa doğru itiyor.

Batılı koalisyonun güya teröre karşı yürüttüğü savaşın sonucu ne şu anda? IŞİD bahanesiyle Suriye’yi ve halkının tepesine bomba yağdırmak, koca bir ülkeyi boşaltmak ve meselenin en can alıcı noktası olarak da Büyük İsrail’e zemin hazırlamak! Küresel emperyalistlerden medet ummanın akıl almazlığına bundan ala bir örnek olamaz!

Bölgedeki meseleleri, Rusya gibi, İran gibi, gerekirse devletlerle bir araya gelerek ve emperyalizme kapı açmadan çözmeye çalışmayı keşke en başından itibaren akıl edebilseydik. Keşke, meselelere emperyalizmin ve Batılı koalisyonun gözünden bakmasaydık. Keşke, ABD’nin önümüze koyduğu “model ortaklık”, “stratejik müttefiklik” gibi havuçların ardındaki sopaları önceden fark edebilseydik.

Keşke Erbakan Hoca’nın “BOP”, Büyük İsrail”, “ırkçı emperyalizm” seslenişlerine adam akıllı kulak asabilsek, hakkıyla değerlendirebilseydik devlet olarak. “Keşke”lerin her biri bir pişmanlıktır şimdi…