BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

BİLİYORSUNUZ, bu söz Cumhurbaşkanımıza ait. İç savaş çıkararak ülkemizin parçalanmasından kıl payı kurtulduğumuz bir kalkışma yaşadık. Düşmanlarımızın gerçek yüzleri iyice belirginleşti.  FETÖ’nün taşeronluk yaptığı darbede ABD’nin başrolü oynadığı kesin. Bunu bilecek, şehitlerin emaneti cennet vatanımızı düşmanlarımıza bırakmayacağız.

Darbe bir uyarıydı. Rabbimiz, samimi dualar hürmetine bizi ölümden beter bir tehlikeden korudu. Milletçe derlenip toparlanmalı; kendimize çeki düzen vermeliyiz.

Bundan böyle hiç kimse, “ABD bizim kadim dostumuzdur” demesin; “BOP Eşbaşkanı olduğunu” söylemesin! ABD’nin yanında yer alan CİA, AB, NATO için de aynı tavrı göstermeliyiz. Kuklayı, taşeronu her yönüyle deşifre ediyoruz; asıl çıbanbaşı kuklacı konusundaki hassasiyetimiz zayıf!

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş CNN Türk’ten Hakan Çelik’e mülakat verdi. Güzel şeyler de konuştu. Bir yerinde, “Amerika’yla geçmişe dayanan dostluğumuz var” diyordu. Hayır, Sayın Kurtulmuş! “Var” değil; “vardı.” Artık iş eskisi gibi olmayacak. Lütfen, dilinizi alıştırınız! Cennet vatanımızı kastedenler bizim dostumuz olamaz.

Bu ülkelerle diplomatik ilişkilerimizi kesecek miyiz? Elbette hayır! Şartlar gereği hangi anlaşmalar yapılacaksa, menfaatlerimiz gözetilerek diplomatik ilişkiler sürdürülür. Fakat “dost” olarak değil. Artık, İngiltere, Japonya, Kanada gibi ülkeler neyse, ABD de odur. Bizim dostumuz halkı Müslüman ülkelerdir. Manipülasyonlara aldırmadan inanç birliğimiz olan ülkelerle dostluğumuzu pekiştirmeliyiz.

DARBEYİ ABD YÖNETTİ

YAŞADIKLARIMIZ ortada. CIA’nın üst düzey yetkililerinden Henry Barkey, 17 kişilik ekibiyle darbeyi İstanbul Büyükada’daki Splendid Oteli’nden yönetti.

Afganistan’da konuşlanan Uluslararası Destek Gücü’nün (İSAF) Komutanı General John F. Comball son iki senede iki kez gizlice Türkiye’ye geldi.

ABD’nin Orta Doğu operasyonlarını yürüten yetkililer 14 Temmuz’da Türkiye’deydiler. Sonuç alamayınca 17 Temmuz’da geri döndüler.

ABD’li yetkililer, darbe öncesi Türkiye ziyaretlerini hızlandırdı. İncirlik Üssü’müzde Türkiye’yi kasteden darbe tatbikatı yaparak cuntacı askerlerle defalarca görüştüler.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph darbe günü, “Müttefiklerimiz birer birer tutuklanıyor” diyerek darbecilerle beraberliğini gösterdi.

Her şey açıkken ABD’nin suçunu inkâr etmesi bizi aldatmamalı. Onlar, “Irak’ta kimyasal silahlar var” dediler; “yalan” çıktı. Barış dediler; dünyadaki savaşların organizatörlüğünü yaptılar. PYD, YPG her gün can alırken, “onların terör örgütü olmadığı” yalanını yaydılar. Dünya kamuoyunu aldatmaya çalıştılar. ABD’nin sözlerine aldanıp da onları dost (!) olarak göremeyiz.

Dikkat edin! ABD askerini hiç savaşa sürmüyor. Kuklalarını salarak uçaklarla havadan bomba yağdırıyor.

Biz, hür yaşamayı hayat tarzı haline getirmişiz. Hiçbir beşeri güce boyun eğmez; onların maşası olamayız. Darbeci Batılılara aşık olanlar onların ülkelerine gidebilir. Biz bu ülkeyi sokakta bulmadık; şehitlerin emaneti olarak aldık. 15 Temmuz’da halkımız Milli Görüş’ümüzle destanlar yazdı. Kararlılığını gösterdi. Bunun geriye dönüşü yok.

ÇÖZÜM İÇİMİZDE

15 TEMMUZ’DA, vatanımız tehlikeye girdiğinde halkımızın nasıl şahlandığını gördük. Öyleyse; çözüm içimizde. “Dost” (!) diye toz kondurmadığımız ülkeler, darbe hedefine ulaşsın da, iç çatışma çıksın; Türkiye parçalansın, diye pusuda beklediler. Bunların “dost” (!) olduğunu kimse söylemesin. Yol haritamız doğru çizilsin.

Milletimizin kenetlenmesini zedeleyecek tavırlardan kaçınmalıyız. Yenikapı’daki “Büyük Buluşma”ya Meclis dışı muhalefet diyerek Saadet Partisi gibi partilerin davet edilmemesi büyük hatadır. Bu partilerin Meclis dışı kalması tamamen Meclis’teki partilerin ayıbı!  Darbe kalıntısı adil olmayan seçim kanunlarıyla, dünyada benzeri olmayan baraj sistemini düzeltememenin ayıbı onlara yeter. Darbe tabii olmadığı gibi; haksızlık da darbeye zemin hazırlar.

Yenikapı’da “demokrasi de demokrasi” diye yırtınanlar, demokrasinin varlık sebebi siyasi partileri; magazin sanatçıları, sporcular kadar ciddiye almıyorlarsa, onların sözleri şovdan ileri geçemez. Yoksa onlar da mı ikiyüzlü Batı gibi demokrasiyi kendileri için istiyorlar?

Cumhurbaşkanı ve başbakan, gazete, TV’lerin Ankara temsilcileriyle buluştu. Fakat Milli Gazete’yle TV 5’i çağırmadılar. Bu kuruluşlarımız baştan beri darbelere karşı oldular; FETÖ’ye kesinlikle aldanmadılar. “Adaletin mülkün temeli” olduğunu bilin; kendinizi düzeltin! Ayrımcılık yapmayın! Sözünüzde durun da, hiçbir şey darbe öncesi gibi olmasın!

Erbakan Hoca, FETÖ’ye olduğu gibi; ABD, AB ve Siyonizm’le dost olan; onlarla iş tutan herkesle mesafeliydi. Ayrımcılığınız sürerse; bu ülkenin aslı, özü, kendisi olan Milli Görüş’e mesafeli duruşunuza, “Yoksa!.. Yoksa!.. Bunlar da mı?..” demek zorunda kalacağız.