İktidar korku ve nefret üreterek sırtımızda yük olmaya devam ediyor. Böylece korkudan ve nefretten beslendiği için güveni de, sevgiyi de azaltıyor/öldürüyor. Muhalif, eleştirel görüşleri bastırmaya, sindirmeye çalışıyor. “Hıyanet”, ”düşman” yaftalamaları/karalamaları, kutuplaştırma/çatıştırma söylemleri halkımızın huzurunu iyice dinamitliyor.
Tefrika ve tehdit siyaseti yürütülüyor. Her yerde “beka sorunumuz var” tehditleriyle sorunlar örtülüyor. Herkeste korku çeşit çeşit... Kimseye, hiçbir kuruma, tüzel kişiye güven kalmadı. Hemen hemen her yönden, her alanda sıkıntılarımız giderek artıyor, çeşitleniyor... Depremler, seller, göçükler, kazalar, yolsuzluk, suçluluk, hastalık, adaletsizlik, yoksulluk, güvensizlik, korku, fuhuş, faiz, uyuşturucu, alkol, gelir dengesizliği, işsizlik, nefret, düşmanlık, tefrika, çatışma, saygısızlık, sevgisizlik ve nihayet beka sorunumuz... Asıl tehlike ve tehdit sevgisizlik ve güvensizliktir, adaletsizliktir.
Sorunlar, musibetler sebepsiz de değil, çözümsüz de... Sebepler ne, çare nedir?
Halkımız/milletimiz kutuplaştırılarak, hasımlaştırılarak devletimizin/ülkemizin bütünlüğü sağlanabilir mi?
Siyasi iktidarın görevi korkuları gidermek, her alanda iç barışı, birliği, güvenliği, adaleti sağlamak değil midir? O ise tam tersini yapıyor. Sorunlarımız gittikçe çeşitlenerek artıyor. Çözüm yerine sorun üretiyor. Muhalefet söylemini bile kendisi üretiyor, taklit de ediyor. Ve her yönden musibetlerle sıkıştırılıyoruz. Nereye kadar?
Merhamet/sevgi olmadan adalet mümkün müdür? İman ne kadar mümkündür? Mü’min isminde hem iman/inanç, hem de emniyet/güven anlamları var. “Güvenilirliği olmayanın imanı da yoktur.” (S.A.V.) Kim, kime ne kadar güveniyor?! “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” (S.A.V.) Sevgi de güven de imandan... Tüm değerlerimiz sömürülüyor, itiraz edenler tehditlerle sindirilmek isteniyor, halk kutuplaştırılıyor. Demokrasilerde/partilerde karşıt görüştekiler birbirlerinin düşmanları mıdır, rakipleri mi? Sevgiden, adaletten kısmeti olmayanlar nefretten, tefrikadan, düşmanlıktan ümitle iktidar sürdürmek peşinde olabilirler. Halkı ayrıştırmak, düşmanca söylemler, suç değil mi? Değilse, olmalı değil mi? Neredeyse iç savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar... Bu bir akıl tutulması değil midir?! İktidar halka güven ve umut veremiyor. Tehdit ile hain ve düşman üretiyor.
TCK 216. Maddesi, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamayı” suç saymış olmasına rağmen, bu madde bir kısım siyasetçiler için gündeme getirilemiyor. Bu, yarın da getirilmeyecek, işletilmeyecek anlamına gelmiyor. Maddede amaç, kamu güvenliği ve iç barışın korunması ise siyasilerin aykırı beyanlarının da madde kapsamında değerlendirilmesi gerekmez mi? İfade/düşünce özgürlüğünün sınırı nereye kadar? “Hain” veya “düşman” ifadelerini düşünce özgürlüğü çerçevesinde mi değerlendireceğiz? Bu ve benzeri yaftalamalar düşüncede/görüşte acziyetin ifadeleri değil midir?
Ya Allah’ın sevdiklerine “düşman” veya “hain” diyerek yaftalıyorsak halimiz nice olur? Karaladığımız/ yaftaladığımız kimselerde bu özellikler yoksa bu vasıflar bize dönmez mi? Düşmanlarımıza bile “adaletle” muamele emredilmiyor mu? Biz kullarına Allahu Teala’nın koyduğu ölçülere/kriterlere aykırı kriter/hüküm/görüş, ilke koymak hak ve yetkimiz var mıdır? Bu kulluk haddimizin aşılması rububiyet/hükümranlık sınırlarının ihlali/şirk/tağutluk/zulüm değil midir?
Beka tehlikesi/sorunu varsa, bu ancak içerde birlik ve adaletin sağlanmasıyla aşılabilir. Halkın kutuplaştırılmasıyla, zulümle de beka sorunumuz büyür.
Tevbelerle/istiğfarlarla yeniden Kitap ve sünnet emanetlerimize sahip çıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur, vesselam...