Irak tezkeresiyle başlayan dönemde bu ülkeye “BOP eş başkanlığı” rolü biçildi. O gün bu ifade bir vizyon gibi sunuldu. Alkışlayanlar oldu. “Bölgesel güç oluyoruz” dendi. “Oyun kurucuyuz” dendi. Bugün dönüp baktığımızda geriye ne kaldı?
Irak dağıtıldı.
Suriye çökertildi.
Gazze yerle bir edildi.
Ve şimdi İran vuruldu.
Bu zincir tesadüf değildir. Bu bir jeopolitik tasarımdır.
Günlerdir herkes “ABD İran’a ne zaman vuracak?” diye tartışıyordu. Ben ise açıkça yazdım: Bu mesele takvim değil, zihniyet meselesidir. “Büyük İsrail” hedefini stratejik bir referans olarak benimseyen bir anlayış için İran’a saldırmak sürpriz değildir. Bu, planın devamıdır. Nitekim saldırı gerçekleşti.
Üstelik diplomatik görüşmeler sürerken askeri hamle yapıldı. Masada konuşulurken sahada vuruldu. Bu tablo, diplomasinin bir oyalama aracı olarak kullanıldığını; asıl kararın çoktan verilmiş olduğunu gösteriyor. Müzakere ederken fiili durum oluşturmak, karşı tarafı askeri ve psikolojik olarak köşeye sıkıştırmaktır.
Bu sadece İran’a atılmış bir bomba değildir.
Bu, bölge haritasına atılmış bir imzadır.
Peki Türkiye nerede duruyor?
Hakan Fidan temkinli açıklamalar yaptı. Ancak Türkiye en üst düzeyde, açık ve net biçimde “Bu savaşın tarafı olmayacağız” dedi mi? Kamuoyuna berrak bir stratejik çerçeve sunuldu mu?
Türkiye bir NATO üyesi. ABD de NATO üyesi. Bu gerçek otomatik savaş anlamına gelmeyebilir; ancak siyasi ve askeri baskı mekanizmalarının devreye girmeyeceğini kim garanti edebilir? Üsler, hava sahası, istihbarat paylaşımı, lojistik destek… Bu başlıklar devreye girdiğinde Türkiye gerçekten tamamen tarafsız kalabilecek mi?
Irak’ta “bize dokunmaz” dendi, dokundu.
Suriye’de “kontrol bizde” dendi, sınırlarımız alev hattına döndü.
Şimdi İran’da “biz arabulucuyuz” deniyor. Ama savaş masayı dinlemedi.
Tam bu noktada dikkat çeken bir başka gelişme yaşandı. Türkiye gazetesi manşetten “SDG İran’a taşınıyor” başlığını verdi. Yıllardır Saadet Partisi’ne ve Milli Görüş çizgisine sert eleştiriler yönelten, buna karşılık iktidarın her adımına olumlu yorum getirmeye çalışan bazı kalemler hemen devreye girdi. “Türkiye’nin baskısıyla SDG’nin silahlı unsurları Suriye ordusuna katılıyor, dışardan gelenler İran’a gidiyor” yorumları yapıldı.
Oysa ben o manşeti gördüğümde farklı bir ihtimali düşündüm: Eğer silahlı unsurlar İran’a kaydırılıyorsa, bu yaklaşan daha büyük bir hesaplaşmanın hazırlığı olabilir. Irak’tan Suriye’ye taşınan yapılar nasıl bir sonraki perdenin zeminini oluşturduysa, bugün de benzer bir oyun sahneleniyor olabilir. Aynı aktörler, farklı sahne.
Bu tablo karşısında hâlâ her gelişmeyi bir “başarı hikâyesi” olarak sunmaya çalışmak, yangın büyürken dumanı alkışlamaktan başka bir şey değildir.
Bir zamanlar bugün TBMM Başkanlığı makamında bulunan Numan Kurtulmuş, HAS Parti Genel Başkanı olduğu dönemde yaptığı bir konuşmada “İsrail en büyük zaferini AKP sayesinde kazandı” demiş ve dönemin Başbakanı için “Kalbi Ali, dili Muaviye” ifadesini kullanmıştı. O gün söylenen bu sözler, bugün yaşanan gelişmeler ışığında yeniden hatırlanmayı hak etmiyor mu?
Eğer bölgede adım adım ilerleyen bir plan varsa ve bu planın hedefi haritaları değiştirmekse, mesele artık günlük siyaset değildir. Bu mesele doğrudan Türkiye’nin güvenliğidir.
Gazze yerle bir edilirken Batı’nın büyük kısmı sessiz kaldı. Uluslararası hukuk rafa kaldırıldı. Şimdi İran vuruluyor. Eğer bu hat büyürse, bölgesel bir savaş kaçınılmaz hâle gelir. Böyle bir senaryoda Türkiye’nin ekonomik, askeri ve toplumsal maliyeti ağır olacaktır.
Ateş çemberi daralmıyor, genişliyor.
Irak’tan Suriye’ye, Suriye’den İran’a uzanan bu hat tesadüf değil.

Bugün İran vuruldu.
Yarın hangi başkent hedef olacak?
Asıl soru artık şudur:
Bu ateş çemberi burada mı duracak?
Yoksa adım adım bize mi yaklaşacak?
Ve daha açık sorayım:
Sıra bize mi geliyor?
Son olarak şunu söyleyebilirim: Elimden başka bir şey gelmiyor; niyazım şudur…
ABD ve İsrail’i destekleyen, İslam’ı istismar eden, dinimizi kendi kirli siyasetlerine perde yapanlara karşı şu mübarek Ramazan gününde duam şudur:
Allah’ım, ABD ve İsrail’in diliyle konuşanları perişan eyle;
kalbi onların safında atanları rezil rüsva eyle;
eli onların eliyle hareket edenlerin düzenlerini başlarına yık;
zulme omuz verenleri kahru perişan eyle;
hak ile batılı ters yüz edenlere adaletinin en şiddetli hükmünü göster;
mazlumun ahını görmezden gelenlere dünyada da ahirette de hesaplarını ağır kıl.