Yaşananlar, emperyalizmin boş durmadığını ve planları dahilinde hareket etmeye devam ettiğini anlatabilmiştir inşallah bugüne dek anlamamakta direnenlere. Sovyetler’in dağılmasının ardından “düşman” arayışına giren Batı’nın, yani emperyalizmin hedef tahtasına İslamiyet’i ve Müslümanları koyması meselesinin geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir şey olduğu hemfikir olunan bir gerçek olmuştur herhalde.

Düşmansız yaşayamayan ideolojiler gerçeğinden hareketle, kendisine bir düşman “icat eden” emperyalizm, böylelikle her türden işgal, çatışma, iç karışıklık vs için de zemin bulabildi kendine. 11 Eylül’ü ve El Kaide denen bir örgütü bahane ederek önce Afganistan, sonrasında ise Irak işgal edilirken, dünya kamuoyunun önüne “teröre karşı savaş” gerekçesi konuldu. Ki, böylelikle eleştirilere ve çekincelere karşı da bir duvar ördüklerini düşündüler.

İslam’a karşı yürütülen kara propagandayı destekleyen eli kanlı örgütler icat ettiler, beslediler, büyüttüler ve sansayonel eylemlere büyüyen bu karanlık yapıları bahane edip İslam’a karşı olan savaşlarında cepheyi genişlettiler. 5-6 sene öncesine kadar El Kaide revaçtayken, son 3-4 seneye damgasını vuran DAEŞ oldu.

Bir düşünelim; Irak işgalinin ardından hem “kitle imha silahı var” yalanlarının ortaya çıkmasıyla dünyaya rezil olurken, hem de ölen askerleri yüzünden kendi kamuoylarında zorda kalmışlardı. İcat edilen DAEŞ sayesinde, emperyalist koalisyonun Suriye’yi bombalamasına kimse bir şey demiyor. Tam da istedikleri şey olan Suriye’nin boşaltılması (elbette ki 2. İsrail için) yine bu karanlık örgüt bahane edilerek gerçekleşiyor. Dünya kamuoyu, “terörle savaş” yemini yutuyor bu arada.

Afganistan, Irak (ki biz de maalesef 1 Mart tezkeresiyle bu işgale destek açıklamıştık) derken sırayla bütün İslam ülkeleri karıştırıldı, istikrarsızlığa sürüklendi, iç savaşa sürüklendi. Arap Baharı marifetiyle de İslam dünyası üzerine uygulanan projede başka bir safhaya geçildi. Sıranın Türkiye’ye gelmeyeceğini düşünmek için saflık mı demek gerekir, yoksa öngörüsüzlük mü, tartışılır.

Yıllardır Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile ilgili konuşulanlara “komplo teorisi” diye burun kıvıranlar, “Büyük İsrail için emperyalizm boş durmuyor” diyenlere şüpheyle yaklaşanlar, durumun vahametini anlarlar inşallah. BOP, yani emperyalizmin İslami yeşil kuşak projesinde 22 İslam ülkesinin sınırlarının değişmesi, yönetimlerinin alaşağı edilmesi, bölünmesi, parçalanması vs gibi amaçlar bugün hayal gibi mi gözüküyor, yoksa acı bir gerçek gibi mi duruyor acaba? Emperyalizm, boş durmuyor, durmayacak da.

BOP’un siyasi, askeri, ekonomik veçheleri olduğu gibi dini, kültürel, sosyal veçheleri yok mu peki? “Ilımlı İslam” projesi, “Dinlerarası Diyalog” ve “Medeniyetler İttifakı” meselelerini BOP’tan, yani emperyalizmden ayrı tutmak mümkün olabilir mi? Gelişen koşulara göre emperyalist güç, “böl-parçala-yönet” stratejisinin yanına “kültürel ve dini ifsad” adımlarını da eklediğini görmek gerekmiyor mu? ABD’nin Türkiye’yi “model ortak” ilan etmesindeki gaye, “ılımlı İslam” projesinden bağımsız düşünülebilir mi?

Klasik bir söz var ya hani, “büyük resme odaklanmak” şeklinde. Bugün tam da onu yapma zamanıdır. Türkiye’de yaşanan son musibet, Türkiye’yle sınırlı bir durum değildir. Bir projenin bir safhası olarak değerlendirilmelidir. Emperyalizmin “Büyük İsrail” projesinin tam gaz sürdüğünü düşünürsek, BOP’un bir aşamasıdır. Siyasetin alaşağı edilmesinden tutun da Türk ordusunun güçten düşürülüp devre dışı bırakılmasına kadar çeşitli veçheleri olabilecek bir durum adeta.

Emperyalizmin baş aktörü ABD’yle “stratejik ortaklık kurup, onun uydurduğu “model ortaklık”tan çıkmadan, “Ilımlı İslam” projesini reddetmeden, BOP’a tavır almadan olmayacak bu iş anlaşılan.