O gün elinde bir poşetle çıkageldi.

Kayınvalidesinin ölüm yıldönümü olduğu için top kek

dağıtacakmış.

Elin oğlu yas mı tutar türküsü kulaklarda çınladı.

Mukabele cemaatinin eline bir kek tutuşturdu.

Vazifeyi yaptı.

Hani benim gençliğim eyvah.

Giden teyzeyi hatırladım.

Çocuklarına, torunlarına sevdalı değil karasevdalı olan,

hep gülümseyen yüzünü.

Gelin görün ki gelini, onun hatırasını, kıymetini,

muhabbetini naylon poşet içindeki boyalı bir keke indirgemişti.

Artık günlerce yas bekleyemezsiniz.

Ya da hamur teknesi üzerine kapanıp bir kadının saatlerce

un yoğurup ölü hayrını yapacağını düşünemezsiniz.

Hatta evinde kek çırpacak kadar zaman harcamaya bile

değmeyecek bir baştan savma olduğunu bilirsiniz.

Vefasızlık girdabına hapsedilen ak tülbentli teyzenin

mahcup tebessümleri geldi gözlerimin önüne.

Torunlarına gözü gibi bakmış, iki kaşığı üç etmiş bir

annenin tutulmayan yası bir de.

Bir top kek poşeti gibi buruşturulup atılmıştı işte.

Aslında bu, sadece bir değersizlik biçme olsa iyi.

Gelin, çocuklarına hazin bir aile romanı da yazmıştı.

Yani hatıralara fazla da değer vermeyin.

Geçmişin fazla da peşine düşmeyin.

Ölen öldü, siz keyfinize bakın.

Ha yoksul muydu ki ancak bir boyalı kekle hayır

yapabildi.

Değil.

Ailenin soyadı ile anılan birkaç holding vardı.

Ki o ölen annenin emeği, alın teri ile kurulmuştu.

Hasretliklerle gençlik geçirmiş, bir taşra kasabasından

gurbete uğurladığı eşi için yıllarca yol gözlemiş, yememiş çocuklarına

yedirmişti.

Gelen mektupları ekmeği suyu bilmişti.

Şimdiki nesil gerçi mektupları da tanımamakta.

Geçen gün sandığı açtım, otuz yıl önceki mektupları bir

kez daha okudum.

Gözyaşlarına boğuldum.

Orada aile romanı duruyordu.

İftar sofrasında çocuklara anlattım.

Acaba bu mektupları hanginize miras bırakabilirim diye

sordum.

Zira bir dönem acılar, sevinçler, umutlar kâğıda

dökülürdü.

Şimdi iki satır yazmayalı çeyrek asır oldu.

Bu romanı aile sofranızda da yazabilirsiniz.

Teknolojik cadıların boyunduruğundan kurtulup, ekrana

sırtı dönüp geçmişi anlatabilirsiniz.

İlk gençlik yıllarını, evliliğin ilk yıllarında çekilen

sıkıntıları, her doğan çocukla tazelenen yuvayı, eski Ramazanları, bir yaz bir

kışda eylenen oruçları, çocukların bebekliklerini

Bu çok değerli anıları dinlemek onları nasıl mutlu

edecektir.

Zira yazmayı kaybettiğimiz gibi yakında konuşmayı ve

dinlemeyi de kaybedeceğiz bu gidişle.

Dertlerini anlatmaya vakit bulamayan kuşaklar, artık hiç

anlamayacak top keke indirgenen insan değerini.