Önce bir kıssa;

Süleymaniye Camii’nin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti.

O gün gelince İstanbul’un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti.

Herkes hayranlıkla bu Türk şaheserini seyrediyordu.

Fakat bunlar arasında bulunan bir çocuk, “Aaa şu minareye bakın, nasıl eğri!” diye bağırıyordu.

Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu.

Çocuğun minarelerden biri için “eğri” dediği Mimar Sinan’a kadar ulaştı.

Koca Sinan hemen çocuğun yanına geldi ve ona, “Yavrum hangi minare eğri, göster bana!” dedi.

Çocuk da, “İşte şu!” diye minarelerden birini gösterdi.

Mimar Sinan hemen adamlarını topladı.

Uzun halatları birbirine ekletip minareye bağlattı.

“Çekin yukarı doğru!” diye çektirmeye başladı.

Çocuğa da, “Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver!” dedi.

Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı.

Çocuk bir süre sonra, “Tamam, minare doğruldu!” diye bağırdı.

İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler.

Başından beri olaya tanık olan Sinan’ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan’a yöneltti:

-Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok. O halde niçin düzeltmeye kalkıştın

Mimar Sinan’ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi:

-Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını. Ama çocuğun kafasındaki “minare eğri” intibaını da öyle bırakamazdım. Bu metoda başvurdum ki çocuğun kafasındaki “eğri” kanaati silinsin. Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı…

***

Bu kıssayı neden anlattım

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’e Mercedes S500 model makam aracı alındı.

Önce aracın fiyatı 1 milyon TL olarak lanse edildi.

Ancak anlaşıldı ki, fiyat bu kadar yüksek değil, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’na göre Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden 322 bin TL bu makam aracı için tahsis edildi.

Elbette, Diyanet İşleri Başkanı en iyi hem de zırhlısından makam aracına sahip olmalı.

Ama Sayın Başkan bir kere kamuoyunun diline düştü bu olay.

Şimdi nereye gidersen git, millet önce makam aracına bakacak. Anlattıklarınız, sohbetleriniz ikinci plana düşecek.

“Başkan amma da pahalı ve lüks makam aracına biniyor” diyecekler.

***

“Algı”ların ne kadar önemli olduğunu hepimizden çok daha iyi bilirsiniz…

Dostoyevski, “Sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru, sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız” der. İnsanlar, “görmek istediğini görmeye” eğilimli bir varlık. Ama bu “algı”yı yok etmek de yine bizim elimizde.

Tıpkı Mimar Sinan’ın “eğri minare” kıssasında olduğu gibi…

***

Sayın Başkan, Diyanet İşleri Başkanlığı’na geldiğinizden bu yana mesajlarınızı takdirle izleyenlerdenim. Konuşmalarınız, açıklamalarınız hoşuma gidiyor, doğrusu. “Hak ve Batıl” muvazenesinden isabetli yorumlarınız var. Üstelik hac arkadaşımsınız… Birlikte hacı olduk… Arafat’taki o hepimizi ağlatan duanızı nasıl unuturum

İsterim ki bütün bu güzellikler birilerinin “tezviratına” kurban gitmesin!

Sayın Başkan, gel bu makam aracını sat. Binme bu makam aracına. Türkiye’de araba mı yok! Başka bir araçla yoluna devam et.

Benimki âcizane bir öneri. Yine de siz bilirsiniz…

Bugün 17 Aralık 2014…

Bugün, 17 Aralık 2014 Türkiye Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması’nın yıldönümü.

17 Aralık 2013 tarihinden bugüne, son 1 yıl içinde neler yaşandı

Bunların ayrıntısına girmeyeceğim, zaten biliyorsunuz. 

Ama size de, “Yahu sanki burada da bir şeyler var!” dedirtecek bir mekanizmadan bahsedeceğim.

***

Diyelim ki belediye başkanısınız ya da bir kamu kurumunda genel müdürsünüz, başkansınız…

Ve diyelim ki, kurumdaki işlerinizi görmesi için 100 adet araca ihtiyacınız var.

Bunu da “satın alma” yerine “kiralama” usulüyle yapmak istiyorsunuz.

Yapmanız gereken nedir; ihale açmak. Ya da diğer bazı usuller… Satın alma şekli de çok önemli ama benim anlatmak istediğim farklı bir husus…

Neticede tanesi ayda faraza 1.200 TL’ye 100 adet araç kiralıyorsunuz…

***

Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor…

Kamu kurumu büyük bir maddi ve manevi yükün altına girmek yerine araç kiralayarak devleti bu yükten kurtarıyor.

Bir de madalyonun diğer tarafına göz atalım;

İhaleyi kazanan şirket, 100 adet sıfır araba satın alarak ilgili kamu kurumunun emrine tahsis ediyor.

Araç başına kamu kurumundan aldığı 1.200 TL’yi, araçları satın aldığı şirkete taksitle ödüyor. Bir miktar da elbette kâr ediyor. Yoksa bu işi neden yapsın

Final; birkaç yıl sonra, şirket sahibinin cebinden beş kuruş çıkmadan araçların tümü şirketin oluyor.

Nasıl bir hikâye, ama… Siz bu mekanizmada bir tuhaflık hissettiniz mi, acaba

Osmanlıca Tamam Da…

Geçenlerde bir veli aradı.

Söyledikleri son derece ilginç;

-Osmanlıca elbette lazım, çocuklarımız Osmanlıcayı elbette öğrensin, öğrenmeli ama ben size başka bir ayrıntıyı anlatmak istiyorum…

-Buyurun…

-Bizzat başıma gelen bir olay. Lise birinci sınıfta çocuğumu okula yazdırırken malum seçmeli dersler var. Biz, Peygamberimizin Hayatı’nı, Siyer-i Nebi’yi seçmek istedik. Müdür Yardımcısı önümüze sadece 2 seçenek koydu; İngiliz Dili Edebiyatı ve Alman Dili Edebiyatı. Bu derslerden başkasını seçmeli ders olarak kabul edemeyeceğini söyledi. “Neden ” diye sordum. “Öğretmen yok, sınıf açamıyoruz…” karşılığını verdi.” Tamam Osmanlıcayı da öğrenelim, öğretelim ama önce bu eksikleri tamamlayalım. Ben çocuğumun okulda Peygamberimizin Hayatı’nı öğrenmesini talep ediyorum ama bu isteğim karşılıksız kaldı…

Adam haklı. Sizce de öyle değil mi

NOT: Bugün 17 Aralık 2014, Çarşamba… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!