14 Aralık operasyonunun hemen ardından AB’den bir açıklama geldi ve Türkiye’de basın özgürlüğünün sağlıklı işlemediği belirtildi. Hemen belirteyim ki,14 Aralık operasyonunun doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinde duracak değilim. Buna yargı karar verecektir. Ancak, gözaltına alınacak gazeteci ve yazarların ev ve işyerlerine baskın yapılıp toplanması yerine tebligat çıkartılarak ifadeye çağrılabilirlerdi diye düşünüyorum. Özellikle bir gazete idarehanesine baskın yapılması şık bir davranış değildi. Her ne ise işin bu boyutu yargıyı ilgilendiriyor. Bu bakımdan AB ve ABD’den olayın hemen arkasından bir takım açıklamaların gelmesi, gazete ve televizyonlarda Türkiye’ye yönelik eleştirilerin dile getirilmesi üzerinde durmak gerekir. Çünkü bu tavrı ülkemizin iç işlerine müdahale olarak görüyorum.

Bu köşede yıllardan beri Hıristiyan Batı dünyasından dostluk beklemenin yanlışlığını çeşitli vesilelerle dile getiriyorum. Bu arada ısrarla arada bir Batılıların ülkemize güler yüz göstermelerinin de bir çıkara dayandığını hatırlatıyorum. Bu bakımdan AB ve ABD’den yalpan açıklamalar benim için sürpriz olmadı. Onlar sergilemeleri gereken tavrı sergilediler. Böylece ülkemizde huzurun bozulması, toplumun rahatsız olması için ellerinden geleni, kısacası mizaçlarının gereğini yapıyorlar. Benim üzerinde durmak istediğim özellikle AB’den gelen eleştiriler üzerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öfkelenmesi ve “Avrupa kendine baksın… Aklınızı kendinize saklayın” şeklindeki tepkisi…

Niçin bu tepkinin üzerinde durmak istediğime gelince; Türkiye AB ile ilk anlaşmayı 1959 yılında imzaladı. Yani 55 sene önce birlikte yer alma iradesi ortaya konuldu ama aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ kapıda bekletiliyoruz. Onlar kapıda bekletmekten bu ülkeyi yönetenler de beklemekten usanmadı. Bunca kapıda bekletilmeye rağmen hâlâ AK Parti iktidarının öncelikli hedef olarak AB üyeliğini her fırsatta dile getirmesi, yeni fasılların açılması için çırpınıp durması ile Cumhurbaşkanı’nın, “Aklınızı kendinize saklayın” çıkışı bir çelişkinin ifadesi değil midir

AB’nin ülkemize yönelik olumsuz tavrını görmek için ille de 14 Aralık operasyonunu eleştirmelerine gerek yoktu. Sık sık yayınlanan raporlarda sürekli olarak Türkiye’nin neler yapması gerektiğini ifade ediyorlar. Türkiye de AB normlarını yakalamak için ne yaparsa yapsın aralarına almayacaklarını seslendiriyor ya da tavırları ile bunu göstermekte bir sakınca görmüyorlar. Kısacası AB Türkiye’yi kendinden kabul etmiyor. Bunun da ötesinde Kıbrıs Rum kesimini Türkiye’ye tercih ediyor. Buna rağmen AK Parti iktidarının bir AB Bakanlığı oluşturduğu ve AB üyesi olabilmek için kapıdan ayrılmadığı da bir gerçek. Özellikle AB Bakanı’nın açıklamaları takiyye değilse AB’ye girmek isteği dış politikanın ağırlık noktasını teşkil ediyor. Böyle olunca, “Aklınızı kendinize saklayın” demenin bir anlamı kalmıyor. Çünkü yıllardan beri insanımıza Avrupa ulaşılması gereken örnek olarak gösterildi ve 12 yıldır da AK Parti iktidarınca onlara benzemek ve aralarına girmek için yoğun çaba sarf ediliyor. Böyle olunca da öfkeye kapılmanın sağlıklı bir izahını bulmak zor oluyor.