Günümüzün en tehlikeli durumlarından birisi kelimeler ve kavramların manasını hatırlayamamak. Popüler kelimelerin arkasına gizlenmiş gerçekler yüzünden özgünleşemiyoruz. Aklın yolu bir türlü “bir” olamıyor. İzin vermiyoruz çünkü…

İlim kelimesini bilgi istiflemek zannediyoruz. Yahut tek başına yeteceğine dair inanç büyüyor içimizde. Üst üste eşya yığmak mantıklı gelmeye başlıyor. Lazım olduğunda o eşyalardan birini kendimizinmiş gibi çıkarıp kullanıyoruz. Aynı mağazadan alışveriş yapmışız da pişti olmuşuz gibi. Edindiğimiz ilim tek başına bir işe yarıyor olsaydı “hikmetli konuş” emrine muhatap olamazdık herhalde. Öğrendiğimiz ne varsa üzerine düşünmeli, en önemlisi “hikmet”le bağını kurabilmeli, sağlamasını yapabilmeliydik. Pergel metaforunu düşünürseniz sabit ayağın neresi olduğunu bir kez daha gözden geçirmek faydalı olacaktır. Pergeldeki sabit ayaktır “hikmet”! Kur’an ve sünnettir yani. Başlangıç noktası, hareket noktası, referans noktası… Buradan başlamadığınız her cümle sizi kolay lokma haline getirecektir. Başta da ifade ettiğimiz gibi aklın yolunun buluştuğu “bir” noktasında buluşmak zorlaşacaktır.

İlim hikmetle buluştuğunda iş bitmiyor elbet. “Kültür” diye andığımız bir kelime var. Buna birikim diyebilirsiniz. Sınırlı kaldıysa eğer bu tanım kendimizden bir kelimeyle açıklayalım o zaman. “İrfan” desek mesela. Sanırım daha geniş bir perspektif kucaklar bizi. Bilme, anlama, kültür olarak şerh edilegelir bu kelime. Bilgi, zekâ ve deneyle oluşan bir zihin dinginliği oluşur akabinde. Sezgi, bilinç ve şuur ister “İrfan”. Aydın yerine “münevver” kelimesinin kullanılması da bu tanım ve kavram hadisesinin ne kadar önemli olduğunu göstermez mi? 

Karşılaştığımız her olay, attığımız her adımda bu üç kelime ilim, hikmet ve irfan beraber yanı başımızda durmalıdır. Tam olmak için, kandırılmamak için, aklın yolundan yürüyebilmek için. Bir fotoğraf gördüğünüzde, bir şiir okuduğunuzda, bir film izlediğinizde yahut bunları yaptığınızda sadece bilginiz olmasını yeterli mi zannediyorsunuz? Hikmet olmazsa anlaşabileceğimizi mi sanıyorsunuz? İrfan olmazsa o işin ucuz ve mesnetsiz olacağını hiç düşünmüyor musunuz?

Bilincimiz güdülmeyi sever. Yönlendirilmeye açıktır. Hazırcılığı da sever. Böylesine hikmet ve irfan isteyen bilgiyi bulabileceğimiz çok kaynak olduğunu düşünmüyorum. İlahi olabilir böyle bir kaynak ancak. Hayatın notlarını biz başkalarının irfanından çalmaya ve ezberlemeye devam edersek kendimizi tüketene kadar bu bilgi havuzuna batmayı yücelik sanmaya devam edeceğiz. Kitap yüklü merkep mi dedi biri. Yok canım. 

Modayı sadece defile zannediyoruz galiba. Düne kadar aynı kıyafetle denk gelmemek için mesai harcayan bizler, artık moda diye bize giydirilen ne varsa hangimiz daha çok yakıştırmışız kendimize sevdasına kapılmış gidiyoruz. Kendi fikrimiz epeydir yok ortada. Kalple olan irtibatımız kesilmiş gibi. Hamur gibiyiz. Bizi başkasının şekillendirmesini bekliyoruz. “Yok canım” deme. Öyle! 

Amerika’nın dünyanın en büyük teröristi olması bir bilgidir. Hikmet bize bunun tamamen dinle alakalı olduğunu söyler. Buraya kadar tamamız değil mi? Avrupa’nın bize bakışı da dinidir. Bize yakıştırdıkları sıfatları kendi hayal dünyalarında ve gizli odalarında üretirler. İspatı için propaganda kullanırlar. Peki, bu durumda biz ne yapmalıyız? İrfan nerede devreye girer?

Suçu kabul edip onlara hoş görünmeye çalışabilirsiniz. Bu biraz ucuz olur. Ve yeni tartışmaları da beraberinde getirir. Savunma yapmak suçlulara has bir eylemdir. Hoş görünmeye çalışmak mirasına ihanet etmek demektir. İrfan, böyle bir durumda lazımdır bize. Savunma yapmanı değil hücuma geçmeni söyler. Kendi cinsinden cevap vermeye zorlar. Medeniyetten bahseden Avrupa’ya, özgürlükten bahseden Amerika’ya “yalancı” diyebilecek ve bunu aklın bir olan yolundan insanlara anlatacak yol bulmaktır irfan. Bizim işçinin hakkını savunmak için İspanyol filmine ihtiyacımızın olmadığı gibi, bize atılan iftiraya iftira üzerinden savunma yaparak cevap verme zorunluluğumuz da yok. İrfan, kendi gündemini belirlemeye zorlar seni. Reaksiyon kraliçesi olmaya tav etmez. Kendi cinsinden cevap vermekle “hikmetli konuşmak” arasındaki farkı fark edebilmek için de “irfan” lazım bize. Fransızlar için önemli olmayabilir ama bizim için silsile ilim, hikmet, irfan ve sanattır. Gerisi teferruattır!

Bilgiyi tartmazsak, üzerine kafa yormazsak, hikmete danışmaz, şuursuzca hareket edersek… gerçekten biz mi hareket etmiş oluruz. Yoksa yolu yapan tabelayı nereye koyarsa kavşak olarak orası mı geçerlidir?

Tarih boyunca batı hep doğuyu anlatma ihtiyacı hissetmiştir. Bunu iyilik olsun diye değil ha, kaideyi belirlemek için işine geldiği gibi yapmıştır bunu. Biz onların tariflerini baz alarak mı cevaplar oluşturacağız, yoksa bu konuda özgün kalabilecek miyiz? Nedenlerimizi biz belirlesek daha faydalı olmaz mı? Azıcık da zeki olsak fena olmaz gibi geliyor. Katılır mısın? Yoksa daha rasyonel bir açıklama mı bekliyorsun? Duygusallık kötü müdür zannediyorsun? Hatırlatalım o zaman. Anne karnında insanın ilk yaratılan organı hangisiydi? Hatırladın değil mi? Duygunun kaynağı orasıdır. Duygusallığın ilimle de, hikmetle de, irfanla da bağı vardır. Yine de yetmediyse çayları ben ısmarlarım. Uzun uzun konuşuruz.

Kalbinizin sahibine emanet olun…

Eyvallah!!!