Atanmış ya da seçilmiş fark etmez;

Bürokratların genel bir özelliği vardır.

O da şu: Özellikle üst düzey bürokratlar, “gidici” olan iktidarları pek önemsemezler. Milletvekillerinin telefonlarına çıkmazlar, hatta Bakanların randevularına bile cevap vermezler.

Bir adım daha atayım; bu bürokratlar, “yolun sonu görünüyor” esprisi içinde olan Hükümetlerin hazırladığı “ihale” tekliflerine da imza atmaktan imtina ederler. “Ne olur ne olmaz, başım ağrımasın!” diye…

Buraya kadar yazdıklarımı antiparantez olarak bir kenara yazın, orada dursun.

***

Asıl anlatmak istediğim konu biraz daha farklı…

Bir de siyasi iradeden “mesaj” gelmeden kılını bile kıpırdatmayan bürokratlar vardır.

Mesela Yüksek Seçim Kurulu üyeleri…

YSK’da bir “kıpırdama”, bir “hareketlilik” varsa, bu illa ki yukarlardan bir yerlerden gelen birtakım “mesaj”lar nedeniyledir.

Peki, YSK’da bir “kıpırdama”, bir “hareketlilik” var mı

Var!

Şu cümleye dikkat; Yüksek Seçim Kurulu (YSK) genel seçimin erkene çekilmesi ihtimaline hazırlık olarak, yapması gereken çalışmaları yaklaşık 1.5-2 ay önceye aldı.

Seçimler normalde 7 Haziran 2015’te yapılacak.

Fakat YSK seçimin erkene alınma ihtimaline göre hazırlığa başladı bile! Kurumun seçim hazırlığına Kasım veya Aralık 2014’te başlaması bekleniyordu. Ancak kollar sıvandı… Hatta bazı kararlar bile aldı.

YSK aldığı ilk kararla, önümüzdeki genel seçimde yurtdışı seçmenlerin bulundukları ülkelerdeki Türk konsolosluklarında randevusuz oy vermelerinin tartışılmasını ve bu konuda çalışma yapılmasını benimsedi. Ve önümüzdeki perşembe günü Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile çalışma yemeğinde bir araya gelme kararı aldı. Bu toplantıda yurtdışı seçimin güvenliği konusu da masaya yatırılacak.

YSK aldığı ikinci kararla da seçimde bir sandıkta oy kullanacak seçmen sayısını 360+20 olarak belirledi. Bu sayı, 2011 genel seçimlerinde 300, 30 Mart’taki son yerel seçimde 300+20 ve 10 Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçiminde ise 400 olarak kararlaştırılmıştı.

YSK’nın tüm bu adımları, durduk yerde atması mümkün değil.

Uzun sözün kısası; baskın seçim kapıda.

Özellikle TBMM dışı partilerin dikkatini çekmek istiyorum.

***

Son bir not;

Peki, baskın seçim olursa hangi ayda olur

Şubat ve Mart aylarında seçim zor; kar, yağmur, soğuk, çamur…

Nisan 2015 olabilir mi, olabilir…

Seçimlerin Nisan 2015’te olması demek Parlamentonun 3 ay öncesinden adım atması anlamına geliyor.

Yani, yeni yılın ilk ayında (Ocak 2015) TBMM’den bu yönde karar çıkması lazım.

***

Bir de;

Genel seçim sandığının yanına bir sandık daha konulabilir mi

Bu da nereden çıktı

Şuradan; Ahmet Davutoğlu’nun Genel Başkanlığındaki AKP’nin “en ileri gelen” kurmayları harıl harıl yeni Anayasa için çalışıyor.

Aynı tempoda çalışan biri daha var; Burhan Kuzu..

Burhan Kuzu da Başkanlık Sistemi hazırlıklarına son virgülleri koyuyor.

Bu iki çalışmayı birleştirdiğimizde şöyle bir fotoğraf ortaya çıkabilir;

İktidar partisi, milletvekili seçim sandığının yanına bir de Başkanlık sistemini de içeren Yeni Anayasa referandum sandığını ekleyebilir…

Önümüzdeki 6 ayın bu açıdan hayli hareketli geçeceğini söyleyebiliriz…

HAYRİ İNÖNÜ YAKINDA İSYAN BAYRAĞINI ÇEKEBİLİR!

Kulislerde şöyle şeyler konuşulmaya başlandı;

Şişli Belediyesi’nde yaşanan sansasyonlara karşı sessiz kalan ve ismi “Emanetçi Başkan”a çıkan Hayri İnönü’nün, CHP Genel Merkezi’nin talebiyle bir müddet sonra “belediye başkanlığı yapmak istemesi”yle belediyede Hayri İnönü’ye karşı bir cepheleşme başlatıldı…

Hayri İnönü’deki bu, “Ne oluyor kardeşim, Başkan benim, yetki bende, yasal yetkilerimi sonuna kadar kullanacağım…” şeklinde özetlenebilecek değişikliğin Sarıgül ailesi tarafından büyük bir tepkiyle karşılandığı konuşuluyor…

İnönü’deki bu değişiklikten rahatsız olan Sarıgül ailesi; İnönü’nün önünü kesmek ve başkanlık yapma isteğinden vazgeçirmek için belediye içerisinde büyük bir baskı politikası izlemeye başladı…

Hayri İnönü’ye uygulan baskı öyle boyutlara ulaştı ki; Sarıgül ailesinin yakın ekibi, Hayri İnönü’ye, “Sen kimsin Ben seni tanımıyorum!” atarlarına başladı. 

Hayri İnönü’nün özel kalemini arayarak görüşmek isteyenler çok kısa bir süre sonra Sarıgül ailesi tarafından ayrıca aranarak, “Hayrola, Hayri Başkan’ı aramışsınız, konu nedir ” denilerek İnönü’yü arayanların önü kesilmeye başlandı. Müthiş bir markaj söz konusu. Öyle ki; İnönü’ye selam verenler dahi uyarılır hale geldi. 

Hayri İnönü ve ekibi tarafından yaptırılan hizmetlerin “ödeme”si zorlaştırıldı. Böylelikle iş yapmak isteyenler Sarıgül ailesinden onay almadan iş yapamaz duruma geldi. İnönü ekibinin yapmak istediği proje ve işler kabul görmemeye başladı. Adeta İnönü’nün ekibi ile Sarıgül’ün ekibi arasında bir savaş ortamı oluştu.

Tüm bunlar kulislerde dile getiriliyor.

Ne kadarı doğru, ne kadarı manipülasyon, bilemem.

Ama tüm bu söylenenler karşısında şapka çıkardım!

BAŞBAKAN SORU SORMAZ, GEREĞİNİ YAPAR!

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dün “Akil Adamlar” toplantısında yaptığı konuşmayı izledim.

Kobani gösterilerine değindi Başbakan Davutoğlu.

Ve bazı tespitler yaparak bazı sorular sordu;

“Faili meçhullerin üzerine gittiğimizi herkes biliyor. Şu anda da failli meçhuller var.

“Ama bunlar JİTEM gibi yerler tarafından değil kimliğini gizleyenler tarafından yapılıyor. Yasin Börü’yü kim öldürdü ”

“Ne zaman çözüm sürecinde yol alsak şu veya bu oluyor ve ortalık karışıyor. Birileri puslu havayı seviyor. Dükkânları yakanlar, yağmalayanlar kimler ”

İyi de sayın Başbakan; Devlet elinizde, polis elinizde, tüm imkanlar elinizde. İstihbarat raporları sizin önünüze geliyor. Yasin Börü’yü kimin öldürdüğünü, dükkânları yakanların, yağmalayanların kimler olduğunu siz bilmeyeceksiniz de kim bilecek

ALME-ELMA!

Güneydoğunun ücra köylerinden biri…

Köy İlkokulu’nda hummalı bir hazırlık göze çarpmaktadır.

Yerler süpürülmekte, duvardaki haritaların tozları alınmakta, tahtada dizili şeritler düzeltilmektedir.

Köy öğretmeni son olarak öğrencilerini hizaya sokar ve tümünü teker teker kontrol eder; “İyi, idare eder.”

***

Tüm bu hazırlıklar az sonra köye gelecek olan “Müfettiş” içindir.

…Ve beklenen “ağır” misafir okul kapısında görünür.

İlköğretim müfettişi sınıfa girer girmez ayağa kalkan öğrencilerden birinin önünde durur;

- Çocuğum söyle bakayım; “Elma!”.

- Çocuk cevap verir; “Alme!”

- Çocuğum “Alme” değil, “Elma!”

- Çocuk yine cevap verir; “Alme!”

Müfettiş ne yaptıysa çocuğa “Elma” dedirtemez.

Hemen yanında “el pençe” duran köy öğretmenine döner;

- Öğretmen bey ben söyletemedim “Elma”yı. Bir de sen deneyebilir misin

Köy öğretmeni aynı çocuğun önüne gelerek kendinden son derece emin bir şekilde sorar;

- Çocuğum söyle bakayım, “Alme!”

***

HDP milletvekili Aysel Tuğluk’un polisleri taşladığı fotoğrafını görünce nedense bu fıkrayı hatırladım…

NOT: Bugün 20 Ekim 2014, Pazartesi… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!

---son---