Büyük dedem, bir gün bahçeye indiğinde anneleri ölen dört

kedi yavrusu ile karşılaşır. Kendi imkanları ile yavrulara yiyecek verir ve

onları korumaya alır. Fakat yavrulardan biri zayıf ve çelimsiz olduğundan

diğerleri tarafından sürekli dövülmektedir. Dedem, yuvaya geldikçe yavruyu

kurtarır fakat bu sürekli mümkün olmadığından yavru hep ezilir. İkinci ayın

sonunda yavrular biraz daha büyürler ama zayıf kalan yavru kardeşlerinin

darbelerine dayanamaz ve yenik düşer.

Bu hikayeyi dinlediğimde, güçlünün güçsüzü ezme eğilimini

bir kez daha düşündüm ve şu karara vardım: Birincisi; eğer çevrenizdeki

insanların şefkat ve merhamet damarları tıkanmamışsa, zayıf bırakılmış

kimselere kol kanat gerilir ve bu bir sorumluluk olarak görülür. Bu, canlılar

arasında sadece insana münhasır bir durumdur. Çünkü o merhametini yoğun yaşayan

ve neyi niçin yaptığını bilen tek varlıktır. İkincisi, insanın zaafları vardır

ve zaaflarını kontrol edemediğinde kötülük galip gelir. Yani, şiddet bütün

canlıların müşterek özelliğidir ve yine insan varlık aleminde şiddeti kontrol

edebilen, insanileştiren tek varlıktır. Zaaflarını beslediğinde ise, aynı insan

yeryüzünde hiçbir canlının yapamayacağı kötülükleri yapabilmekte ve hatta bunun

baş aktörü olabilmektedir. Uzun sözün kısası, Allah insana, zor günlerde

birbirlerine destek versinler diye merhamet duygusunu bahşetmiştir. Fakat insan

gerektiği yerde şefkatini ve merhametini kullanmaz ve işler hale getirmezse bu

duygu onda körelir. Artık bu kişi insanlığından bir şeyler kaybetmiştir.

Son yıllarda bireysel ve toplumsal şiddetin

yaygınlaştığını ve insanların adeta patlamaya hazır vaziyette yaşadıklarını

görmekteyiz. Bunun en büyük nedeni insanların şefkat, merhamet ve empati

duygularının zayıflamasıdır. Küresel kapitalizm, varlığını sürdürebilmek için

kendine uygun bir insan prototipi çiziyor ve bunu araçları ile destekleyerek

hayata taşıyor. Öyle ki artık birbirlerini destekleyen ve yardımlaşan bireyler

değil rekabet eden ve tartışan bireyler revaçta görülüyor. Tasavvur edilen kişi

sadece kendisi için yaşıyor, diğerlerini varlığını sürdürebilmek için birer

araç olarak görüyor. Dolayısıyla, ötekinin acını hissedemeyen, ötekinin

mutluluğuna sevinemeyen bencil bir nesil ortaya çıkıyor.

Empati yeteneği zayıflayan bir kişi, önce merhamet

duygusunu kaybediyor Bu çok büyük bir kayıptır. Zira başkalarının halini

anlayamayan insan, insanlıkta eksiktir Modern insanla teknolojinin hiç

girmediği yerli kabileler arasında bir karşılaştırma yapılmış ve modern insanın

şiddet eğiliminin daha fazla olduğu görülmüştür. Çünkü kapitalizm, bencil

doyumsuz ve rekabetçi bir insan prototipi üretiyor. Bu insan, şefkat ve

merhamet duygularını kaybettiğinden öfke kontrolü konusunda cılız kalıyor.